a
İsmail Şimşek

İsmail Şimşek

14 Temmuz 2026 Salı

SON HESAPLAŞMA…

SON HESAPLAŞMA…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünyanın en kadim coğrafyasında doğu ve batının bu geçiş noktasında var olmanın ayakta durmaya çalışmanın mutlak bir bedeli vardır. Eğer bu coğrafyada varlığınızı sürdürmek ayakta kalmak menüde değil masada olmak istiyorsanız bu coğrafyanın dayattığı ağaçları yerinden sökecek sert kasırgaları göğüslemeye hazırlıklı olmalısınız.

İbn-i Haldun’un ifadesiyle; ‘’Coğrafya Kader’’ ise bu kaderi çekeceğiz.

Coğrafyası cömert uluslar, şımarık olur, derler.

Onun içindir ki bu coğrafya ne İskandinav coğrafyasına ne de Kıta Avrupası coğrafyasına benzer. Bu coğrafya sırtlanların avını parçalamak için fırsat kolladığı varlığın kan ve gözyaşı ile muhafaza edildiği bir coğrafyadır.  Hiçbir şeyi altın tepsi ile sunulmadığı bu coğrafyada elde edilecek her şey ancak bedel ödenerek elde edilebilir. Anadolu’yu ebedi yurt olarak tescil ettiğimiz Malazgirt’ten emperyalizmle son kapışmamız istiklal savaşımıza, 15 Temmuz ve  bugüne hep bir bedel ödeyerek geldik.

24 Temmuz 1923, Lozan Antlaşması… Bağımsızlık savaşıyla emperyalizm ve uşaklarına karşı kendi ellerimizle verdiğimiz bağımsızlık mücadelemizin siyasal bağımsızlık ile perçinlendiği önemli eşik…

15 Temmuz 2016… Yaklaşık 93 yıl sonra ilk kez emperyalizm kuşatmalı ciddi bir müdahaleyi yine millet olarak kendi çıplak ellerimizle tanklara, uçaklara karşı koyuşumuzun bu girişimi ters yüz edişimizin yıldönümü. Bu kez karşımızda ne emperyalizme payandalık eden Yunan ordusu ne de Ermeni ve Rum çeteleri vardı. Bu kez ne acı ki karşımızda bizim gibi görünen, bize ait bildiğimiz CIA güdümlü kucaktan kucağa gezen iş birlikçi bir örgüt vardı.

Çok şükür ki, bugün CIA, NATO destekli, iç merkezli hain darbe teşebbüsünün 10.yılını geride bıraktık. 10. yılı geride bırakmasına bıraktık da kaybettiklerimiz sadece koca 10 yıl değildi. Kaybettiklerimiz 251 şehit yanında; ellerini, kollarını, ayaklarını ve hatta vücut bütünlüğünü kaybetmiş 2196 gazimizdi.

Emsali görülmemiş bu dirilişi ve karşı koyuşu; millet olarak ne 27 Mayıs 1960, ne 12 Mart 1971 muhtırasında ne de 12 Eylül 1980’de askeri vesayete karşı gösterebildik.

Maalesef tüm bu iç acıtan tecrübelerden aldığımız dersler bizi zihin dünyamızda öylesine tecrübe etti öylesine olgunlaştırdı ki;  vaktiyle her şeyiyle dışa bağımlı bir ülke olmanın getirdiği dış müdahaleye açık acziyet görüntüsü, beraberinde muhalefet destekli ordu ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Menderes’in çaresizliği, 1960 ihtilaline zemin hazırlarken 56 yıl sonra son çeyrek asra damgasını vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan öncülüğünde ki lider bazlı meydan okuma manifestosu millet olarak bizi bu darbe teşebbüsüne kayıtsız bırakmadı.

2012 yılı Şubat’ın da ki MİT kriziyle başlayan, dershaneler olayı ile patlak veren 17/25 Aralık yargı darbesi ile belirginleşen ve zincirin son halkası olarak 15 Temmuz 2016 darbe girişimini hazırladı.

Dış odaklı diyorum, çünkü darbe girişimi; PENTAGON, CIA ve NATO destekli müstevli bir çabaydı ve darbe saatlerinde   sessiz kalan darbe engellendikten sonra yüzde seksen beşini ABD’nin finanse ettiği NATO’dan gelen ‘’ muhataplarımız başarısız oldu’’açıklaması oldukça manidardı. Ayrıca ABD’nin, darbe girişimi başarısız olduktan sonra sabaha karşı açıklama yaparak ‘’ üzüntülerini belirtmeleri’’, Almanya başta bazı Avrupa ülkelerinin darbenin ertesi günü açıklama yapmaları darbeden bir ‘’ beklenti eşiğinin’’ varlığını teşhir ediyordu.

O günlerde BAE, Mısır, Suudi Arabistan gibi düşük demokrasi profilli birçok Arap ülkesinin darbe yanlısı pozisyonlarının nedeni ise bir İslam ülkesi olmanın yanında coğrafyasında demokrasi merkezi olmasının getirdiği yumuşak güç donanımı ve Arap baharı yanlısı politikasıyla kendilerini güç duruma düşüren Türkiye’den bir intikam alma uhdesiydi. Dolayısıyla ABD, AB ve NATO gibi bu darbe girişimine ‘’aş erdikleri ‘’bilinen bir gerçekti.

Dolayısıyla, 2010 yılı aralık ayında Tunus’ta başlayıp Libya, Mısır ve Suriye de etkisini hissettiren Arap baharı rüzgârı; BAE, Mısır, Sudi Arabistan, Bahreyn gibi demokrasi paradoksu yaşayan otoriter ülkeleri korkutmasının ve darbeye destek vermelerinin diğer bir nedenini ortaya koymaktadır.

Ayrıca Almanya başta bazı AB ülkelerinin, ABD ve dolayısıyla NATO’nun; Ortadoğu’daki çıkarlarına aykırı gördüğü hükümeti devirme planlarını içerideki FETÖ menşeili ‘’ beşinci kol’’ terör örgütünü kullanarak desteklemeleri, darbe teşebbüsünün içeriden kendiliğinden gelişen bir girişim olmadığını belli güç merkezlerinden desteklendiğini de gösterdi.

Millet olarak emperyalizm ve uşağı işbirlikçi beşinci kol örgütleri ve bu faaliyetleri sonsuza dek devre dışı bırakılmak isteniyorsa kendi iç çekişmelerimizi veya oy devşirme stratejimizi bir tarafa bırakmak tek yumruk olarak dünyaya meydan okumak için hala geç değil.

Yoksa bu kafayı değiştirmeden iktidara gelmek, oy devşirme uğruna FETÖ benzeri ayrılıkçı terör örgütlerine cesaret verici telkinlerde bulunmak, dışarıdan yanlarındaymış gibi bir izlenim vermek devleti ayakta tutan 2.250 yıllık sütunlarımıza balyoz vurmakla eşdeğerdir.

Siyasi hesaplarla FETÖ ve benzeri örgütlere oy uğruna tevessül etmek, yalnızca iktidarı çökmesi muhtemel binanın molozları altında bırakmayacak aynı zamanda siyasi olarak buna zemin hazırlayan herkesi çöküntü altında bırakacak beraberinde her karışı kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş bu kadim ülkeyi emperyalizmin masasına meze yapacaktır.

Emperyalizmle son hesaplaşmayı millet olarak bertaraf ettik. Ancak bu hesaplaşma bu kadim coğrafyada var olduğumuz sürece devam edecek, yapay sarsıntılarla üzerinde yürüdüğümüz düzlemden aşağıya atmaya çalışacaklar ancak bizler sağlam durmaya yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

Şahadete yürüyen 251 şehidimize rahmet, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyorum.

Bu vatan size minnettardır!

 

Devamını Oku

Milli Takım Uçakla Değil Otostopla Ülkeye Dönsün!

Milli Takım Uçakla Değil Otostopla Ülkeye Dönsün!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Büyük ümitlerle dünya kupasına gönderdiğimiz milli takım, daha ilk iki maçında Avusturalya ve Paraguay’a yenilerek kupaya veda etti.

Şampuan ve banka gibi önemli prestij ve gelir sağlayıcı havalı reklamlarla önemli gelirler elde eden bu mecrayı iyi kullanan bazı milli takım oyuncularının iş futbola gelince maalesef bu kadar mahir olamadıklarını görüyoruz.

Oysa adlarına şarkılar yazılan kupaya giderken büyük coşkuyla her platformda seslendirilen şarkılarla ABD’ye uğurladığımız milli takım oyuncularının hiçbir şeyi hak etmedikleri gibi beceriksizlikleri 24 yıl sonra gelen umudu yerle yeksan ederek Türk milletini hayal kırıklığına uğrattıklarını, şahsen büyük hayal kırıklığına uğradığımı ifade etmek istiyorum.

Son çeyrek asırdır ‘’ öğrenilmiş hatta kanıksanmış çaresizliğimizi’’ yenerek önemli bir özgüven inşa ettik. Birçok alanda hatta voleybol, basketbol vb. gibi sporun birçok dalında ilk 3’e oynuyorken futbolda öğrenilmiş çaresizliğimizi bir türlü kıramadık bu alanda özgüveni bir türlü yakalayamadık.

Ve gelinen noktada futbolda makus talihimize yine yenildik. Bu millet bu sonucu hiçbir zaman hak etmedi hak etmiyor.

Bir yerlerde bir eksiklik bir beceriksizlik olduğu kesin. Ya uzun dönemli planlamalar yapamıyor ya da oyuncularımız milli hassasiyetlerini yitirmiş korkak futbol oyunuyla bir özgüven yetersizliği yaşıyor.

Hadi milli hassasiyetiniz olmadığını görüyoruz peki aldığınız ciddi derecedeki primin hakkını verin.

2002 dünya kupasında ülkemizi üçüncülüğe taşıyan takımın yıldız oyuncularından İlhan Mansız’ın bir röportajında; ‘’bizim zamanımızda prim yoktu, başarıyı namus meselesi görürdük’’ ifadesi bugünkü yaşadığımız hezimette neyin eksik olduğunu açıklıkla ifade etmektedir.

Gelinen noktada ay yıldızlı formanın terini aldıkları prim kadar dökemeyenlere geri dönüş için uçak tahsisi israftır haramdır.

Adını ilk defa duyduğumuz ‘’ yeşil burun adaları’’ gibi ülke futbolcularının inanmışlığına bakında kendinizden utanın.

İşte bunun içindir ki buradan futbol federasyonuna sesleniyorum: ‘’ Siz uçakla dönün ancak milli takım oyuncuları otostop’’ yaparak ülkeye dönsün.

 

 

Devamını Oku

İçimizdeki Uzaklar…

İçimizdeki Uzaklar…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dönüşürken, dönüştürmek bir iddia işidir.

Zaman tünelinde geriye doğru otuz belki kırk yıl öncesine bir yolculukta dün ile bugünü mukayese ettiğinizde zamanla birlikte beklenti ve önceliklerin niteliğinde de bir değişim ve dönüşüm yaşandığını görürsünüz.

Misal,1980 öncesinde vatandaşın önceliği; evde siyah beyaz televizyon, sokaktan temin edebileceği ise gaz yağı, tüp, şeker, yağ kuyrukları idi. Devir stokçuların karaborsacıların devriydi. O dönemde siyaset, vatan sathında koalisyon ve iç çatışmalarla uğraşırken, yaşanan yönetsel yetersizlikler nedeniyle önceliği karaborsacılara rağmen vatandaşın yağ, şeker, tüp vb. gibi temel ihtiyaçlarını giderebilmekti.

Yanlış duymadınız. Siyaset 80 öncesinde bunlarla uğraşıyordu. Bugün bizlere tuhaf gelse de tüm bunlar dünün paradigması olarak bu ülkenin gerçekleriydi. Vatandaşı için tüm bunlar bugün sıradan görülse de karşılığı bildiğimiz nitelik tanımına uymayan o dönemin toplumsal öncelikleriydi. Derken bütün bunlar aşıldı. Öncelikle birlikte önceliğin niteliğinde de değişiklikler oldu.

Özal’lı yıllar gelip çattı.1983’te iktidara gelen ANAP, gelişiyle birlikte birçok şeyi değiştirdi dönüştürdü. Ülkede değişim rüzgarları yaşanmaya başladı. Gaz yağı, şeker, tüp ve yağ kuyrukları sıradanlaşıp temel ihtiyaçlar olarak yerine otururken öncelikli ihtiyaç olmaktan çıktı yerini dışa açılımla birlikte teknoloji transferleri üzerinden bilgisayarlar, renkli televizyonlar, cep telefonları aldı.

Özal’ın 1993’te ölümüyle birlikte Demirelli yılları yaşadık. Özal’la birlikte kısmen kırılan vesayet muamması Demirel’le birlikte yeniden gündemi işgal etmeye başladı. Ülke bu dönemlerde 28 Şubat’ı yaşadı. Yazılı ve görsel basın marifetiyle Ali Kalkancılar, Müslüm Gündüzler Fadime Şahinler kurgusu gündemiyle rejim tehlikesi bahane edilerek parti kapatma çabaları yoğunlaştı, ayyuka çıktı.

Bu dönemde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Refah-Yol hükümetine dönüşümlü olarak ekonomi profesörü Tansu Çiller’in başbakan olarak görevlendirilmesiyle birlikte ‘’ iki anahtar’’ vaadi vatandaşta büyük bir umut yarattı. İki anahtarla kastedilen ‘’ ev ve araba’’ idi.

Dönem kriz ve kaos dönemi olsa da öncelikler iki anahtar rüyası üzerinden nitelik değişikliğine evrilmişti. Artık çıta yükselmiş beklenti irtifa kaydetmişti.

Ancak ne var ki 1994’teki 5 Nisan kararları ile ülke, beklemediği bir şekilde bir devalüasyon yaşadı. Para pul oldu. Bankalardan alınan krediler faiz oranındaki artışa paralel yükseldi. Vatandaş aldığı krediyi ödeyemez hale geldi. Dövizle borçlananlar geri ödemelerini kat ve kat yüksek meblağlar üzerinden ödemek zorunda kaldılar.

Derken, 2000 yılında dönemin anayasa mahkemesi eski başkanı Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı seçilmesiyle Sezer dönemi başladı. Vesayetin dip noktasıydı bu dönem. Üçlü mutabakatla getirilen Sezer, üçlü koalisyon için ‘’ evdeki hesabın çarşıya uymadığı’’ bir atmosferi yaratmıştı. Anayasa kitapçığının merhum Ecevit’in suratına fırlatılması 2001 krizini doğurdu. Koalisyon krizin derinleştirdiği hasarla uğraşmaktan hükümet vatandaşa bir şeyler sunmada yetersiz kaldı. Dönemin sancılarıyla birlikte MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çıkışı ile birlikte süreç 2002 seçimlerine evrildi.

Ve 3 Kasım 2002 seçimle sonuçları ile ülkemiz Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığında AK Parti hükümetiyle tanıştı. İktidara gelişinin 3.ayında olağanüstü hali kaldırmasıyla değişimin sinyallerini vermişti bile.

Ancak siyasal doktrinlerinde önemli değişiklikler olsa da geçmişte Refah Partisi’nin yaşadığı vesayet koşullarının benzerlerini Ak Parti’de yaşadı. Askeri, Yargı ve bürokratik vesayet başta medya diğer vesayet odaklarıyla mücadele yönüyle bu alanı artık tehlike alanı olmaktan uzaklaştırırken beraberinde büyük dönüşüm ve değişimleri de ihmal etmedi.

Kabul edelim veya etmeyelim bir kırılma noktası yaratan iktidar partisi ülke milli geliri 2002’de 238 milyar dolar iken, tam 7 kat büyüterek bugün 1,6 trilyon dolara dayandı. İhracat 36 milyar dolar iken, bugün 275,8 milyar dolara ulaştı. Hazinenin döviz rezervi 8 kat arttı. Ulaşımda, sağlıkta, savunma sanayinde, sosyal politikalarda önemli mesafeler alındı. IMF’ye olan 23,3 milyar dolar borç 14 Mayıs 2013 tarihi itibarıyla bu dönemde ödendi.

Vesayetin ilk kırılmaya başlandığı 2007’den itibaren gelinen noktada Türkiye’nin bölgesel güç olması, kendi kararlarını alabilecek yetkinliğe tekamülü batıyı rahatsız etti. Dış ve iç operasyonlarla terörün belini kırması, başlarını dışarıya çıkartamayacak hale getirerek inlerine hapsetmesi, portatif terör örgütleriyle müdahaleye alışmış olan içimizdeki ve uluslararası güç odaklarını ambale etti.

Bugün geldiğimiz noktada tüm bunları neredeyse çeyrek asırda gerçekleştiren AK Parti ‘’ sıradanlığı’’ siyaset çöplüğüne hapsederken, özgüvene dayalı ‘’ sıra dışılığı’’ siyasetin bir parçası haline getirdi.

Bir nevi ideolojik bağlamlı klasik siyaseti başarılarıyla kötürüm ederken, hep laf üreterek siyasette başarıyı yakalamış eski alışkanlık siyasetini yani ‘’ slogan siyaseti’’ Türk toplumuna teşhir ederek durumu idare etme tarz tipi siyaseti itibarsızlaştırdı.

Biri bu iktidarın ve Erdoğan’ın Türk toplumuna kazandırdığı en önemli şeyi iki sözcükle ifade et dese ‘’özgüven inşası’’ derim.

Türk toplumunun zihniyetini, fikir kodlarını dönüştürürken beraberinde muhalefetin bu güzergahtaki klasik siyaset algısını değiştirirken dönüşümüne alan açtı ve siyaset çıtasını çok daha yükseğe taşıyarak proje ve hizmet bazlı siyaset üretmeden bu hedefe ulaşılamayacağı algısını muhalefetin zorunlu alanı haline getirdi.

Ayrıca bunun yansımasını muhalefetin eski alışkanlıklarını yıkıp vatandaş odaklı düşünme, slogan değil proje ve hizmet siyaseti üretme paradigmasındaki değişikliklerinde göremesek de en azından buna zorlandıklarına tanık olduk.

Bu yazımda siz saygıdeğer okurlarım için geçmiş zaman olur ki diyerek içimizdeki uzaklardan  bugünlere dair bir fikir sörfü yapalım istedik.

 

 

 

Devamını Oku

Ben Kemal Geliyorum!

Ben Kemal Geliyorum!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İstinaf mahkemesi sonunda kararını verdi ve CHP için mutlak butlan kararı çıktı.

4-5 Kasım 2023’te yapılan Özgür Özel’in CHP’ye genel başkan seçildiği 38.olağan kurultayı iptal etti.

Bu kurultayla CHP’nin 8.Genel Başkanı seçilen Özgür Özel,  mahkemenin verdiği bu kararla yaklaşık iki buçuk yıllık şaibelerle geçen genel başkanlık serüveni sanki hiç yaşanmamış gibi sona erdi.

Sanki bir rüyaydı yaşındı bitti.

O artık sıradan bir Manisa milletvekili…

İyisiyle kötüsüyle eğrisiyle doğrusuyla eksiğiyle fazlasıyla ortada bir yargı kararı var. İçimize sinmeyebilir kızabilir hatta öfkelenebiliriz.

Ancak bu kararı tanımıyorum demek hukuk sistemine karşı eylem bazlı alternatif arayışlar içinde olmak partiyi tüm bu yaşatılanlardan sonra daha da dibe çeker.

Geçmişe dönük bunca örnek varken bu yola tevessül etmek ciddi zarar verir siyasete…

90’lı yılların ikinci dönemini hatırlayalım. Tam kaos yılları…

Askeri vesayet yanında yargı ve medya vesayetinin zirvede olduğu toplumları ayrıştırdığı yargının medyadan servis ettiği gazete kupürleriyle döneminin iktidar ortağı olmasına rağmen önce Necmettin Erbakan’ın Refah partisi  sonra Refah partisinin kapatılmasıyla yerine gelen Recai Kutan’ın Fazilet partisi irtica yuvası olduğu düşüncesiyle nasıl kapatıldığını,  27 Nisan 2007’de asker tarafından dayatılan e -muhtıra ve 367 garabetini yine gazete manşetleri delil olarak kullanılarak AK Partiyi kapatma girişimlerini iktidar partisi olmasına rağmen kesilen hazine yardımlarını hatırlayalım. O dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu  yargı kararlarını eleştirdi ancak tanımıyorum uymayacağım demedi. Devlete zarar gelir düşüncesiyle devletin mahkemelerine karşı aşağılayıcı bir dil kullanmadı.

Tabi gelinen noktada mahkemece verilen bu mutlak butlan kararının ciddi sonuçları olacağı ortada.

Bu mutlak butlan kararına göre 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38.kurultay hiç yapılmamış kabul edilecek, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi olduğu gibi CHP yönetimini devralacak.

Yani 38.kurultayla işbaşına gelen Özgür Özel ve ekibinin parti tüzel kişiliği altında yaptığı her şey yok hükmünde sayılacak alınan kararlar geçersiz sayılacak, son iki buçuk yıl için hiçbir şey yaşanmamış kabul edilecek.

Akşam üzeri verilen karara karşı parti meclisinden direnme kararı çıktı. Bu şu demek Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi parti genel merkezine gelirse içeriye sokulmayacak darp edilme pahasına içeriye alınmayacak.

Biraz tanıyorsam CHP’yi bu fırtına çok sürmeyecek kısa zamanda bugün kasırga gibi uğultu yapanların önemli bir kısmı kısa zamanda yüzleri okşayan melteme dönüşecektir.

CHP’de parti aidiyeti partiye sadakat partiyle illiyet bağı güçlüdür. Çünkü CHP bir kimlik partisidir ve CHP kimliği kendi seçmeni için önemlidir.  Ancak bunu parti genel başkanları veya partiyi yöneten kadrolar için söyleyebilmek mümkün değildir. Parti liderleri değişir buna paralel olarak liderlere bağlılıkta değişir. Bir nevi kral öldü yaşasın kral mantığı hakimdir parti tabanında…

DEM partide de parti kimliği öne çıkar ancak sağ partilerde parti kimliği yoktur. Lider kimliği önceliklidir. İşte bundan dolayıdır ki CHP 103 yıldır değişimlere uğrasa da CHP kimliği altında bütünleşme artmış %30’lara son yerel seçimlerde %37’lere çıkmış hiçbir zaman %25’in altına düşmemiştir.  Birde sağ partilere bakın tek başına iktidar olmuşlardır ancak parti kimliklerini koruyamayarak erimiş ve yok olmuşlardır.

2024 yerel seçimlerinde iktidar partisi emekliye zam yapmadığı için yaklaşık %10 civarı kendi seçmen tabanı sandığa gitmemiş AK Parti’yi ikinci parti yapmıştır. Aynı şeyi CHP iktidarı yapmış olsaydı CHP seçmeni buna bir gerekçe bulur sandıktan şaşmazdı. Ana muhalefet partisi CHP’nin son bir yılda siyasette yaşattıklarını AK Parti yaşatmış olsaydı AK Parti anketlerde dibe vururdu. Geçmişte CHP tabanının hep sağ seçmen için vurguladığı ” bağnazlık” kavramı aslında kendi ideolojik perspektiflerinin bir parçası olduğunu yukarıda ifade ettiğim argümanlarla desteklemiş oluyoruz.

İşte bunun içindir ki CHP’de CHP kimliği tartışma konusu olmaz ancak genel başkan veya liderlere bağlılık CHP’lilik kimliği kadar tavizsiz değildir. Değişime göre değişir  koşullara uyum çabuk gelişir ve gerçekleşir. Sağ partilerde lidere sadakat ve bağlılık öncelikli iken CHP’de lidere değil partiye sadakat öncelikli ve ön plandadır.

Mesela CHP’de histeri düzeyde iktidar olma hevesi vardır. Bu histerik heves iktidarı elde ederek olabildiğince iktidar nimetlerinden faydalanmak üzere kurgulanır. Yoksa CHP’nin kuruluş kodlarını bir tarafa koyarsak bir ülke davası veya büyük Türkiye iddiası yoktur.

Gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nun 2,5 yılık süreçte parti genel başkanlığına aş erdiği partinin başına gelmesi durumunda neler yapabileceğini ince ince hesap ettiği düşünüldüğünde parti yönetimini bir daha İmamoğlu ve Özel gibilere bırakmayacağı düşünüldüğünde dava-çıkar ilişkisinde tercihen gelecek seçimde yerlerini garantiye almak isteyecek milletvekillerinin Kılıçdaroğlu’nun etrafında toplanacaklarına birlikte şahitlik edeceğiz.

Kılıçdaroğlu’na telefon ve ziyaret trafiğinin hız kesmediğine partiye geldiğinde karşı kitlenin içeriye sokmama çabalarına karşı kendi yandaşı milletvekillerinin bu engellemelere karşı hamlelerine tanıklık edeceğiz.

İfade ettiğimi gibi CHP’de partiye vefa vardır lidere vefa yoktur sadece çıkar vardır.

Hatta son gelen haberlere göre Özgür Özel’in çevresi yavaş yavaş boşalmaya başlamış bile. Kılıçdaroğlu’nun telefon trafiği artmış ve telefonları susmuyormuş.

Bu arada Özgür Özel’de ilk hamlesini yapmış kararı Yargıtay’a taşımış. Kılıçdaroğlu boş durur mu oda ilk hamlesini yaparak Yargıtay’a başvuru yapan avukatları azlettiğini söylemiş.

Son günlerde tıpkı vahşi batının kovboy filmlerini aratmayacak bir düelloya tanıklık ediyoruz.

Yani demem o ki dünlerde Kılıçdaroğlu’na şans tanımayanlar gelse bile artık ondan bir şey olmaz diyenler bugün araziye uyum sağlama peşinde konutunun etrafında dolaşıyorlar onunla kontak kurabilmek için fırsat kollama çabasındalarmış.

Son haberlere göre Kılıçdaroğlu’nu arayıp tebrik telefonu açan milletvekillerinin sayısı 100’u devirmiş bile…

Lidere Vefa, CHP için İstanbul’da bir semtin isminden öte bir şey değildir.

Dediğim gibi atomu parçalamak CHP’de vefa aramaktan daha basittir.

Güç, işte böyle bir şeydir. İstisnalar dışında insanoğlu fıtratı gereği güce yatar. Gücün kendisine sağlaması olası fırsatlarına kapı aralamak ister.

Son günlerde sosyal medyada bir Kemal Kılıçdaroğlu repliği ortalığı kasıp kavuruyor.

Rahmetli Kemal Sunal ve Cüneyt Arkın’ın filmlerinden alıntılanarak ” Kemal” karakteri üzerinden güldürücü ve bir o kadarda eğlendirici bir repliği paylaşım yapmışlar. Replikte telefon avizesini kaldıran Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu hiç beklemedikleri şekilde karşı telefondan şu sesi duyuyor: ‘’ Ben Kemal, geliyorum!’’

Bu sesi duyan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun paçaları tutuşuyor tabi…

Devamını Oku

HUKUK mu GUGUK mu?

HUKUK mu GUGUK mu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Guguk kuşunun vefasızlığını ve ihanetini hemen hepimiz okumuşuzdur.

Guguk kuşları, genellikle kulaçlaya yatıp yavrularını çıkarmak yerine onun adına böyle bir görevi üstlenecek yuvasına yumurtalarını koyacağı saf bir dağ bülbülü arar.

Ve bir gün gözüne kestirdiği bir dağ bülbülünü pür dikkat izlemeye başlar. Sabırlı bir bekleyişten sonra dağ bülbülünün bir boşluk anını yakalar ve çaktırmadan yumurtalarını onun yumurtalarının arasına karıştırarak yuvasına bırakır. Nereden geldiğini anlamadığı bu guguk kuşu yumurtasını kendi yumurtalarından biri zanneden dağ bülbülü,  diğerlerinden önce çıkan Guguk kuşu yavrusunu kendi yavrularından birisi zannederek beslemeye başlar.

Beslemeye başlar başlamasına da asıl sorun bundan sonra başlar. Zira Guguk kuşu yavrusu, kendi varlığına tehdit gördüğü yumurtadan sonradan çıkan dağ bülbülünün yavrularını anne dağ bülbülünün olmadığı bir zamanda yuvadan aşağıya atar ve  kendisini besleyip büyüten dağ bülbülüne, bencilliğinin getirdiği hırsla yavrularını aşağıya atıp öldürerek karşılık verir. Kendisine altın tepsiyle sunulmuş mücadelesiz yaşamı, dağ bülbülüne hileyle aldatmacayla ihanet ederek öder. Konumuz dağ Bülbülü ve Guguk kuşu yavrusunun hikâyesi ve ihaneti değil elbette.

CHP’de Özgür Özel’in genel başkan seçildiği 38.olağan kongreyi hepimiz hatırlıyoruz. CHP’nin kendi içinden eski Hatay belediye başkanı Lütfi Savaş gibi isimler ve bazı delegeler bu seçimde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla ilgili dava açmış seçimin iptalini, hükümsüz sayılmasını talep etmişti. Ankara 42.Asliye Hukuk Mahkemesi yerel mahkeme sıfatıyla 24 Ekim 2025 tarihinde davanın reddine karar vermiş dava istinafa taşınmıştı.

CHP’nin bu 38.kurultayında eski İstanbul belediye başkanı İmamoğlu ve ekibi, şu an yargılandıkları davanın da sebebini oluşturan yolsuzluk ve usulsüzlüklerle elde edildiği iddia edilen paraların belli bir kısmını pavyon gibi akla en son gelebilecek yerlerde kurultay delegelerine dağıtarak seçimi kazanmış Özgür Özel’i genel başkan seçtirmişti. Seçtirmişti seçtirmesine de son ana kadar seçimi kesin kazanacağını sanan Kemal Kılıçdaroğlu’na olmuştu olan.

Kemal Kılıçdaroğlu, saf dağ bülbülü misali Özgür Özel ve İmamoğlu gibi  Guguk kuşlarını  partiye kazandırmış, özellikle Özgür Özel’i  yanına almış yıllarca onu grup başkan vekili sıfatıyla yanından ayırmamıştı.

Ekrem İmamoğlu gibi Türk siyasal tarihinin gördüğü en tehlikeli ismi AK Parti’de kapı aşındıran AK Parti’nin daha o zamanlar tehlikeli görüp içine almadığı böyle bir ismi önce Beylikdüzü ilçe başkanı sonra Beylikdüzü belediye başkan adayı  en son ise İstanbul Büyükşehir belediye başkan adayı yapan belediye başkanı olmasına vesile olan Kemal Kılıçdaroğlu, bu hatasıyla hayatının en büyük ihanetini yaşamıştı.

Tabi sonuçta insan neyi yaşatırsa onu yaşarmış. Kılıçdaroğlu’da rahmetli Baykal’a Guguk kuşu gibi davranmış oda benzer bir entrikayla CHP’nin başına geçmişti. Muhtemelen diğer iki Guguk kuşu Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’da aynı şeyi düşünmüş olmalılar ki kafalarında kurguladıkları ihaneti Kılıçdaroğlu’na da yapmakta bir sakınca görmediler.  Artık entrikaların, iç mücadelelerin, kumpasların olağan hale geldiği sıradanlaştığı CHP’de,  yarın bir başkasının Özgür Özel’e, en güvendiği etrafındaki isimlerden birileri tarafından aynısı yaşatılırsa sakın şaşırmayın. Zira karşımızda ihanetin, her türlü dalaverenin kırıla gittiği bir ana muhalefet gerçeği var.

38.kurultayın reddine yönelik dava istinafta ve Mayıs’a bu aya ertelendi demiştik. Karar ne zaman çıkar nasıl sonuçlanır bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey işin, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu gibi Guguk kuşlarının bir taraflarının ‘’yusufçuk ‘’ çekeceği bir sürece gidiyor olmasıdır.

Tabi bu kurultayın iptaline yönelik ‘’mutlak butlan’’ kararı verilirse koca parti ellerinden gittiği gibi ellerindeki tepe tepe kullandıkları konforunda gidecek olmasıdır bu çırpınışın gerekçesi. Dolayısıyla ortalık toz duman olurken  bu toz duman içinde ortada ne Özgür Özel ne İmamoğlu ne de Mahir Başarır gibi CHP’yi tepe tepe kullanan bir güruhun kalacak olmamasıdır bu telaşın sebebi. Zira seçim iptal edilir seçim öncesindeki kadro yani Kemal Kılıçdaroğlu başta kurmay ekibi yeniden partinin başına gelirse bunların tamamı partiden tasfiye edilirken kesin ihraç mekanizması sonuna kadar işletilecektir muhtemelen…

Bugün Ankara’nın adliye koridorlarında Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu tarafları birbirlerini davayı belli bir duruma çekmek için kovalarken aynı zamanda bu koridorlarda hâkim, dışarıda cumhur ittifakı tarafından siyasetçi kovaladığı düşünülürse mutlak butlan kararı verilmesi yönünde bir durum sadece CHP içinde değil kamuoyunda da bu sonuç satın alışmış gibi görünüyor.

Gelinen noktada mutlak butlan kararı çıkması, bir kırılma noktası bir milat olacak Türk siyaseti ve adaleti için. CHP’nin bu 38.olağan kongresinde mutlak butlan kararının çıkması niçin önemli derseniz.

Bu kongrede para karşılığında şahsiyetler, iradeler ‘’ pavyonlarda’’ satın alınmış olması yanında İstanbul’da yapıldığı iddia edilen yolsuzlukların bir ucu bu seçim sonucuna dolayısıyla CHP gibi 103 yıllık bir partiye bulaştırılmış olması Türk siyaseti için acı bir durumu yansıtırken  siyasetin bu girdaptan çıkması için Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle CHP’nin arınması, entrikalarla anılan partinin itibarlı bir düzleme yeniden çekilmesi gerekiyor.

Burada mutlak butlan kararı çıkması niçin önemlidir derseniz şunun için önemlidir.

  • Hukuk, tereddüt etmez. Ederse devlet zafiyete uğrar. Zira devletin dini adalettir.
  • Bu bir tercih olmamalıdır. Bu hukukun kendi varlığını koruma imtihanıdır.
  • Hukuk, toplum tepki verir, birileri rahatsız olur, ortalık karışır diye geri adım atmamalıdır.
  • Verilecek karar, hukukun var olup olmadığının manifestosu olacaktır.

Bugün bir siyasi parti için hukuk teğet geçilirse yarın herkes kendi hukukunu kendisi belirler kendi mahkemesini kendisi kurar. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ifadesiyle ‘’hukuk adamları önlerine gelen dava dosyasının kapağına bakmaz içindeki delillere bakar.’’

Örneğin, Gülistan Doku cinayetinde sanık, valinin oğlu diye nasıl örtbas etme yoluna gitmediysek, valinin bu cinayeti gizleyen tarafı olduğu iddiası karşısında devlete zeval gelir düşüncesiyle tutuklanması için inisiyatif ortaya koymamış olsaydık insanlar kendilerine ‘’ adaleti mahkeme salonlarında mı aramalıyız yoksa sokaklarda mı?’’ sorusunu sormazlar mı?

Gelinen noktada her şey ortada iken taraflı tarafsız her kesimden kamuoyu, buna kongrenin iptal edilmemesini isteyen mevcut CHP yönetimi dahil karar lehlerine olsa da bu ‘’ hukuk mu guguk mu?’’ sorusunu sormazlar mı?

Ya hukuk galip gelecek yuvadan atılanlar Guguk kuşları olacak yada yuvadan atılan dağ Bülbülü olacak Guguk kuşu ihanetinin bedelini yuvada kalmaya devam ederek ödemiş olacak.

 

Devamını Oku