a
Firdevs Eylül Şimşek

Firdevs Eylül Şimşek

07 Mart 2026 Cumartesi

Yeni Nesil İnşaat Trendi ‘’Entegre Yaşam Projeleri’’

Yeni Nesil İnşaat Trendi ‘’Entegre Yaşam Projeleri’’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 Firdevs Eylül ŞİMŞEK / Mimarlık Öğrencisi

Özellikle nüfus yoğunluğunun doyma noktasına geldiği büyükşehirlerde yeni çözüm yolları arayışı hız kazanıyor.

Dolayısıyla mega kent nüfus yoğunluğunun çok hızla artması, yaşam sürelerinin uzaması da düşünüldüğünde mevcut altyapı ve ulaşım sistemlerinin yetersizliği ciddi bir baskı yaratırken buna bağlı zaman kaybı, günlük yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel sorunların başında geliyor.

Bu durum yeni inşaat projelerinin gündeme alınmasını tetiklerken ‘’ konut, ofis ve sosyal alanları’’ bütünleştiren entegre yaşam projeleri ile ‘’yaşam, çalışma ve sosyal aktivite’’ üçlüsünü bir araya getirerek kent içi ulaşım gerekliliğini azaltmayı hedefliyor.

Doğru planlanan böylesi projeler sadece ihtiyaca mimari bir çözüm sunmakla kalmıyor; aynı zamanda sosyolojik ve ekonomik yönüyle de bir dönüşüm potansiyeli taşıyor.

Geleceğin kentlerinin; bugün olduğu gibi işlevselliklerinin ayrıştırıldığı değil entegre edildiği zamandan tasarruf sağlayan ve bütüncül planlama anlayışıyla kurgulanmış yaşam alanlarıyla şekillenmesi öngörülüyor.

Bugün olduğu gibi konut, ofis ve sosyal alanların birbirinden ayrışık şekilde konumlandığı geleneksel şehir modeli her gün milyonlarca insanı aynı saatlerde yollara çıkararak yoğunluğu artırıyor.

Buna karşılık entegre yaşam projeleri; yaşam, çalışma ve sosyal alanları entegre ederek zorunlu yolculuk mesafelerini ortadan kaldırırken araç kullanımının azalması, toplu taşımanın daha verimli hale gelmesi, yaya hareketliliğinin artması ve karbon emisyonunun düşmesi bu modelin öne çıkan avantajları arasında yer alıyor.

Geleneksel tek fonksiyonlu alanların günün belirli saatlerinde boş kalmasına karşın, karma kullanımı öngören entegre yaşam projeleri gün boyu nefes alan yaşayan bir kent dokusu örneği sunuyor.

Geleceğin kent mimarisinde öne çıkması düşünülen bu entegre yaşam projeleri hem ekonomik sürekliliği desteklerken hem de kamusal güvenlik açısından daha dengeli bir yapı sağlıyor.

Karma kullanım projelerinin tasarımında iyi planlanmış bir proje, şehir içinde kendi dinamiklerini üreten bir mikro-ekosistem oluşturuyor ve farklı kullanıcı profillerini aynı sistem içinde buluşturuyor.

İklim krizi, trafik yoğunluğu ve sosyal kopukluk gibi küresel sorunların etkisiyle, karma kullanım projeleri artık bir trendden öte sürdürülebilir şehirler için stratejik bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.

Gelinen noktada entegre kullanım projelerinin artık bir tercih değil, kentler için zorunluluk haline gelirken yerel yönetimler konseptinde bugün hala trafik sorununu yeni yollar yaparak çözebileceğimizi düşünüyoruz.

Oysa sorun, ulaşım değil, planlama meselesi.  Neden mi?

Çünkü konutu bir yere, ofisi başka bir yere, sosyal yaşam alanlarını ise tamamen farklı bir bölgeye konumlandırdığımızda insanları her gün yollara çıkmaya mecbur bırakıyoruz. Bu da zaman kaybını, karbon emisyonunu ve yaşam kalitesi düşüşünü beraberinde getiriyor.

Oysa entegre kullanım projeleri bu parçalanmış yapıyı bir araya getiriyor. İnsanların çalıştığı, yaşadığı ve sosyalleştiği alanları bütünleştirdiğinizde zorunlu hareketlilik azalırken kent içi mesafeler kısalıyor ve şehir nefes almaya başlıyor.

Gelinen noktada inşaat projeleri tasarlanırken sadece bina olarak değil bir yaşam projeksiyonu olarak da kurgulamak gerekiyor.

Geleceğin mega kentlerinde daha fazla yola değil daha doğru planlamayla entegre kullanım modelleri ile yaşamı ayrıştırmak yerine birlikte yaşamı daha merkeze alan bir kent vizyonu öngörüyor.

 

Devamını Oku

Tevazu, Kibrin Panzehridir

Tevazu, Kibrin Panzehridir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

                    Firdevs Eylül ŞİMŞEK / Mimarlık Öğrencisi

Küçümsemek, böbürlenmek yani dünyayı kendisi ve ötekileri olarak kategorize edip ötekileri olarak düşündüklerine; davranışlarıyla, sözleriyle, egosuyla kendi dünyasında yaşam hakkı tanımamak bir nevi yok saymaktır ‘’ kibir’’

Aslında bir nevi böbürlenmenin haddi aştığı noktada bu sıfat kullanılır. Belki her böbürlenme kibir olmayabilir ama her kibir, mutlak böbürlenme barındırır.

Elbette başarınızla övünebilir, yeteneğinize güvenebilir ve bunlardan gurur duyabilirsiniz bunlar çok normal şeylerdir. Ancak bunları yaparken ötekine tepeden bakmaya onları böcek görmeye başlamışsanız, kerameti sadece ve sadece kendinizde görmeye başlamışsanız kibirden söz ediyoruz demektir.

Kibir bir nevi narsist ruhun bedenden çıkıp eylemle vücut bulmuş halidir.

Örneğin emir kipiyle konuşuyor talimatlar veriyorsanız bu bir kibir alametidir.

Tutumu kibir olanın, kendine bakışı zaman içinde narsistleşir ve “kendisine tapar” hale gelir.

Şeytan zaten kibri yüzünden lanetlenmedi mi kibri yüzünden cennetten kovulmadı mı?

İşte bu yüzdendir ki şeytan; “kibir, benim en gözde günahımdır” diyor.

Kibir öyle bir duygu durum bozukluğudur ki dünyada firavunlar saltanatlarını devirmiş kralları iktidardan düşürmüş yönetimlerini yerle yeksan etmiştir.

Kibir özünde iki tür derde yol açar.

Birincisi çevresiyle ilgilidir. Etrafını incitir, başkaları adına karar vermeye onlar adına konuşmaya onların yerine düşünmeye başlar.

İkincisi ise kendisiyle ilgili kendisine verdiği zarardır. Gerçekle gerçeklikle bağı zayıflar, karar süreçlerindeki hataları kişiyi alacakları kritik kararlarında kör ederken sosyal bir varlık olan insanı toplumsal yaşamında yalnızlaştır.

Bazen yolum bir mezarlık güzergahından geçer. Bir an düşünürüm.

Bu dünyadan kibirleri ile ne insanlar geldi geçti. Ama şimdi birçoğu çaresizce sınandığı, kibirleriyle yaşadığı veya yaşattığı günahın hesabını vermek için o çetin günün hesabını bekliyor.

İnsanoğlu fıtratı gereği iki yönüyle yaratılmıştır.

Birincisi sevgi dilini konuşan tevazu yönüyle en muhteşem bir varlık olması yönüyle meleklerden bile üstün olma vasfı ile diğeri ise kötülük ve kibir hastalığıyla bu dünyayı çekilmez kılan tavrıyla şeytani bir varlık olması yönüdür.

Bazen düşünürüm.

Verdiğimiz bir nefesi geri alacağımız garanti değilken neden kötüden, kötülükten, yalandan, riyadan besleniriz?

Neden bu dünyayı ben yarattım edasıyla kibri büyüklenmeyi, ben merkezci bir yaşamı hayat hikayemizin ana başlığı yaparız?

Galiba bu insanın yaradılış fıtratının  rahmani ve şeytani boyutunda saklı.

Kâinat KİBİR üzerine değil tevazuyu da içinde barındıran SEVGİ ana başlığı üzerine yaratılmıştır.

Bu yüzdendir ki büyüklenmenin yürüdüğü güzergah kibirse, kibrin panzehiri de tevazudur.

Gücün zekâtını ödemeyip, onu daha fazla güç talebiyle kirletirsek kibir artık tunçlaşır.

Kibir bazen de tevazu paketi içinde de size sunulabilir.

Misal dünyanın en dürüst en namuslu en sevgi dolu en iyi en cömert insanı ‘’benim’’ derseniz ambalajı tevazu görünen içinde kibir barındıran bir ağır bir paketin sahibi olursunuz.

Oruçla nefsimizi terbiye etmeye çalıştığımız şu Ramazan ayında siz siz olun kime nasıl davrandığınıza nerede ne konuştuğunuza neyi konuştuğunuza hangi mesafede konuştuğunuza dikkat edin!

Melekten üstün olmakta sizin elinizde kibrinizle şeytana şapka çıkarttırmakta sizin elinizde…

 

Devamını Oku

Finansal Okuryazarlık

Finansal Okuryazarlık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşamımızı devam ettirmek için paraya ihtiyaç duyarız. Bu kazanımı sürdürülebilir kılmak için ise doğru ve planlı bütçe yapmak zorundayız.

Örneğin henüz sekiz yaşlarında bir çocuğun harçlığıyla okul kantininden ne alabileceğini hesaplaması buna göre tasarruf planı yapması gibi…

Bir ailenin mutfak harcamaları, eğitim harcamaları, kişisel ihtiyaçlar için harcamalar ve tasarruf yapmak için verilen çeşitli kararlar da günlük yaşamımızda almamız gereken finansal kararlardır. Bu kararları bilinçli bir şekilde alabilmek ve bu kapsamda gelir, gider, tasarruf, yatırım, borçlanma, bütçe yönetimi ile finansal risk gibi konular hakkında bilgi sahibi olmak, temel yaşam becerilerinden biri olarak görülen finansal okuryazarlık kavramıyla açıklanabilir.

Finansal okuryazarlık ifade edilen kavram; yatırım, tasarruf, mevduat, kredi, enflasyon, finansal risk gibi temel finansal kavramlar hakkında bilgi sahibi olmak ve kişinin bu bilgileri kullanarak birikim ve harcamalarını bilinçli bir şekilde yapmasını sağlamaya dönük finansal tutum ve davranışlarda bulunabilmesini ifade eder.

Dolayısıyla finansal okuryazarlığın amacı, bireylerin ve toplumun finansal refahını artırmak bireylerin gelir ve gider dengesini daha kolay kurabilmesini sağlamak, satın almak istedikleri ürün ve hizmet seçeneklerini karşılaştırabiliyor olmasını becerebilmesinin önünü açmaktır.

Ayrıca bir birikime sahipse bunu tasarrufa dönüştürebiliyor, yatırımlarını yönetebiliyor, finansal amaçlarına yönelik doğru kararlar veriyor, finansal dolandırıcılık girişimlerine karşı tedbirli olmasıdır.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından birisi olan Standard & Poor’s’un 2014 yılında dünya genelinde toplam 142 ülkeyi kapsayan finansal okuryazarlık konusundaki araştırmasında 150.000’den fazla kişinin finansal okuryazarlığı dört temel kavram bilgisiyle ölçüldü.

Finansal okuryazarlık ölçümünde faiz hesaplaması, bileşik faiz, enflasyon ve risk çeşitlendirmesi olarak dört temel kavram üzerine yapılan araştırmayla dört sorudan en az üç tanesini doğru cevaplayanlar finansal okuryazar olarak kabul edildiğinde ortaya çıkan sonuç dünya genelinde finansal okuryazarlık oranı %33 çıkarken ülkemizdeki finansal okuryazarlık oranı ise %24 olarak kayıtlara geçmiştir.

Bu ölçüm neticesinde oraya çıkan sonuç bu finansal alan hakkında yeterince bilgi sahibi olunmadığı önemi giderek artsa da bireylerin finansal okuryazarlık düzeylerinin gelişmiş ülkelerde de gelişmekte olan ülkelerde de düşük seyrettiğiydi.

Gelinen noktada bireyler kendi başlarına da finansal okuryazarlık seviyelerini artırabilirler. Bunun için öncelikle temel finans kavramlarına hâkim olmaları gerekir.

Bunun yanında düzenli bir harcama/tasarruf planı oluşturmak kişilerin mali durumlarının farkında olmalarını sağlarken finansal gelişmeleri takip etmek de yine kişisel bütçenin doğru bir şekilde oluşturulmasına yardımcı olabilir.

Ülke olarak finansal kurumlarımızın öncülüğünde küçük yaşlardan başlayıp tüm bireyleri bilinçlendirecek bir ‘’finansal okuryazarlık’’ seferberliği başlatılması gerekiyor.

Finansal okuryazar olmak, bireylerin veya ailelerin mevcut bütçelerini daha etkin ve verimli kullanmalarını sağlayarak akılcı yatırımlarla belki birkaç basit dokunuşlarla bütçelerinin genel pastadan aldığı payı büyütmesini sağlarken daha konforlu bir yaşamın kapısını da aralayacağı unutulmamalıdır.

Devamını Oku

Merhamet, Saçakaltı Olabilmektir…

Merhamet, Saçakaltı Olabilmektir…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Firdevs Eylül Şimşek / Mimarlık Öğrencisi

Acımak, vahim bir durum karşısında duygusallığın yoğun yaşandığı, pasif eylemsizlik halidir.

Acıtmamak ise herhangi bir durum karşısında iyi veya kötü bir davranışı eyleme geçirme bir sonuç üretme halidir.

İşte onun içindir ki merhamet acımak değil acıtmamaktır!

İnsan, bedeni kadar değil ruhu kadar insan olduğunu söyler dururuz.

Öyleyse ruhsuz bir bedenin bırakın başkasını kendisine bile faydası olmayan içi kof çürümüş bir ağaçtan ne farkı olabilir ki?

Üstad Necip Fazıl bir ifadesinde; ‘’ Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur’’ der.

Onun içindir ki tomurcuk derdinde olmak, insana insanlığa dair bir şeyler söyleyebilmek bir şeyler verebilmek lazım…

Kafayı kaldırıp şöyle bir etrafa bakıyorsunuz.

İnsanlık kendini tüketen maddenin esiri, popüler olmanın dayanılmaz tutsaklığı ile gittikçe yalnızlaşan bir varlığa dönüşüyor.

Oysa insan, yaratılanın en şereflisi olarak yaratıldığına göre insanı şerefli veya şerefsiz yapan diğer yaratılanlardan üstün veya aşağılık kılan nedir sorusunu kendimize sormamız gerekiyor.

O zaman soralım kendimize insanı şerefli yapan diğer yaratılanlardan üstün kılan şey nedir?

Yaptıkların ve yapacaklarınla Allah’ın razı olduğu/olacağı kul olmak değil midir?

Razı olunan kul olmak nasıl olunur?

Öncelikle iyi insan olunarak veya buna çalışılarak başlamak gerekir.

İyi insan nedir sorusunu sormak gerekiyor kendimize…

İyi insan olmak için önce içinizdeki merhamet duygusunun taçlanması çiçek açması, kendiniz için istediğinizi başkası içinde isteminiz, kendiniz kadar başkalarını başka canları da önemsemeniz düşünmeniz gerekiyor.

Susamış bir kediye su vermek, ayağına diken batmış bir köpeğin dikenini çıkarmak, ayaktaki yaşlı bir insana yer vermek, kör bir insana karşıya geçmesi için yardım etmek, işte bunlar duygusallığın eylemle buluşmuş, merhametle vücut bulmuş halidir.

Aslında bu duyguya vardığınızda karşınızdakini mutlu ettiğiniz ölçüde kendinizin de mutlu olduğunun farkına varıyorsunuz.

Karşınızdaki sert bir insana, karşılık verebileceğiniz sıcak bir tebessümün o insanı nasıl ısıttığını görebilirsiniz.

Zira tebessüm kana karışan en hızlı ilaçtır.

Sonra bunu insan olma odaklı eylemlerinizle buluşturduğunuzda artık farklı bir mecraya geçmiş oluyorsunuz.

İşte o zaman Allah’ın rızasını kazanma, razı olduğu kul olma yolunda meşakkatli bir yola girmiş kendinizden daha fazla başkalarını önceleyerek merhamet yürüyüşünüzü başlatmış oluyorsunuz.

Hani bir İslami tembihimiz der ya ‘’içki, bütün kötülüklerin anasıdır.’’

Merhamette; ‘’ Bütün iyiliklerin anasıdır.’’

İşte onun içindir ki; merhamet, iyi insan olma yolunda en çetin kışları bahara  çevirme, en sağanaklı yağmurlarda ıslatmamak, saçak altı olabilmektir.

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Engel, Zihinlerdedir…

Engel, Zihinlerdedir…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Firdevs Eylül Şimşek / İstanbul Medipol Üniversitesi / Mimarlık

Başarı denilen olgu, kurduğunuz hayale ne kadar inandığınızla ilgilidir.

Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız doğal olarak kendini bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak zorunluluğunu hisseder.

Ancak bir şeyi gerçekten yapabileceğinize inandığınızda, aklınız bunu başarabilmek üzere çözümler bulma konusunda size yardım için çalışmaya başlar.

Zihin ve ruhsal dünyamızda başarabilme, yapabilme çabasına engel olan belli kategorik inançlar bazı inanmışlıklar vardır: Değişmezlik inancına bağlı ‘’böyle gelmiş böyle gider’’ gibi.

Veya etkisizlik inancına bağlı ‘’bir işe yaramaz ki’’;  yetersizlik inancına bağlı ‘’ben kim oluyorum da bu işi yapacağım’’ gibi veya başarısızlık inancına bağlı; ‘’ben bu işi yüzüme gözüme bulaştırırım’’ gibi pasif-agresif ruh halleri olarak çıkar karşımıza.

Bu gibi düşünceler eylem sahamızda amaca dönük eyleme geçememe yani eylemsizlik haline kapı aralar.

Bu kavramlardan da anlaşılacağı üzere aslında bizim için en büyük engel; ‘’zihinlerdeki engellerimizdir.’’

Zira bu kavramlar zihinsel engellerimizin, potansiyellerimizi ayaklar altına alıp çiğnediği psiko-patolojik ruhsal takıntımızı işaret eder.

Başaramama korkusu veya kendine olan güvensizlik iş görmek başarmak isteyenin önündeki en büyük engeldir. Görünmez olarak adlandırılan bu engeller bireyin ‘’kendisine yarattığı cam tavan’’ olarak nitelendirilir.

Kısaca bu durum kişinin kendisine koyduğu sınırın üzerine çıkamaması durumudur.

Dolayısıyla bu sınır aynı zamanda kişilerin cam tavan sınırını yani başarıyla ilgili hayallerinin tavan yüksekliğini belirtir.

İnsanın bir şey yapabilme potansiyeli ‘’inandıklarıyla’’ bir paralellik gösterdiği gibi bir şeyi gerçekleştirebilme becerisi ‘’yapabileceğini düşündüğü seviye’’ kadardır.

Çünkü bir şeyin olanaksız olduğunu düşünürseniz, zihin kapasiteniz bu imkansızlığınızı ispat etmek için harekete geçer.

Ancak bu psiko-patolojik ruh eşiğini bertaraf ettiğinizde beyin yeni çözüm yolları arar, sizi hedefe ulaştırır.

Örneğin, bilim adamları bunu ispatlamak için pireleri kullanarak birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koymuşlar. Metal zemin ısıtılmış. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşmeye başlarlar. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.

Bu durumda defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı, öğrenirler.
Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar. Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi ’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü ‘’engel artık zihinlerindedir.’’ Onları sınırlayan dış engel olarak ‘cam’ kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel olarak 30 cm’den fazla zıplanamaz inancı varlığını sürdürmektedir.

Bu deney pirelerin başarısızlığın nasıl öğrenildiğini göstermektedir. Pirelerin bu yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.

Yani psikoloji literatüründe ‘öğrenilmiş çaresizlik’ olarak bilinir.

Öğrenilmiş çaresizlikte, yenildiğine uzun süre inanırsan sonunda yenilgi bir gerçek olur. Bu pasif-agresif tutum zaman içerisinde eylemsizlik halini ortaya koyarken, kişisel gelişim alanında bu bir zaman sonra amaca yönelik eyleme geçememe haline dönüşür.

Bu ruhsal durum halleri maalesef kişisel yaşamımızda, bir daha deneme cesaretinin veya daha fazlasını başarabilme özgüveninin belleğimizden silinmesine, kaybolmasına neden olur.

Uzunca süre aynı şekilde çalışmış, sınırlarını zorlamamış kişiler ancak kendine kendi koydukları sınır kadar mesafe kat edebilirken bu durum kişide yetersizlik duygusu uyandırır.

Aslında hepimizin kendine göre bir cam tavan sınırı vardır.

Ve bir insanın başarabileceğine inandığı en üst nokta ise onun cam tavan sınırıdır.

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.