a

ERDOĞAN’izm…

Belki farklı bir fikrin, farklı bir inancın başka yaşam alanlarının belki ayrı bir dünya görüşünün sahibi olabilirsiniz.

Ancak bu onun bir ekol, çeyrek asra damgasını vurmuş sadece kendi toplumunun değil dünya toplumlarının özellikle mazlum toplumların bir umut ışığı, kurtuluşlarının reçetesi gördüğü liderliğiyle bir ekol olduğu gerçeğini değiştirmezsiniz.

Liderlik kolay bir statü değildir. Her önüne gelenin kendini lider olarak etiketleyip bir statü kapmaya çalıştığı günümüz dünyasında, lidersizlik ikliminde kıvranılan bir küresel düzende Erdoğan liderliğinin anlamı bugünlerde daha iyi anlaşılmaktadır.

Liderliği; cesareti, feraseti, basireti, bilgi ve tecrübesi ile olağanüstü koşulları toplumları lehine değiştiren dönüştüren sıra dışı siyasal kişilikler olarak tanımlar siyaset sosyolojisi.

Bir ülkesel liderlik profili vardır. Bir de ülke sınırlarını aşan bölgesel ve küresel liderlik profili…

Ülkesel liderliğin etki derecesi ancak ülke sınırları ile kapsamlıdır.

Ancak etki derecesi ülke sınırlarını aşıyor dünya toplumlarını etkileyebiliyorsa artık ülkesel ve bölgesel liderlikten küresel liderliğe terfi etmişsindir demektir.

Küresel liderlik, sadece Türkiye sınırlarında değil Asya’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Kafkasya’ya ve Balkanlara kadar uzanan etki sahibi biri iseniz endemik bir etkiden öte pandemik bir etkiye tekabül eder.

Yukarıda bahsettiğim coğrafya halkları Türkiye’nin ismi geçtiğinde Türk halkına derin bir muhabbet besliyorsa bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu coğrafyanın mazlum insanlarına karşı beslediği sevgi ve hamisi olabilme gayretinin izdüşümüdür.

Erdoğan sadece kendi halkının kendi seçmeninin değil nefret etse de ona muhalefet eden onunla rekabet eden tüm kesimlerin içten içe saygı duyduğu siyasi potansiyeline gıpta ettiği saygı duyduğu yakın tarihin en önemli siyasal figürüdür.

Erdoğan’izm, çeyrek asra damgasını vurmuş bir ekol bir tutku yakalanıldığında tedavisi olmayan bir hastalıktır.

Çünkü ‘’Erdoğan’’ hastalığına tutulmuşsunuz onun için artık her şeyinizi feda edeceğiniz bir radikalizme kapı aralamışsınız demektir.

Liderlerin boyu, posu gibi fiziksel özellikleri veya politik lafazanlığı politikada bir yere kadardır. Bir yerden sonra seçmen politikacıyla gönül bağı kurmak ister. Ancak bu birdenbire olmaz. Belli şeyleri yaşamak, belli şeyleri paylaşmakla olur tüm bunlar.  Bu durum seçmen olarak sahiplenildiğinde zaten her şey bitmiş, yürünecek yolda her şey bağlılık zeminine oturmuş demektir.

Mesela, muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğini iyi analiz etmelerinde fayda var. 1994’te İstanbul’la başlayan bu hikâye…

*Cezaevlerinde devam eden, suikast girişimleri, kapatma davaları, darbe kalkışmaları ile yok edilmeye çalışılan,

*Her daim iktidar olacakmış gibi bir vizyon kronolojisi belirleyen, büyük projelerle kökleşme yolunda pozisyonunu sürekli perçinleyen,

*Daha birkaç gün önce BM’deki 193 ülkeye dönerek ‘’ Dünya beşten büyüktür!’’ diyerek küresel adaletsizliği dünyanın yüzüne vururken gocunmayan,

*2009 Davos zirvesinde ‘’ One minute’’ diyerek İsrail zulmünü ABD ve Batı’ya rağmen haykırmaktan çekinmeyen,

Dünya, pespaye bir soysuzluğun vurdumduymaz ikliminde olmasına rağmen mazlumların umudunu her daim canlı tutan, bir liderden bahsediyoruz. Bunlar bugünden yarına hemen olacak şeyler değildir.

Böyle bir siyasal tipoloji inşa etmek bir emek ciddi bir fedakârlık gerektirir.

2001’in 14 Ağustos’unda oluşumunu tamamladığında kimse AK Parti’nin kesintisiz çeyrek asır bir iktidara matuf olabileceğini düşünemezdi. Ancak oldu.

Tam çeyrek asır boyunca ulu bir çınar gibi tüm sallamalara rağmen devrilmedi. Budamak isteyenler oldu. Budansa da halkından aldığı güçle o tekrar yenilendi. Kökünden söküp yok etmek isteyenler oldu halkı omuz verdi, güçleri yetmedi.

Anlayamadıkları şey fırtınalı dağlarda yetişen böyle ulu bir çınarın en sert iklimlere karşı dayanıklılığı, en sert rüzgarlara karşı kendini milleti için siper eden hasletiydi.

Belki onu bu milletin kalbinde taht kurduran, milletinin aynası olması yapıp ettikleriyle ona baktıklarında tamda kendilerini gördüğü bir lider olmasıydı.

Belki merhum Kayahan’ın ifadesiyle; ‘’Rengi hep siyah ve beyazdan, mevsimleri ise sonbahar ve kıştan’’ ibaret sanan ezilmiş dünlerde zenci görülen kesimlerin aydınlığa özlemi bir ‘’ bir aşk hikayesiydi.’’

Bugün girdiği her seçimde oyu AK Parti’nin %8-10 aralığı ile AK Parti’den daha fazla oy alan öyle bir siyasal şahsiyetten bahsediyorum ki AK Parti’den ayrılıyorum yeni bir parti kuruyorum dese peşinden milyonlarca insanın sel olup akacağı bir lider düşünün ki sevenin ölesiye sevdiği nefret edeninde ölesiye nefret ettiği bu büyük politik şahsiyet için hangi ifade yeterli gelebilir ki?

BMGK’nın 193 ülkesinin katıldığı devam eden toplantısında dünyaya Gazze’deki zulmü, İsrail soykırımını fotoğraflarla batının yüzüne bir tokat gibi çarpan Filistin devletini tanımaktan öte gidemeyen eylemsizliklerini ‘’içimizdeki birikmiş öfke patlamasını’’ yüzlerine tükürürcesine tüm dünyanın yüzüne haykıran tek lider sıfatıyla; katıksız sevginin, temiz kalplerdeki bitmeyen bu büyük aşk hikayesinin iflah olmaz Erdoğan tutkusunun ‘’ERDOĞAN’izm ‘’ radikalizminin sırrı bu olabilir mi?

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

PKK/SDG İçin Geç mi Kalındı?

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.