Bu yazımda ülke gündeminden çıkıp uluslararası gündeme yönelik önemli bir konuyu, küçük olmasına rağmen Ortadoğu coğrafyasına kafa tutan İsrail’i bir şeytanın biyografisini anlatmak istiyorum.
İsrail, kabul edelim ki özellikle savunma sanayi ve istihbarat teknolojisiyle boy ve cüssesine göre çok hacimli işlevselliğiyle asimetrik ve bir o kadar etkin bir devlet.
Yaklaşık 10 milyon nüfusu ile İstanbul’un neredeyse yarı nüfusuna sahip olan bu ülke ülkesel etkinliği ile çevresindeki zengin Arap varlığına rağmen onların aksine birçok alanda tarım, bilgisayar teknolojisi ve özellikle savunma ve istihbarat teknolojisinde, nükleer silah kapasitesi de dahil birçok alanda bölgesinde asimetrik bir güce sahip olduğunun bilinmesi gerekiyor.
Ortadoğu coğrafyası 2011’de Tunus’tan başlayan Arap Baharına muhatap olurken İsrail, bölgeye kaos oluşturan bu yılları kendini yeniden güncelleyerek birçok alanda sessiz sedasız potansiyelini daha da arttırarak geçirdi.
Bu koşullar İsrail için adeta bir ‘’ kuluçka devresi’’ işlevi gördü. Bu sayede yeni yeni çalışmalarla ‘’ istihbarat üretme potansiyelini’’ güçlendirip güncellerken, bazı verileri düşmanları BAE başta dünün Arap devletleri ile paylaşıp üstüne üstlük ABD’yi de üstüne salarak İran’ı etkisizleştirme de kullandı.
İstemesek de İsrail’in sinyal istihbaratı üretme kapasitesi, istihbaratta süreç mimarisi ve insan yetiştirme düzeni önemli bir başarı hikâyesinin parçasıdır aslında…
Zayıflık gibi görünen nüfus azlığını, yüzölçümünün küçüklüğünü, bölgesinin müzmin hale gelmiş güvenlik zafiyetlerini nasıl fırsata çevirdiğini görmek oldukça düşündürücü aynı zamanda dehşet verici.
Geçmişten günümüze geliştirdiği istihbarat üretme kapasitesi İsrail’e iki alanda fayda sağladı.
Bunlar, belirsizliklerin hızla arttığı, devletlerin parçalandığı bir süreçte yani koşulların hızla değiştiği ve güvenlik risklerinin örgütlere geçtiği bir dönemde, kendini olası sürprizlerden korumak yanında özellikle siber alanda, devasa ve aşırı karmaşık sofistike kapasite inşası ile dünyada önemli bir pazar oluşturmasına kapı araladı.
Yani klişe istihbarat potansiyeli, köklü ve güçlü istihbarat geçmişi İsrail’i, bir de buna coğrafyanın belirsiz koşulları eklenince etki alanının gelişmesini ve genişlemesini sağladı.
1950’lerin başında ilk kez bilgisayarı etkin bir şekilde kullanan İsrail istihbaratı, bu yeteneğini sürekli geliştirdi. 1980’lerden itibaren dünyanın değişen güvenlik koşulları ile kendi istihbarat ihtiyaçlarının merkezine tank, top gibi yakın menzili etkileyen düşük etkili konvansiyonel askeri ihtiyaçlar yerine hava gücü ve hava savunma sistemini öne alan ve bunlar üzerinden “terör / kontrol edilecek devletler” sistematiğini merkezine yerleştirilmeye başladı.
Özellikle dinleme, izleme ve gerektiğinde imha etme stratejisine altlık oluşturma şeklinde olduğu gibi…
Bilgi ihtiyacının artması dolayısıyla yeni çözümlemeleri de beraberinde gerektirdi. Bu sorunu giderme son yıllarda 18-25 yaş arasında 2-3 yıl gibi zorunlu askerlik yapan, teknolojiye hâkim kadın ve erkek askerlerin bir bölümünün yeniden ve farklı eğitimden geçirilmesiyle çözülmeye çalışılıyor.
Ayrıca İsrail Savunma Bakanlığı, askerlik öncesi lise düzeyindeki öğrencilerine normal ders saati dışında ayrıca kurslar vermeye başladı. Böylece siber ve istihbarat personel havuzu askerlik öncesinde oluşturulmaya çalışılıyor.
Bugün, “Birlik 8200” adı altında elektronik istihbarat birimi, “akademik platforma” dönüşmüş ve bu birimde askerliğini yapan “elektronik istihbarat çalışanı” sayısı 20 bin civarında olduğu biliniyor. İsrail ordusunun tüm mevcudunun 175 bin olduğu düşünülürse, istihbarata verilen önem itibarıyla bu sayı bir hayli yüksek görünüyor.
Bu kapasite inşası askerlik bitiminde sivil hayata geçildiğinde de özellikle, özel sektörde yeni fırsat alanları yaratıyor. Yani askerliğini bitirip ayrılanlar öğrendikleri yeni şeylerin yanında mevcut yetenek ve kapasiteleriyle özel sektörde ya kendi yüksek teknoloji şirketlerini kuruyor ya da birlikte oldukları asker arkadaşlarının bir şirketine girerek kazandıkları donanımlarını burada değerlendiriyorlar. Askerlikte her alandaki eğitim ve kurdukları bağlar, yetenek, tecrübe, takım ruhu sayesinde siber alanda önemli mesafe alıyorlar.
Birçok kaynağa göre, bugün sadece New York’ta, askerliğini Birlik 8200’de yapmış 400 kişi ileri teknoloji alanında kendilerine ait 350 şirkette çalışıyormuş.
Siber güvenlik öyle bir alan ki dünyada birçok devlet özellikle Arap ülkeleri teknik, sinyal veri toplama, manipülasyon ekipmanları için geçmişi düşündüğümüzde dünün en paralı müşterileri arasındaydı.
Görüldüğü üzere İsrail coğrafya ve nüfus olarak küçük bir ülke ancak gücü ve potansiyeli tam tersi oranda asimetrik bir aktivasyona sahip olduğunu gösteriyor.
Havayı iyi kokluyorlar, biliyorlar ki bölgesinde güçlü olmanın yolu devletlerin güvenlik ve mahrem bilgilerini ele geçirerek şantaja varacak uygulamalara yönelik bilgilere sahip olmaktan ve bu bilgilerin her türlüsünü elde tutmaktan geçiyor.
Hepimiz biliyoruz ki bugün ABD başta birçok ülkede, İsrail diasporasının finans ağlarının oluşturduğu başta medya gücü olmak üzere Hollywood sinema sektörü ve ülke siyasetlerini etkileme gücüyle ülke yönetimlerini elinde tutan yönlendiren etkisiyle dünyada önemli bir etki sahibidir İsrail devleti.
Özellikle ABD devlet yönetimi göbek bağı ile bağlıdır İsrail’e… Cumhuriyetçi veya demokrat başkanlar, fark etmek hangi yönetim gelirse gelsin birinci önceliği İsrail’i korumak ve onu savunmaktır.
Bugün istemese de ikinci kez İran’a saldırmasının asıl nedeninin Epstein dosyalarında adı geçen Trump’ın ‘’pedofili’’ profili olduğunu, ABD’deki İsrail diasporasının Epstein dosyasını şantaj olarak kullanıp Trump’ı zorunlu olarak İran savaşına soktuğunu unutmamak gerekiyor.
İşte İsrail istihbarı ve şantaj ağıyla böyle tehlikeli bir terör devletidir. Yahudilerin bugün dünya toplumları bakış açısıyla değerlendirdiğimizde Hitlerden süregelen mağduriyet algısı değişmiştir. Artık kimse hiçbir devlet hiçbir toplum İsrail’in mutlak mağduriyet hikayesini dinlememekte herkes bunun abartılarak ezberletilmiş bir klişe olduğunun düzmece bir algı mühendisliği proje ve projeksiyonu olduğunun farkındadır.
Dediğim gibi içinde bulunduğumuz zaman şeytanı ifşa etti. Artık bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. ABD başta batı lider ve yönetimlerinin İsrail’i önceleyen bir politikayı sürdürme aksı değişti ülkelerin toplumları da dahil dünya yeni bir makasa geçti.
Dini kaynaklar, şeytanın son arzusunun kıyamete kadar kendisine verilen mühlet ile insanoğlunu cehenneme hazırlamak olduğunu ifade eder. İsrail işlediği büyük günahları ile kendi halkını dünyadaki cehenneme hazırladığının farkında mıdır bilmiyoruz ancak gittiği her yerde itilip kakılması hakaretler edilerek aşağılanması dünyadaki cehennemi yaşıyor olması bakımından altı çizilmesi gereken bir mesele olarak görülmelidir.
HUKUK mu GUGUK mu?