24 Ekim 2026 Cumartesi
Şunu biliriz ki geleceği garantilemek, daha öncesinde onu inşa etmekten geçer.
Ancak bir şey yapmadan geleceği merak etmenin en büyük hatası ‘’Parmenides körlüğüdür.’’
Parmenides Körlüğü, gelecekle ilgili tahmin yaparken bugünü “değiştirip dönüştürme” gayretine katlanmadan geleceğin sadece bugünün doğrusal bir devamı veya tekrarı olacağını sanma yanılgısıdır.
Peki önceden tüketilen düşünceleri kullanmak, acaba bir yarın mıdır?
Değildir…
Örneğin 1900’lü yılların başında New York Patent Bürosu’nun müdürü, dünyada artık o kadar çok yoğun keşif ve icatlar olduğunu artık sonra icat edilecek yeni bir şey kalmadığı düşüncesiyle istifa etmiş.
Düşünün ki; daha 1900’lü yılların başında “artık icat edilecek bir şey kalmadı” diyerek görevi bırakan bir insan karakterini…
Oysa bu tarihlerde, insanlık yeni bir çağın eşiğindeydi. Elektriğin kullanılmaya başlanmasıyla birçok şey dönüşmüş, sanayileşerek dünyanın en büyük imparatorluğu hâline gelen ve ekonomik olarak zenginleşen Büyük Britanya’da 63 yıllık kraliçe Victoria iktidarı ve sonrasında 1901 yılı itibarıyla da Victoria Çağı sona ererken yeni bir çağ başlamıştı.
Bugün ise zamanında elektriğin kullanıma girmesinde olduğu gibi yapay zekânın devreye girmesiyle benzer bir dönüşüm yaşıyoruz. Dolayısıyla her şey sil baştan yeniden planlanıp paylaşılırken yeni ve farklı bir dünyanın doğuma hazırlandığı veya kurulacağı yeni bir dijital çağdan bahsediyorum.
O zaman şu soruya cevap aramak gerekiyor.
Girdiğimiz bu dijital çağda bize yer var mı varsa bunu neyle koruyacağız?
İnsanlık aslında genel itibarıyla gelecek körüdür.
Buna rağmen insanlık olarak meraktan, merak etmekten vazgeçemiyoruz.
Bugün geleceğe dönük olarak baktırdığımız veya bakılan her kahve falı, geleceğe dair bir işaret umuduyla açılır.
Ancak kahve falında durum böyle olsa da gelecek, kimseye altın tepsiyle sunulmamış kimseye vaat edilmemiştir.
Aslında insanlık olarak gelecek körlüğümüzün ana sebebi ”yarını, bugünün tekrarı ya da doğrusal devamı” sanmamızdır.
İnsan, yarını tahmin ederken; bugünü geleceğe uzatır. Bunun en büyük yanılgısı ise gelecekle ilgili yaşanacak kırılmaları görememesidir.
Zira zaman dinamik bir kavramdır ve her yeni günü yeni bir başlangıçtır ve yeni bir başlangıçla uyanır.
Dolayısıyla statükoyu reddeden ve bundan uzak olmayı yeğleyen zaman, yarına dair büyük sürprizler barındırır.
Üzerinde oturduğumuz veya bizlere bahşedilen statü, mücadeleler sonucu öngörebildiğimiz tahminimiz iken yaşayacağımız baht veya kader adına ne derseniz hayatın sana sunduğu ile ilgilidir.
Zira hayat, yaşam serencamımızın sen plan yaparken aslında yaşanacakların yekûnundan ibaret olmasıyla ilgilidir.
Gelecek kimseye vaat edilmediğine göre geleceği öngörebilme yeteneğimizi ortaya çıkmasını sağlayan vizyon denilen olgu, geleceğe dair bir öngörü bir hikâye bir öykü barındırır.
Ülke ve yöneticileri olarak daha son çeyrek asra kadar, bir nevi parmenides körlüğü yaşadık.
Çok bir şey yapmadan büyük ülke hayali kurduk, bir yerlere dokunarak değiştireceğimiz sihirli değnek aradık.
Üstelik geleceği planlayamayan ulus ve bireylerin geleceğinin olamayacağını bilmemize rağmen…
Tanrı adildir, kim olduğuna hangi dine mensup olduğuna bakmaksızın çalışana emek harcayana kapı aralar.
Bizim için ülkemiz için yarın kaygısı, değişim sancısı çekmektir.
Bugün ülkemiz bölgesinde yakaladığı bölgesel güç iddiasının daha ötesinde küresel güce evrilen yönüyle bir değişim bir doğum sancısı çekiyor.
Zira doğumlar yeni başlangıçlar sunsa da hep sancılı olur.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.