a

PKK/SDG İçin Geç mi Kalındı?

Elbette Türk Devlet’inin güvenlik bürokrasisinin bu beka sorununun ayar ve zamanını bildiğini düşünmek istiyorum. Ancak öngörülerim zamanın aleyhimize akıp gittiğini  zihnime sürekli vurup duruyor.

Suriye devriminin gerçekleştiği 8 Aralık’tan sonra  ABD başkanı Donald Trump’ın,  ”Suriye’nin kilidi artık Erdoğan’ın elinde, Erdoğan 2000 yıldır elde etmek istediği Suriye’yi elde etti” mealine varan ifadesinden hemen sonra operasyon tam kıvamında iken operasyon yapılmış olsaydı İsrail diasporasının kontrolünde olan ABD Temsilciler Meclisi, Senato, Pentagon, ABD medyası ve İş dünyasının topluca oluşturduğu ABD derin devleti devreye girip ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Türkiye büyükelçisi Tom Barrac ve Donald Trump’ın aklını çelmesine fırsat verilmemiş ve bugünkü riskli duruma getirilmemiş olunurdu.

Oysa o tarihlerde  ‘’PKK/SDG’ye operasyon’’ sürecinin geciktirilmeden başlanması gerektiğini zamana yayılması durumunda henüz şoktan kurtulamamış ABD derin devleti, İsrail ve dış odakların Suriye’ye el atabileceklerini ve Suriye devriminin çalınma riskine işaret etmiştim. Bu öngörümün ana gerekçesi Suriye sahasındaki dış ellerin çokluğuna dayanıyordu. Özellikle İran ve Rusya’dan sonra Türkiye’nin bölgedeki varlığı karşısında ABD ve İsrail ikilisinin harekete geçebileceğini söylemiştim.

Zira o eller kirli ellerdi ve şer ajandalarıyla Suriye sahasının kaosa sürüklenmesine zemin hazırlamasına çoktan razıydılar. Bunun için geçmişte çoğu zaman terör örgütlerini kullandılar ve sonuçta Suriye’nin terör tarlası haline gelmesine yol açtılar.

Bunu yaparken de bir yandan DEAŞ terör örgütünü, diğer taraftan PKK terör örgütünü kullandılar. Onlar için DEAŞ’ın sahadaki varlığı, PKK’nın meşrulaştırıcı unsuru olması içindi. Nitekim PKK’nın yerleşmesi gereken jeopolitik hatlar ve bölgeler nereleri olacaksa, önce DEAŞ oralara yöneldi ve sözüm ona PKK, sahayı DEAŞ’tan temizlemek için mücadele verdi. İşin özeti bir terör örgütüyle, diğer terör örgütüne karşı sözde mücadele edildi. Sözde diyorum çünkü 4 bin civarındaki DEAŞ üyesini tek başına imha eden etkisiz hale getiren Türk ordusuydu.

Bu maskelemeye, o tarihlerde bir ucunda DEAŞ, diğer ucunda PKK’nın yer aldığı terörün tahterevallisi, birbirlerinin varlığını besleyen de bir düzenekte ve ikisinin de ipleri ABD-İsrail ikilisinin elindeydi.

Türkiye’yi hedef alan her iki örgüt böylece bu ikili tarafından korunup, kollandı. Soldukça sulandı. Terör örgütlerinin olmazsa olmazı olan; para-insan- silah bu ikili tarafından sağlandı. ABD binlerce TIR silahı, bütçesinden milyonlarca doları düzenli olarak terör örgütüne verdi. Esad ise bu yaşananlara Rusya müttefikiyle müdahale etmek yerine yeri geldi seyirci kaldı, yeri geldi destek oldu. O sadece Türkiye düşmanlığıyla yetindi ve bu tavrıyla sahadaki ABD-İsrail ikilisini ve onların desteklediği terör örgütlerini hiç rahatsız etmemiş oldu.

Suriye sahasındaki diğer tüm dış aktörler de kendi çıkarları için Suriye’nin iç savaşını, kaos ortamını, teröre açılmasını kullandılar. Sadece Türkiye Suriye’de kendi güvenliğini tehdit eden terör atmosferine sahici ve kararlı mücadele verdi.

Fırat kalkanı, Barış pınarı, Zeytin Dalı gibi önemli askeri harekat ve daima yapılan operasyonlarla PKK terör örgütünün ilerlemesine izin vermedi. DEAŞ terör örgütüne karşı yukarıda ifade ettiğim üzere sahici mücadeleyi sadece Türkiye yaptı. Sonunda Suriye’de halkın devriminin gerçekleşmesi ile Suriye’nin üzerindeki şer ikliminin değişmesinin sürecine geçildi.

Ancak Suriye’ye şer ajandalarıyla yaklaşanlar, telaşa kapıldılar. Çünkü 8 Aralık Suriye devrimin Türkiye eliyle gerçekleşmesi Türkiye’nin askeri gücü ile Suriye’deki varlığı İsrail ve en büyük hamisi ABD için büyük tehditti.

Zira Türkiye Suriye’de olduğu sürece İsrail’in ‘’ arzı mevut’’ yani vaat edilmiş topraklar paranoyasını sekteye uğrayacak ileride Türkiye’nin askeri desteğiyle eğitilmiş ve güçlenmiş bir Suriye ordusu Türkiye’nin de desteğiyle İsrail’in bu toprak talebine fırsat vermeyecekti.

Bunu gören Türkiye hasımları, şimdilerde şer hedeflerini yeniden sahaya sürmenin çabasındalar. Sömürgeci emperyalizmin Siyonist, soykırımcı, terör karakolu İsrail, Suriye’nin bütünlüğünü zedelemek için her yolu deniyor. Suriye PKK’sını cesaretlendirmeyle, terörsüz Türkiye hedefini baltalamak için çırpınıyor.

İsrail şimdi Suriye yönetimiyle, Ahmet Şara’yla anlaşma yaparak, Suriye’ye hakimiyet kurmanın sinsi hesaplarını yapıyor. Bu hamlesi istediği koşullarda gerçekleşirse Suriye devrimini etkisizleştirmenin maalesef ilk adımı atılmış olacak.

Ancak Türkiye için Suriye güneyindeki 911 km’lik en uzun sınırıyla sınırlanmayacak bir güvenlik alanı beka sorunudur. Zira Suriye’nin bütünlüğü demek Türkiye’nin güvenliği demektir.

Bu nedenledir ki, Türkiye Suriye’deki devrimin etkisizleştirmesine Batı’nın bu soykırımcı Siyonist terör garnizonuna fırsat verilmemeli, Türkiye’nin güvenlik mimarisinde önem arz eden ve bin bir emekle inşa edilen halk devrimin yok edilmemesine fırsat vermemelidir.

Türk güvenlik bürokrasisinin bir bildiği var diyor umudumuzu korumaya devam ediyoruz.

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İslam NATO’su…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.