17 Mayıs 2026 Pazar
Bu yazımda ülke gündeminden çıkıp uluslararası gündeme yönelik önemli bir konuyu, küçük olmasına rağmen Ortadoğu coğrafyasına kafa tutan İsrail’i bir şeytanın biyografisini anlatmak istiyorum.
İsrail, kabul edelim ki özellikle savunma sanayi ve istihbarat teknolojisiyle boy ve cüssesine göre çok hacimli işlevselliğiyle asimetrik ve bir o kadar etkin bir devlet.
Yaklaşık 10 milyon nüfusu ile İstanbul’un neredeyse yarı nüfusuna sahip olan bu ülke ülkesel etkinliği ile çevresindeki zengin Arap varlığına rağmen onların aksine birçok alanda tarım, bilgisayar teknolojisi ve özellikle savunma ve istihbarat teknolojisinde, nükleer silah kapasitesi de dahil birçok alanda bölgesinde asimetrik bir güce sahip olduğunun bilinmesi gerekiyor.
Ortadoğu coğrafyası 2011’de Tunus’tan başlayan Arap Baharına muhatap olurken İsrail, bölgeye kaos oluşturan bu yılları kendini yeniden güncelleyerek birçok alanda sessiz sedasız potansiyelini daha da arttırarak geçirdi.
Bu koşullar İsrail için adeta bir ‘’ kuluçka devresi’’ işlevi gördü. Bu sayede yeni yeni çalışmalarla ‘’ istihbarat üretme potansiyelini’’ güçlendirip güncellerken, bazı verileri düşmanları BAE başta dünün Arap devletleri ile paylaşıp üstüne üstlük ABD’yi de üstüne salarak İran’ı etkisizleştirme de kullandı.
İstemesek de İsrail’in sinyal istihbaratı üretme kapasitesi, istihbaratta süreç mimarisi ve insan yetiştirme düzeni önemli bir başarı hikâyesinin parçasıdır aslında…
Zayıflık gibi görünen nüfus azlığını, yüzölçümünün küçüklüğünü, bölgesinin müzmin hale gelmiş güvenlik zafiyetlerini nasıl fırsata çevirdiğini görmek oldukça düşündürücü aynı zamanda dehşet verici.
Geçmişten günümüze geliştirdiği istihbarat üretme kapasitesi İsrail’e iki alanda fayda sağladı.
Bunlar, belirsizliklerin hızla arttığı, devletlerin parçalandığı bir süreçte yani koşulların hızla değiştiği ve güvenlik risklerinin örgütlere geçtiği bir dönemde, kendini olası sürprizlerden korumak yanında özellikle siber alanda, devasa ve aşırı karmaşık sofistike kapasite inşası ile dünyada önemli bir pazar oluşturmasına kapı araladı.
Yani klişe istihbarat potansiyeli, köklü ve güçlü istihbarat geçmişi İsrail’i, bir de buna coğrafyanın belirsiz koşulları eklenince etki alanının gelişmesini ve genişlemesini sağladı.
1950’lerin başında ilk kez bilgisayarı etkin bir şekilde kullanan İsrail istihbaratı, bu yeteneğini sürekli geliştirdi. 1980’lerden itibaren dünyanın değişen güvenlik koşulları ile kendi istihbarat ihtiyaçlarının merkezine tank, top gibi yakın menzili etkileyen düşük etkili konvansiyonel askeri ihtiyaçlar yerine hava gücü ve hava savunma sistemini öne alan ve bunlar üzerinden “terör / kontrol edilecek devletler” sistematiğini merkezine yerleştirilmeye başladı.
Özellikle dinleme, izleme ve gerektiğinde imha etme stratejisine altlık oluşturma şeklinde olduğu gibi…
Bilgi ihtiyacının artması dolayısıyla yeni çözümlemeleri de beraberinde gerektirdi. Bu sorunu giderme son yıllarda 18-25 yaş arasında 2-3 yıl gibi zorunlu askerlik yapan, teknolojiye hâkim kadın ve erkek askerlerin bir bölümünün yeniden ve farklı eğitimden geçirilmesiyle çözülmeye çalışılıyor.
Ayrıca İsrail Savunma Bakanlığı, askerlik öncesi lise düzeyindeki öğrencilerine normal ders saati dışında ayrıca kurslar vermeye başladı. Böylece siber ve istihbarat personel havuzu askerlik öncesinde oluşturulmaya çalışılıyor.
Bugün, “Birlik 8200” adı altında elektronik istihbarat birimi, “akademik platforma” dönüşmüş ve bu birimde askerliğini yapan “elektronik istihbarat çalışanı” sayısı 20 bin civarında olduğu biliniyor. İsrail ordusunun tüm mevcudunun 175 bin olduğu düşünülürse, istihbarata verilen önem itibarıyla bu sayı bir hayli yüksek görünüyor.
Bu kapasite inşası askerlik bitiminde sivil hayata geçildiğinde de özellikle, özel sektörde yeni fırsat alanları yaratıyor. Yani askerliğini bitirip ayrılanlar öğrendikleri yeni şeylerin yanında mevcut yetenek ve kapasiteleriyle özel sektörde ya kendi yüksek teknoloji şirketlerini kuruyor ya da birlikte oldukları asker arkadaşlarının bir şirketine girerek kazandıkları donanımlarını burada değerlendiriyorlar. Askerlikte her alandaki eğitim ve kurdukları bağlar, yetenek, tecrübe, takım ruhu sayesinde siber alanda önemli mesafe alıyorlar.
Birçok kaynağa göre, bugün sadece New York’ta, askerliğini Birlik 8200’de yapmış 400 kişi ileri teknoloji alanında kendilerine ait 350 şirkette çalışıyormuş.
Siber güvenlik öyle bir alan ki dünyada birçok devlet özellikle Arap ülkeleri teknik, sinyal veri toplama, manipülasyon ekipmanları için geçmişi düşündüğümüzde dünün en paralı müşterileri arasındaydı.
Görüldüğü üzere İsrail coğrafya ve nüfus olarak küçük bir ülke ancak gücü ve potansiyeli tam tersi oranda asimetrik bir aktivasyona sahip olduğunu gösteriyor.
Havayı iyi kokluyorlar, biliyorlar ki bölgesinde güçlü olmanın yolu devletlerin güvenlik ve mahrem bilgilerini ele geçirerek şantaja varacak uygulamalara yönelik bilgilere sahip olmaktan ve bu bilgilerin her türlüsünü elde tutmaktan geçiyor.
Hepimiz biliyoruz ki bugün ABD başta birçok ülkede, İsrail diasporasının finans ağlarının oluşturduğu başta medya gücü olmak üzere Hollywood sinema sektörü ve ülke siyasetlerini etkileme gücüyle ülke yönetimlerini elinde tutan yönlendiren etkisiyle dünyada önemli bir etki sahibidir İsrail devleti.
Özellikle ABD devlet yönetimi göbek bağı ile bağlıdır İsrail’e… Cumhuriyetçi veya demokrat başkanlar, fark etmek hangi yönetim gelirse gelsin birinci önceliği İsrail’i korumak ve onu savunmaktır.
Bugün istemese de ikinci kez İran’a saldırmasının asıl nedeninin Epstein dosyalarında adı geçen Trump’ın ‘’pedofili’’ profili olduğunu, ABD’deki İsrail diasporasının Epstein dosyasını şantaj olarak kullanıp Trump’ı zorunlu olarak İran savaşına soktuğunu unutmamak gerekiyor.
İşte İsrail istihbarı ve şantaj ağıyla böyle tehlikeli bir terör devletidir. Yahudilerin bugün dünya toplumları bakış açısıyla değerlendirdiğimizde Hitlerden süregelen mağduriyet algısı değişmiştir. Artık kimse hiçbir devlet hiçbir toplum İsrail’in mutlak mağduriyet hikayesini dinlememekte herkes bunun abartılarak ezberletilmiş bir klişe olduğunun düzmece bir algı mühendisliği proje ve projeksiyonu olduğunun farkındadır.
Dediğim gibi içinde bulunduğumuz zaman şeytanı ifşa etti. Artık bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. ABD başta batı lider ve yönetimlerinin İsrail’i önceleyen bir politikayı sürdürme aksı değişti ülkelerin toplumları da dahil dünya yeni bir makasa geçti.
Dini kaynaklar, şeytanın son arzusunun kıyamete kadar kendisine verilen mühlet ile insanoğlunu cehenneme hazırlamak olduğunu ifade eder. İsrail işlediği büyük günahları ile kendi halkını dünyadaki cehenneme hazırladığının farkında mıdır bilmiyoruz ancak gittiği her yerde itilip kakılması hakaretler edilerek aşağılanması dünyadaki cehennemi yaşıyor olması bakımından altı çizilmesi gereken bir mesele olarak görülmelidir.
Kahramanmaraş’taki facia, ülke olarak hepimizin içimizi acıttı.
Bildiğiniz ‘’ ruh üşümesi’’ yaşadık millet olarak.
Her biri daha 11-12 yaşlarında ülkemizin, geleceğimizin umudu çocuklarımız…
Ayla öğretmenlerinin, zarar görmesinler diye kendini siper ettiği çocuklarımız…
Ve ailelerin gözyaşları, yıkılan umutları… Hep birlikte böyle bir acıya tanıklık ettik.
Doğrudur savunma sanayinde iyi yerlere geldik, iyi silahlar ürettik, iyi hastaneler, iyi yollar, iyi binalar yaptık.
Savunma sanayini, yolları, binaları büyütelim derken değerlerimizi büyütmeyi, toplumumuzu güçlendirmeyi en öneli şeyi -çocuklarımızı- ihmal ettik. Bu kazanımlarımızla övünürken iyi bir gençlik yetiştiremedik bizi biz yapan değerlerimizi ıskaladık güçlü bir toplum yapısı inşa edemedik.
Son zamanlarda küçük çocuklarımıza yönelik olarak sosyal medya zararları karşısında yeni önlemler almaya, güvenli bir platform oluşturma çabasına girdik. Girdik girmesine de biraz geç kaldık galiba.
İşin acı tarafı bunu Avusturalya, Yeni Zelanda, Fransa, İngiltere gibi batı değerleri kategorisinde yer aldığını düşündüğümüz ülkeler yapıyor diye başlattık.
Eğer küçük çocuklara erişim kısıtlaması karşısında toplumsal bir tepki gelirse ‘’ bakın batı da aynı önlemleri alıyor’’ diyelim diye bu alana yönelik çalışmalara eğilir olduk.
Biz niye hep başkalarına bakarak onların yaptıkları uygulamalar üzerine bir çalışma inşa etmeye çalışırız?
Bizim kendi aklımız kendi vizyonumuz kendi çalışma programımız yok mu ki başkalarına bakarak iş yapmaya çalışırız sürekli?
Sosyal medyanın bu tür zararlı içerikleri düne kadar yok muydu bugün mü musallat oldu bu bela başımıza?
Ben şundan eminim ki bugünlerde yaşadıklarımız, acılarımız, gözyaşlarımız aslında ‘’ aile temelli’’ sorunlar.
Ailede ebeveynlerin çocuklara karşı tutum ve davranışları, çocuk yetiştirme, hayata hazırlama kabiliyetlerinin yetersizliği ile ilgilidir. Özellikle annenin rolü çocuk yetiştirmede olağanüstü bir faktördür.
Baba, evi geçindirmek için gün boyu dışarıdadır anne ise belki gün boyu belki bir işte çalışıyorsa mesai saatleri dışında hep evde olma gibi bir mecburiyeti vardır.
Çocuklarla birlikte en fazla ev mesaisi harcayan veya harcaması gereken anne ise bu işte en fazla sorumlu annedir. Zira baba özellikle erkek çocuklara rol model olma özelliği ile öne çıkarken, eve ekmek getiren ailenin karnını doyuran işçi arı gibidir.
Böyle bir aile portesinin yanına ilave etmemiz gereken en önemli şey ise kendilerini iyi yetiştirmiş, ‘’inanç, ahlak, millilik’’ gibi manevi değerlerle kişiliklerini perçinlemiş iyi bir ebeveyn tablosudur.
İşte bu kompozisyon, milli ve maneviyatı yüksek bir nesil inşa etmede belki de en önemli fotoğraftır. Ancak gelinen düzlemde böyle bir fotoğrafı oluşturacak kompozisyonu henüz ülke olarak yaratamadık.
Bu çocuk caninin ne kadar iyi eğitimli, manevi değerlere sahip ebeveynleri vardı bilemiyorum. Ancak benim bildiğim tüm bu özelliklere sahip olsanız da eğer çocuğunuzu ihmal ediyor onu yalnızlaştırıyorsanız yaşadığımız sonucun değişmesi yine muhtemel görünmüyor. Asıl olanı ne kadar özellikli olursanız olun başkaları sizin çocuğunuza sahip çıkmadan sizin çocuğunuza sahip çıkmanız sizin onu sahiplenmeniz sizin onu yalnızlaştırmamanızdır ona rol model olmanızdır.
Okul baskınları sonrası doğan ölümleri sadece batıda olan, batının maneviyat eksikliğine bağlayan bir hadise olarak görürken bugünlerde önce Şanlıurfa’da sonrasında ise Kahramanmaraş’ta görmeye benzer acıyı bizlerde hissetmeye başladık.
Artık okullar güvenli, çocuklarımız güvende değil. Yakın çevremden biliyorum mutsuz ailelerin, vasat okullardaki çocukları tehlikelerin eşiğinde. Birçoğu uyuşturucu batağında, ailesine karşı isyankâr.
Kahramanmaraş’taki cinayet işleyen çocuk beş silah ve yedi şarjörle nasıl okula girdi? Okul kapıları yol geçen hanı mı? Güvenlik nerede?
Geliyorum diyen böyle bir felaket karşısında okul yönetimi neredeydi? Niçin bu çocuğu takip ederek gerekli önlemleri almadı?
Sorulacak o kadar çok soru beklenen o kadar çok cevap var ki…
Ben şunu bilir şuna inanırım ve hep şunu savunurum: ‘’Büyük ve müreffeh bir ülke, güçlü bir gelecek, idealist bir nesil inşa etmek istiyorsanız buna öncelikle çocuklarınızı inşa ederek başlamanız gerekiyor.’’ Tabi işin vahametini bilen bilinçli bir ebeveyn ve özellikle annenin kontrolünde… Sonrasında ise zihin değişimi zaten kendiliğinden gelir.
Zira bugün çocuklarınızın üzerinde ne kadar durup ne kadar hassasiyet gösterdiğiniz gelecekte nasıl bir gençlik nasıl bir ülke hayal ettiğinizin de ipuçlarını verir.
İktidar, ülkeyi inşa edip dönüştürürken artık geleceğin kolonlarını oluşturan yeni nesli de inşa edip dönüştürecek sistemler geliştirmeli bu alana özel önlemler almalıdır. Yoksa bu ülke ile birlikte bir nesil avucumuzun içinden kayıp gider.
Başımız sağ olsun Türkiye’m!
Siyaset, insan vücuduna benzer bir organizmadır.
Siyasal organizma bazen siyasal bünyede kendisine uyum sağlayamayan organın vücuda zarar verme olasılığına karşı tepki gösterir ve onu bünyesinden atmak ister. Bu organ uyumsuzluğun sebebi doku reddidir.
Türk siyasetinde son yıllarda Özgür Özel ile genel başkanı olduğu CHP arasında bir organ uyuşmazlığı mevcut. Benzer bir uyuşmazlık eski genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile parti arasında da mevcuttu. İşte bu uyumsuzluk nedeniyle CHP anatomisi onu 2023 seçimleri sonrası kendi bünyesinden sistem dışına iterek devre dışı bıraktı.
Gelinen noktada son yıllarda muhalefet özellikle ana muhalefet penceresinden bakıldığında bu ülkede ciddi bir siyasal lider eksikliği bir nevi ‘’ kaht-ı rical’’ dönemi yaşıyoruz. Bu eksikliğin nedeni belki iktidar tarafında Erdoğan gibi güçlü bir siyasal liderin siyasetin çıtasını çok yükseltmiş olması belki uzun yıllara sarih siyasi tecrübenin getirdiği siyasetteki ustalığı belki de gittikçe güçlenen vizyonel duruşu karşısında ana muhalefetin düşük profilli siyasal öncülerinin liderlik perspektifindeki vasıfsızlıklarının getirdiği semptomlardan kaynaklanıyor olabilir. Ancak kesin olan bir şey var ki oda bu ülke muhalefet veya ana muhalefet yönüyle son yıllarda ciddi bir lider yetersizliği yaşıyor.
Toplum olarak tüm bu eksiklikler yetersizlikler anlaşılabilir sineye çekilebilir. Ancak toplum olarak sineye çekemeyeceğimiz bazı şeyler vardır ki buda siyasetteki ahlaki çürümedir.
Bugün ülke kamuoyu, siyaset yönüyle bir ahlaki çürümeden ana muhalefet CHP’de yaşanan ayyuka çıkan siyasi çürümeden bahsediyor.
Ancak daha vahim olanı CHP’de bugün yaşanan şeylerin siyasi bünyesinde bir siyasal ahlak sorununu depreştirmiş olması, bu durumun gittikçe müzmin hale gelmesi böyle şeylerin artık sıradanlaşması olağan görünüyor olmasıdır.
Düşünebiliyor musunuz ülkenin en kadim partisi, kuruluşuyla bir asrı deviren CHP, son yaşanan olaylarla ahlaki ve siyasal çöküşle birlikte bir kurumsal çöküşe doğru dolu dizgin yol alıyor.
Son bir yılı aşkındır yolsuzluk, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma; bugünlerde ise taciz ve seks skandalları ile çalkalanıyor. Ve neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Tüm bunlar ortada iken asıl sorun, CHP parti yönetimin bunu bir sorun olarak görüp bir ahlaki refleks geliştirip gerekli önleyici veya yok edici tedbirleri alması gerekirken tam tersine ahlaksızlığı örtbas etme gayreti içinde belediye rögarlarının pisliğini CHP genel merkezinin temeline akıtıyor olmasıdır.
Sorun çeyrek asır veya daha uzun yıllara sarih kazanılan İstanbul, Ankara, Bursa, Uşak gibi il belediyeleri ve birçok ilçe belediyelerinde elde edilen başarının yolsuzluk, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma taciz ve seks skandalları ile riske edilerek hoyratça kullanılıyor olmasıdır.
Bu hoyratlık, belki yıllar içinde biriken ‘’ histerilerin’’ kontrol edilemeyen arzu ve davranışların dışa vurumu, ahlaki direnişin pis arzulara teslimiyeti, kirli duyguların akla mantığa karşı zaferiydi belki…
Ancak asıl sorun alanı CHP gibi 103 yıllık bir partinin ‘’tek adamlık, jakobenlik, elitistlerin partisi’’ imajının birde ‘’ rüşvetçi, hırsız, tacizci’’ nitelemelerle yaftalanması, zihinlerden zor kazınacak bu tür olgulara teslim olmasıydı.
Böyle şeyler nasıl olabiliyor nasıl sahip çıkılabiliyor diye sorabilirsiniz belki ancak yaklaşık 3 yıl önce genel başkan Özgür Özel’in partinin başına nasıl hangi entrikalarla geldiğini bir düşünün?
Balık, baştan kokarmış. Kılıçdaoğlu’na rağmen Özgür Özel’in genel başkan olarak parti koltuğuna hangi entrikalarla oturduğunu, ondan önceki genel başkan Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Baykal’a rağmen parti genel başkanlığı koltuğuna hangi kumpaslarla oturduğunu hepimiz biliyoruz. Bunların hepsi birer sakat doğumdu. Eğer çocuk, sakat doğmuşsa sakat olarak yaşamaya devam eder. CHP’nin en büyük şansı kök doğumun sakat olmamasıydı. Kök doğum sakat değilse sonraki doğumlar kesip çıkartılarak parti yeni doğumlara yeni başlangıçlara hazır hale getirilebilir. Bunu yapacak olanda nihayetinde CHP seçmenidir.
Buda ancak gelinen noktada Erdoğan karşıtlığına evrilen ideolojik radikalizmin, her ne pahasına olursa olsun temiz siyaseti esaret altına almamasıyla her ne olursa olsun partinin temiz kalmasını sağlamakla kirli siyasete fırsat tanımamakla olur.
Bu yapılmazsa parti genel merkez ve yöneticileri, belediyelerden gelen gayri ahlaki olarak rüşvet, yolsuzluk ve usulsüzlüklerle besler ve yemlerseniz parti genel merkezide bu ahlaksızlık ve cinsel istismarlar karşısında buna göz yumar, gerektiğinde bu ahlaksızlığı savunur hale gelir.
Hadi genel merkez yöneticileri, bunları savunan bazı gazeteciler bunlardan nemalanıyor ve savunuyor olsun CHP tabanı bu pisliği nasıl görmezden geliyor nasıl savunuyor bunu anlamak, anlamlandırmak mümkün değil.
İşin en ilginç tarafı ise birçoğu kadın olan gazetecisi ve yazarıyla CHP seçmeni, seks skandallarında adı geçen belediye başkanlarına bu ahlaksızlıklar karşısında ahlaki duruş sergileyerek tepki göstermek yerine, bu pisliği nasıl elinize yüzünüze bulaştırıyorsunuz veya tüm bunları daha gözden uzak tenha bir yerde yapamaz mıydınız, serzenişine tanık olmamızdır.
Eski genel başkan Kılıçdaroğlu yalancı yani ‘’mitoman’’ yönüyle eleştirilirdi. Ancak hiçbir zaman ‘’yolsuzluk, rüşvet, taciz, seks skandallarına’’ göz yummak gibi bir ahlaksızlıkla eleştirilmedi. Hakkını teslim etmek lazım kendisi de bu yönüyle temiz yaşadı böyle uçuk kaçık şeylerin içinde hiçbir zaman olmadı.
Ancak Özgür Özel CHP’si öylemi?
Bugün 103 yıllık CHP, ülkenin siyasi organizmasında bir doku reddi yaşıyor. Özgür Özel, CHP’yi ülke siyasetinden ‘’eksize etme’’ ülkenin siyasi organizmasından kesip çıkarma sürecine doğru götürüyor.
Gelinen noktada yönettikleri kentlerin tıkanan rögarlarının pisliği Söğütözü’ndeki parti genel merkezine akarken genel başkan Özgür Özel’, pisliği kamufle edeyim derken eline yüzüne bulaştırdığının, 2026’ın 9 Eylül’ün de 103.yılını devirecek CHP’nin ayaklarına sıkarak kötürüm ettiğinin Türk siyasetinde topal ördek yaptığının kısaca 103 yıllık CHP’nin ‘’son tetikçisi’’ olduğunun farkında değil…
Devam eden ABD-İsrail-İran savaşı, Ortadoğu coğrafyasını yeni bir kırılma eşiğine getirdi.
Körfez ülkeleri kendi güvenlik doktrinlerini bugüne kadar ABD himayesi ve şemsiyesi altında şekillendirmişler, savunma mimarilerini trilyonlarca dolar para akıttıkları ABD teslim etmişlerdi.
Gelinen noktada bu ülkeler sözde kendi üzerlerine kurulu sandıkları güvenlik şemsiyesinin aslında kendi üzerlerine değil de ‘’İsrail’’ üzerine kurulduğunu anladıklarında büyük bir hayal kırıklığı ile yüzleştiler. Yıllarca hayalini kurdukları bu boş beklentiyi İran füzeleri kendi üzerlerine yağarken daha iyi anladılar.
İşte bu yüzdendir ki savaş sonrasında ABD’ye trilyonlarca dolar akıtan Arap ülkelerinin ABD’nin ‘’İsrail öncelikli’’ dış politikalarına karşı artık ABD’den olabildiğince bağımsız kendi güvenlik mimarilerini yeniden şekillendirme sürecine gireceklerini önümüzdeki günlerde daha da net göreceğiz.
Arap ülkelerinin hemen hepsinde üsleri bulunan ABD’nin buradaki kendi üslerini bile koruyamadığı ortada iken bu üslerin kendi ülkelerinin de varlığını tehlikeye sokması Arap ülkelerini kendine getirirken daha önceleri ABD’nin körfezdeki en önemli müttefiklerinden ve en büyük üssünün bulunduğu Katar’a İsrail saldırısı karşısında İsrail’in bunu bir özürle geçiştirmesi Katar, başta diğer Arap ülkelerini düşünmeye sevk etmişti.
Dolayısıyla gelinen noktada ABD’ye trilyonlarca dolar para akıtıyoruz İsrail bize saldıramaz İran karşısında ise ABD bizi her koşulda korur algısı bu asimetrik savaş ile çökmüş durumda.
ABD-İsrail-İran savaşının gelecekteki en büyük çıktısı büyük ihtimal şu olacak…
Bilindiği gibi daha önce diğer körfez ülkelerince Katar’a yönelik bir abluka ve operasyona kalkışılmış bunlar karşısında Türkiye, duruma müdahale ederek bu oyunu bozmuş ve bu yönetimi devirmeye yönelik kalkışmayı engellemiş Katar yönetimini devirme operasyonu başarısızlığa uğratıldıktan sonrada Türkiye ile Katar arasında savunma iş birliği anlaşması yapılmıştı. Bunun yanında yakın zamanda ise Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında oluşturulmaya çalışılan savunma paktı ile yeni bir adım atılmıştı. Bugün ise gelinen noktada devam eden bu savaş sonrasında yukarıdaki sorunun cevabı olarak bu savaşın en önemli çıktısı değişik zamanlarda yapılan bu güvenlik iş birliklerinin savaş sonrasında daha da genişleyerek içinde Bahreyn-Kuveyt-Umman-Ürdün belki BAE’nin de olabileceği tek çatı etrafında yeni bir güvenlik mimarisin doğacak olmasıdır.
Daha önceleri yazılarımda zaman zaman dile getirdiğim ‘’ İslam NATO’su’’ formatında İslam ülkelerini tek çatı altında bütünleştirecek üye ülkelere bir koruma kalkanı oluşturacak liderliğini gelişmiş savunma mimarisiyle Türkiye’nin yaptığı bir yapılanmadan bahsetmiştim.
Yaşanagelen bu savaşla birlikte bu güvenlik paktı ileride yaşanması muhtemel, uluslararası hukuk, ahlaki kural, insani norm ve değer tanımaz İsrail tehdidi karşısında Suudi Arabistan başta İslam ülkeleri arasında şu an konuşulmaya başlanmış olması bu güvenlik yapılanmasının somutlaşacağı yönünde önemli emareler taşımaktadır.
Burada lider ülke olarak Türkiye’yi öne çıkaran en önemli unsurlardan ilki bölge ülkelerinin güvenlik mimarisini yeniden şekillendireceğine inanılan savunma sanayindeki gücü ve buna bağlı caydırıcılık potansiyeli olduğu tartışmasızdır.
Türkiye’yi öne çıkartan diğer husus ise Türkiye’nin kendilerini ABD ve Batı gibi kullanmayacağı yönündeki güven veren ‘’ itibarı’’ ve bunu değişik zamanlarda ispatla teyit ettiren düşünce algılarıdır.
Batı tarafından öncelikle 1.dünya savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa üzerinden, 1945 ikinci dünya savaşından sonra ise ABD öncülüğünde Ortadoğu coğrafyasının kanı emilirken aynı zamanda bölgedeki Suudi Arabistan başta diğer Arap ülkelerinin silah almaları karşılığında kendilerine koruma taahhüdü verilmiş olmasıydı.
Ancak bu ülkeler hiçbir zaman İsrail karşısında ABD yanında öncelikli olma hakkına sahip olamadılar. Öncelikli olma hakkı trilyonlarca para akıtmalarına rağmen ABD’nin ve gelmiş geçmiş tüm ABD başkanları yanında hep İsrail’in oldu.
Ta ki bugün bölgesel savaşa dönüşme eğilimi yaşanan ABD-İsrail-İran savaşına kadar ancak bunu çok geç anladılar.
Türkiye artık coğrafyasında; belirginleşen savunma sanayisi, daha da geliştirdiği diplomasi yeteneği, köklü ve kadim devlet geçmişinin getirdiği birikimi ‘’ güvenilen ve saygı duyulan’’ ülke potansiyeli ile aranılan bir ülke pozisyonuna geldi.
Bir de İran’ın bölgedeki hakimiyet ve hareket kabiliyeti budandığı düşünüldüğünde öne çıkan ülke olarak önümüzdeki yıllarda oluşturulacak yeni güvenlik mimarisinin kurgulayıcısı ve koruyucu aktörünün Türkiye olacağı tartışmasız ve kaçınılmaz görünüyor.
Köpeksiz köyde değneksiz gezmeye alışmış ayrıca Türkiye gibi bir ülkenin çeyrek asırdır geliştirdiği yüksek savunma stratejisi kazanımları karşısında bir ‘’sırtlan tedirginliği’’ yaşayan İsrail’in en büyük korkusu ‘’ topraklarını genişletmek’’ amaçlı temel devlet politikasının, Türkiye öncülüğünde bölgenin diğer devlet unsurları ile oluşturulması muhtemel bu yeni güvenlik paktı mimarisi karşısında sekteye uğrayacağını düşünmesi bunu düşündükçe kendi ülke coğrafi sınırları dışında adım atamaz hale getirilmesi paranoyasıdır.
Sıradanlık, ortaya sıra dışı bir şek koymadan vasatlığa biat etmenin adıdır.
Gelecek için sıradışı olmak sıra dışı çabalara ilgi duymak gerekiyor?
Neden mi?
Ülke olarak son çeyrek asrı bir tarafa bırakırsak o kadar çok zaman kaybettik ki geleceğe dönük büyük manevra alanları açmaya…
Gelinen noktada savunma teknolojisi başta birçok alanda deyim yerindeyse ülke olarak bir ‘’kabuk değişimi’’ yaşıyoruz.
Daha büyük olmanın daha büyük oynamanın yolu ‘’ sıfır’’ rakamı ile hiçbir zaman ilgi alanınız olmamalıdır.
Zira sıfır etkisiz elemandır. Ancak önünü beslerseniz bir karşılık üretir.
Eğer sıfır ilgi alanınız olursa büyük hedefleri gerçekleştiremeyeceğiniz gibi geleceğin uzay teknolojisinde büyük idealler ortaya koyamazsınız.
Örneğin bilgi yerine hep teamülü öncelerseniz vasatlıktan öte gidemezsiniz.
Çünkü vasatlık, olağanüstü başarılar yerine sıradanlığa boyun eğmektir.
Vasatlık bir teamül haline gelir ve vasat idarecinin vasat çalışanı, vasat patronun vasat işçisi, vasat öğretmenin vasat öğrencisi olduğunu bir düşünün ortaya vasat bir kamu yönetimi, vasat bir şirket ve vasat bir eğitim sistemi çıkar ve vasatlık bu ülkenin kaderi olur.
Dolayısıyla vasatlığın getirdiği sıradanlığı terk edip sıradışılığı yakalamanın yolu elimizdeki sosyolojiyi iyi kullanarak bir ‘’büyük ülke’’ ideal ve iddiasının idrakine sahip insan yetiştirmek var olan mevcut potansiyelimizi ise iyi ve yerinde kullanmaktır.
Bilgili ve bilinçli bir toplum inşa etmek mevcutlarımızı iyi kullanmak, kazanımlarımızı iyi değerlendirmekten geçer.
Bir makalede okumuştum.
Toplumumuzun %2’sinin sıradışı zekalılardan oluştuğunu okumuştum.
Bu oran yeni büyük dönüşümlere aç bir toplum için oldukça iyi bir insan rezervi kazanımı.
Peki bizler böyle değerlerimizi yeterince kullanabiliyor muyuz?
Bugüne kadar sorun bu %2’yi ne kadar ne ölçüde eğittiğimiz ile ilgiliyken, bundan sonrasında bu oranı nasıl en iyi şekilde eğiteceğimiz ile ilgili olmadır.
Eğer bu kazanımı olağanüstü olarak eğitir sıra dışı hedefler yükleyerek sıradışılıkla beslerseniz ülke olarak sıradışı bir sıçrama yaparsınız.
Yok sıradışı işler yapsın umuduyla sıradanların sistematiğine dahil ederseniz köreltir toprağını beğenmemiş bir fidan misali gelişimini durdurur bir süre sonra ise kurutur yok edersiniz.
Yani küresel rekabette her defasında ‘’kırık çöpü çeker’’, her defasında hayal kırıklığı yaşarken küresel rekabetin at başı koştuğu bir evrende birçok şeyi ıskalar nefes darlığı çeken hasta misali olduğunuz yere yığılır kalırsınız.
Gelecek, üstün kabiliyetli, yetişmiş, zeki çocuklarımızı sıradışı alanlara yönelterek onlara tüm imkanları sunan çabaların ışığında şekillenecek.
Bilmemiz gereken şudur ki bugün çocuklarınızı, gençlerinizi ülke için nasıl hazırladığınız, gelecekte nasıl bir ülke hayal ettiğinizin de ip uçlarını verir.
Bunun yolu sıradışı düşünüp sıradışı gençlerle sıradışı işlere cüret etmekte yatıyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.