a
İsmail Şimşek

İsmail Şimşek

04 Nisan 2026 Cumartesi

Engellilerimizi Koruma Kalkanımız:’’ Vesayet Kararı’’

Engellilerimizi Koruma Kalkanımız:’’ Vesayet Kararı’’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kanunlarımız sadece fiil ehliyetine sahip normal vatandaşlarımızı korumuyor aynı zamanda zihinsel engelli veya kendi kişisel haklarını koruyamayacak düzeydeki vatandaşlarımıza ‘’koruma kalkanı’’ olarak onların kişisel ve ekonomik haklarını da korumakla mükelleftir.

* Vesayet durumunu sebep olan nedenler aşağıda ifade edildiği üzere;

-Kişinin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı

-Savurganlık

-Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,

-Kötü yaşama tarzı,

-Şirketi kötü yönetimi,

-Yaşlılığın getirdiği bunama,

-Ağır hastalığa bağlı işlerini gerektiği gibi yönetememe

-Özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyettir.

Ancak bu son madde ergin kişinin doğrudan vesayet altına alınacağı anlamına gelmemektedir.

Çünkü 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 407’nci maddesi gereğince, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanabilir veya kendisine kayyım atanabilir; toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi halinde kısıtlanabilir. Bu suretle kısıtlananları temsilen vasi olarak atanan kişi veya mahkeme tarafından yetkilendirilen kayyım işlem yapabilir.

   Vesayetin Kapsamı

Vasinin vasi adına mahkemece verilen temsil kabiliyeti ile vesayet altındaki kişiyi resmî kurumlarda temsil etme, mallarına özen gösterme ve mallarını yönetme görevleri vardır. Yani Vasi, vesayet altındaki kişiyi bütün hukuki işlemlerinde temsil eder.

   Vasi Atanması ve Süresi

Vasinin, kısıtlıyı temsilen işlem yapabilmesi için kesinleşmiş vesayet kararını ibraz etmesi gerekir.

Vasilik süresi 4721 sayılı kanunun 456 .maddesi uyarınca kural olarak iki yıldır. 2 yıllık süre vasilik kararının kesinleşmesi ile başlar. Vesayet makamı bu süreyi uzatabilir.

Vasinin tapu veya diğer resmi kurum işlem taleplerinde, vesayet kararının alındığı tarihten itibaren iki yıllık süre dolmuşsa tapu müdürlüğünce sürenin uzatıldığına ilişkin karar istenir.

Vesayet Altındaki Kişilerin Tapu İşlemleri

Vesayet altındaki kişinin, vesayet makamından ya da denetim makamından izin alınması gereken işlemleri TMK’nın 462 ile 463’üncü maddelerinde belirtilmiştir

Vesayet Makamının İzni Gereken İşlemler (TMK 462)

*Taşınmaz alımı ve satımı

* Satın alma usulü ile kamulaştırma ve kamuya terk,

*Trampa,

* İpotek

* Taşınmaz üzerinde başkaca ayni hak tesis edilmesi,

*3yılveyadahauzunsürelikirasözleşmelerinintapusicilineşerhi,

*Taksim

*Mirasın taksimi

*Miras payının devri ve benzeri sözleşmelerin yapılması,

*Kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulması,

*Kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve kat karşılığı temlik yapılması,

* Taşınmazın cins tashihi

* Mal rejimi sözleşmeleri

Bu tapu işlemleri vesayet makamının iznine ilişkin mahkeme kararının alınması gerekir.

 -Denetim Makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesinin İzni Gereken İşlemler(TMK 463)

*İşletmenin devri, tasfiyesi ve şirkete ayni sermaye konulması,

*Bakım alacaklısı olarak ölünceye kadar bakma akdi ve ölünceye kadar gelir sözleşmesi yapılması için vesayet makamının izninden sonra denetim makamının izninin alınması gerekir.

*Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması durumunda vesayet makamının izninden sonra denetim makamının izni ile birlikte işleme kayyımın katılması gerekir.

 

-Vasinin Yapamayacağı Yasak İşlemler

*Vesayet altındaki kişi adına vakıf kurmak,

*Taşınmaz mal bağışında bulunmak

*Kefil olmak veya kefalet sözleşmeleri yapmak

Vasinin izin almadan yapabileceği işlemler

*İntikal

*İfraz,

*Tevhit

*Yola terk

*İştirakın feshi

*Tashih

*İpotek terkini

*Süresi dolan ayni ve şahsi hakların terkini,

Bu işlemler vesayet makamından izin almadan vesayet kararı ile yapılabilecektir.

Vesayet Altındaki Kişinin Taşınmazının Satış Usulü

Vesayet altındaki kişinin taşınmazı 2 şekilde satılabilir.

1-Açık artırma(ihale) usulü

2- Pazarlık usulü

  • İhale Usulü satış

Bu satış durumu açık arttırma ile yapılır. Mahkeme bir satış memuru görevlendirir vasinin de olduğu bir ortamda ihale açık arttırma usulü ile yapılır. İhale kimde kaldıysa ihale sonucu hâkim tarafından onaylanır. Bu onaydan sonra hâkim tapu müdürlüğüne gönderilmek üzere tenfiz kararı yazar ve ihale tutanağının bir suretini bu karara ekler. Bu karar tapu işleminin temelini oluşturur.

  • Pazarlıkla satış

Yine mahkemece görevlendirilen satış memuru ve vasi yanında ayrıca ihaleye kapalı zarf usulü ile en az 3 istekli davet edilerek küçük çapta yine bir ihale yapılır. İhale kimde kalırsa sonuç hâkim tarafından onaylanır. Yine hâkim tarafından tapuya bir tenfiz kararı yazılır ve ihale tutanağı eklenir.

Yani Tapu Müdürlüğüne, her iki durumda da taşınmazın alıcı adına tescili için hâkim tarafından yazılan ihale tezkeresi ve ekinde ihale tutanağının onaylı örneği ve tabi ki kısıtlıyı temsilen vasinin vesayet kararını ibraz etmesi gerekir.

İhale tezkeresi, tapuya tescilin hukuki sebebini oluşturur. Alıcı, hâkim tarafından yazılan tezkere gereğince tapu müdürlüğüne tescil talebinde bulunur.

Hâkimin taşınmazın pazarlıkla satışı için vasiye izin verildiğine yönelik kararı ile tapu müdürlüğünde doğrudan resmi senet düzenlenmek suretiyle satış işlemi yapılmaz.

Vesayetin Kendiliğinde Sona Ermesi

*Küçük üzerindeki vesayet, ergin olması ile kendiliğinden kalkar.

*TMK’nın 471 inci maddesi uyarınca (cezanın sona ermesi) özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayet, ile kendiliğinden ortadan kalktığından, kısıtlanan kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla talepte bulunması durumunda, tapu müdürlüğünce adli makamlardan kısıtlılık halinin sona erip ermediği soru konusu edilir.

Diğer kısıtlılık hallerinde ise vesayet devam eder ve yukarıda belirtilen işlemlerde vesayet makamının kararı gerekir.

Kısıtlının ölümü halinde tapu sicilindeki vesayet şerhi intikal işlemi ile birlikte terkin edilir ve sonucundan ilgili mahkemeye bilgi verilir.

Vesayet ile ilgili olarak bilinmesi gereken diğer işler

  • 1 yıldan eski satış veya alım mahkeme kararı ile işlem yapılamaz. Bu durumda kararın geçerli olduğuna dair mahkemenin onayı gerekir.
  • Vesayet altındaki kısıtlının taşınmazı ancak kendi kredi alacağı için ipotek edilebilir. Vasinin alacağı kredi için ipotek edilemez.
  • kişinin borcu için vasi, kısıtlının taşınmazını ipotek ettiremez.
  • Doğruyu yanlışı ayırt etme yetisine sahip kısıtlı kişi, vasiden habersiz işlem yapmışsa vasinin işleme onay vererek geçerlilik kazandırabilir.( TMK/451,452)
  • Kısıtlı doğruyu yanlışı ayırt etme gücüne sahip değilse kısıtlının kendi başına yaptığı tapu işlemi ancak vesayet makamı ve denetim makamının kararıyla geçerlilik kazanabilir.(TMK/ 465)
  • Vasi vekalet vererek vekaleten tapu işlemi yaptırabilir. Bu durumda mahkeme izin kararının da vekalet yanında verilmesi gerekir.

Özel vesayet

Vesayet mahkeme tarafından tek bir kişiye değil de kısıtlının aile fertleri arasından seçeceği 3 kişilik yakınından oluşan bir aile meclisine verebilir ve özel vesayetin süresi 4 yıldır.

Özel vesayet, genel olarak kısıtlının ‘’ şirket veya şirket ortaklığı’’ gibi durumlarda mallarını yönetemez olması halinde uygulanan bir yöntemdir.

Bu durumda aile meclisi sulh hukuk mahkemesi yerine geçer yukarıda izin alarak yapacağı tapu işlemlerini doğrudan kendisi yapabilir (taşınmaz alım ve satımı, trampa, ipotek, taksim, kira şerhi, vb.) mahkemeden karar alması gerekmez. Ancak ‘’ şirkete ortak olma, ÖKBA, kısıtlı ile aile meclisi arasında tapu işlemi) hallerinde Asliye Hukuk Mahkemesinden karar alması gerekir.

 

Devamını Oku

Kendimizin Suikastçısıyız!..

Kendimizin Suikastçısıyız!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemiz varoluşsal bir tehdidin kritik eşiğinde…

Zira demografik bir tehditle, nüfus azalması özellikle genç nüfus azalmasına yönelik  bir tehditle karşı karşıyayız.

TÜİK’e göre Türkiye’de 2001’de 2,38 seviyesinde olan doğurganlık hızı, 2023’te 1.51’e,  2025 verilerine göre 1.36 oranına gerileyerek, nüfus yenilenme eşik değeri olan 2.1’in altına düşmüş.

Uzun zamandır neredeyse iktidara geldikleri çeyrek asırdır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuk konusundaki hassasiyetini, geleceği öngörebilen feraseti ile bu konuya yönelik çağrılarını hatırlayalım.

Hemen hemen nikah şahidi olduğu her ortamda evlilik cüzdanı takdim ettiği her çifte, klişe bir nasihat  olarak en az 3 çocuk mümkünse 4 çocuk telkin ve tembihlerini hafızalarımızı zorlamaya gerek duymadan hatırlıyoruz.

Aslında bu durum, 60’lı yıllarda başlayıp devlet politikası haline gelen, 90’lı yıllardan itibaren de hız kazanarak gündemimize oturan ‘’nüfus planlaması’’ adı altında toplumumuzun geleceğini iğdiş eden bir kurgusal planlamanın parçası olmasıydı.

Bir nevi sözde ‘’modernleşmenin’’ işaret fişeği olarak gündemimize sokulurken ”ne kadar az çocuk o kadar çağdaşlık(!)’‘ argümanı olarak toplumumuz ”endoktrinasyona” yani bir nevi beyin yıkamasına tabi tutuldu.

Gelinen noktada bize hep referans gösterilen Avrupa ülkeleri başta bugün dünyanın en büyük nüfuslarından birine sahip 1,5 milyarlık Çin bile toplumuna önemli teşvik paketleri sunmasına rağmen nüfus konusunda büyük bir panik halinde.

Avrupa ülkeleri yaşlı nüfusu ile sanayi ve tarım sektörü başta belli üretim alanlarında eli kolu bağlı akıbetini beklerken bizlerinde aynı akıbete doğru gidiyor olması ülke olarak bizi de varoluşsal bir tehdit ve tehlikenin eşiğine getirdi.

Kimi istatistiklere göre 2050 yılına gelindiğinde ülkemiz ‘’genç nüfus’’ avantajını kaybederken yaşlı nüfus ülkeler kategorisine geçeceğini, 2100’lü yıllara gelindiğinde ise Türkiye’nin nüfusunun 50 milyona gerileyeceği ve yaşlılar ülkesi olacağı yönünde…

Genç nüfus yetersizliğinin ülke açısından birçok etkisi olacak ancak en büyük etkisi ‘’İş gücü açığı ve üretim kaybı’’ düzleminde gerçekleşeceği neredeyse ortada…

Örneğin genç nüfus yetersizliğinden dolayı güce dayalı bir alan olan tarım üretimin yapılamaması, genç nüfusa sahip olmayan ülkelerde bu zeminin zamanla tüketim zeminine kayması  gıdaya ulaşımın zorlaşmasına neden olurken genç nüfusa sahip ülkeler için ise bu alan önemli bir avantaj  yaratarak gıda arzı üssü olmasının yolunu açacak.

Ayrıca yine genç nüfus yetersizliği olan yaşlı ülkeler, sanayi ve teknoloji alanında üstünlüğünü kaybederken savunma sanayileri olarak ülkelerin milli güvenlik tehdidine kapı aralarken, güçlü genç nüfusa sahip ülkeler sanayi ve teknolojide üretim üssü olma avantajıyla güçsüz ülkelerin toprak bütünlüğüne ‘’yeni yaşam alanları’’ mottosuyla müdahale zemin hazırlayacak.

‘’Hukukun gücünün değil güçlülerin hukukunun’’ egemen olduğu ‘’distopik’’ bir dünyaya bugünü mumla aratacak ölçüde sörf yapıyor olacağız. Örneğin bugünlerde ABD-İsrail birlikteliğinde İran’nın ”petrol” rezervlerine çökmek gibi benzer bir filmin galasını, ön gösterimini izlemiyor muyuz?

Veya benzer bir hamleyi Venezüella petrolü için ABD’nin gece operasyonuyla Venezüella devlet başkanı Nicolas Maduro’nun yatağından alınmasında şahit olmadık mı?

Bunlar gelecekte genç nüfuslarını dolayısıyla üretim gücünü kaybetmiş toplumlara yönelik, genç nüfusa sahip güçlü ülkelerin müdahalesine zemin hazırlayacak önemli uyarılardır.

Ayrıca bunlardan başka yaşlı nüfusu yoğun ülkelerde, işgücü ve üretim kaybının getirdiği mali yükün toplumsal hayatta belirginleştireceği ‘’sosyal huzursuzlukların’ projeksiyonunu, yansımasını da göreceğiz.

Mesela genç nüfus azalırken yaşlı nüfusun artması üretim kaybından dolayı ekonomik büyümeyi geriletirken emeklilik maaşı ve sağlık harcamalarına ayrılan bütçenin artmasına neden olacak bir asimetrik durum yaşanırken  hizmet sektörlerinde dinamik, genç personel açığını belirginleştirecektir.

Elbette doğum oranının azalmasında ailelerin az çocukla yetinmelerinde ekonomik koşulların çok çocuk yapmada önemli payı olabilir ve bunu yadsımamak gerekiyor.

Ancak her şeyi buna bağlamak; dünyayı kavrayamamak bir yere odaklanırken gerçekleri görememek gibi bir duruma da sebebiyet verir.

Meseleyi getirip ‘’ekonomik teze’’ dayadığınızda veya böyle düşündüğünüzde aşağıdaki soruyu sormak gerekir.

Avrupa ülkeleri sömürgeci mantığıyla ezdiği ülkelerin ekonomik rezervlerini yağmalayıp bundan önemli bir ekonomik güç sağlamalarına ve bundan dolayı çok uzun yıllardır ekonomik alanda önemli bir konfor alanına sahip olmalarına rağmen neden gittikçe yaşlanan bir nüfusa sahipler?

Veya Avrupa böyle bir yaşam konforuna rağmen neden doğum hızı dünya ortalamasının çok çok altında?

Misal ülkemizi ele alırsak Ege, Marmara, Akdeniz hatta Karadeniz illerimiz ekonomik gelişmişlik, eğitim, sağlık, toplumsal ihtiyaçlar açılarından zorunlu ihtiyaçlara ulaşılabilirlik açısından çok iyi durumdayken istatistiki olarak neden (1,12-1,17) doğum oranı ile doğu veya güneydoğu illerimize göre çok düşük?

Veya gerek ekonomik gerekse eğitim, sağlık ve diğer toplumsal ihtiyaçlara ulaşılabilirlik açısından bir kesimin ifadesiyle sınırlı olmasına rağmen neden Doğu ve Güneydoğu illerimizde doğum hızı Şanlıurfa ‘’ 3.8’’ Şırnak ‘’ 2,62’’ ve Mardin ‘’2,32’’ ile ortalamanın çok üzerinde?

Eğer tek sorun ekonomik kaygılar olsaydı Avrupa kısaca batı, doğum oranında dünya ortalamasının üzerinde olurken Doğu Asya ve Ortadoğu ülkeleri ise dünya ortalamasının altında olması gerekirdi. Oysa gelinen noktada istatistiki veriler bunun tam tersini söylüyor.

Ülkemiz açısından bakıldığında ise doğum hızı oranı Batı ve Marmara illerimizde ortalamanın üstünde Doğu ve Güney Doğu illerimizde ise ortalamanın altında olması gerekmez miydi?

Bence bunun nedeni en çok ne ile açıklanabilir biliyor musunuz?

Birinci önemli neden ‘’ Konfor’’ alanına kadınlarımızın çok alışmış olması ve bundan taviz vermek istememesi.  İkincisi ise ‘’ İdeolojik’’ sebepler. Üçüncüsü; inanç, ataerkil aile yapısı, vb. gibi doğu ve batı arasındaki ‘’kültürel farklılıklar’’

Ancak nüfus gerilemesinin batı ve güney belki Karadeniz illerinde en çok hissedilmesinin sebebi 2 önemli nedene dayanıyor. Konfor alışkanlıklarımız ve ideolojik sebepler…

Konfor alışkanlığımız derken ebeveynlerimizin özellikle batılı ve güneyli kadınlarımızın rahatlıklarını bozmamak adına ‘’bir daha mı dünyaya geleceğim’’ mottosuyla fazla çocuk neyime, hayatımı yaşayayım düşüncesiyle tek çocuk belki iki çocuktan fazlasına ödün vermemesi.

İdeolojik sebepler, örneğin iktidara körü körüne muhalif öyle bir kesim var ki Erdoğan ne söylese tersini yapan, Erdoğan en az 3 çocuk dedikçe kendisine küfredildiğini düşünen önemli bir kesimin olması.

Konforumuzdan fedakârlık yapmak istemememiz veya ideolojik karşıtlıklar gibi toplumsal ve siyasal hesaplaşmalarımızın bizi getirdiği nokta: ‘’Demografik felaketin getirdiği varoluşsal tehdit.’’

Millet olarak konforumuzdan taviz vermememiz ve ideolojik bağnazlığımızın getirdiği sonuç neticesinde geldiğimiz noktada kazanan kim ‘’ bizim dışımızda herkes’’ peki kaybeden kim ‘’ Türkiye ve Türk Milleti’’

Gelinen noktada aslında biz kendi ihanetimiz ile ‘’ kendimizin suikastçısı’’ olduk.

Bu kötü durum için bir an önce etkili önlem paketleri açıklamak gidişatı tersine çevirmek gerekiyor. Yoksa 2050 yılına gelindiğinde genç nüfusu mumla aratacak, elimizde 70-80’li yaşlarda milyonlarca fosilleşmiş insan yığınından başka bir şey kalmayacak.

İşin en vahim tarafı ise ” Venezüella ve İran gibi istenildiğinde ameliyat masasına yatırılan ülke olmak…”

 

 

 

Devamını Oku

CHP, Mersin’de 7 Milletvekili Çıkartabilir mi?

CHP, Mersin’de 7 Milletvekili Çıkartabilir mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, partisi CHP’nin bayramlaşma programında gelecek seçimlere dönük, bugünden önemli tespitlerde bulunmuş.

Başkan Vahap Seçer ’in iddiasına göre CHP, bugün seçim olsa Mersin’de 7 milletvekili çıkartabilirmiş.

Tabi bu önemli bir iddia…

Hayal kuruyor demek isterdim ancak diyemiyorum zira Vahap Seçer, kendisini izlediğim kadarıyla olabildiğince ayakları yere basan reel bir siyaseti benimsiyor.

Atıp tutmaktan öte gerçekliğe yakın, agresif siyasetten ziyade makul siyasete dönük siyaset yapmayı yeğliyor.

Doğal olarak böyle bir siyaseti benimsiyor olması acaba söyledikleri doğru olabilir mi sorusunu getirmiyor da değil yani insanın aklına…

Geldiğimiz noktada genel seçimlerin büyük ihtimal 2027’nin Ekim veya Kasım ayında yapılabileceği düşünüldüğünde neredeyse 1,5 yıllık bir süre mevcut.

Ve 1,5 yıl; siyaset için önemli, anlamlı ve yeterince uzun bir süre…

Merhum Süleyman Demirel ‘’ 24 saat bile siyasette uzun bir süredir’’ derdi.

Bu iddianın bugün için seslendirildiğini seçime kadar bu iddialar çok su götürür desek de  cumhur ittifakı tarafında iktidar tarafı başta suskunluk ve rehavetin devam ediyor olması düşünüldüğünde mümkün değildir diyemiyorum.

Zira CHP, bugün her ne kadar Mersin’de 4 vekil ile temsil ediliyor olsa da 2023 seçimlerinde 5 vekil göndermişti Ankara’ya…

Geçmişe dönük siyasi bir analiz yapıldığında 2023 seçimlerine kadar Mersin’de hiçbir zaman CHP, AK Partiyi milletvekili sayısında geçememiş.AK Parti için en kötü sonuç(2007 ve 2011 seçimleri) eşit milletvekili ile temsil edilmiş ancak 2023 seçimlerine kadar üstünlüğü hiçbir zaman CHP’ye kaptırmamış AK Parti…

Gelinen noktada bu iddiasını ocak ayının anket verisi ile ifade ettiğini söyleyen Seçer, belediye hizmetlerine yönelik olarak halkın beklentilerini bildiklerini ve buna göre bir hizmet ağı oluşturduklarını ifade etmiş.

Ancak bu ifadesinin devamına aşağıdaki ifadeyi de sıkıştırmış olsaydı bu iddiasını daha da belirginleştirmenin yanında iddiasını önemli bir argümanla da desteklemiş olurdu.

Mesela: ‘’ Halkın beklentileri karşısında oluşturduğumuz hizmet ağı yanında en büyük şansımız, Mersin yerel politiğinde iktidarın çeyrek asırdır yaptıkları ile ilgili yerel gündem oluşturacak bir teşkilat,  söz verdiğimiz halde iki dönemdir yapamadığımız metro ve hafif raylı sisteme yönelik yetersizliğimiz karşısında bunu suratımıza vurup, sarsıp sallayacak bir AK Parti teşkilatının olmamasıydı.’’ şeklinde ifade etse daha destekleyici olabilirdi.

Dolayısıyla Mersin’de iktidar partisi teşkilatlarının, yerele yönelik kamuoyu oluşturmada gündem yaratamadığı düşünüldüğünde Seçer’in bu iddiasının gerçekleşmesi mümkün değildir, diyemiyorum…

Zira iktidar partisinin İl, İlçe teşkilat ve yöneticilerinin toplum sosyolojisine yönelik gündem üretme yetersizliği düşünüldüğünde yok artık bu kadarı da olmaz diyemiyorum.

Elbette ki Mersin’in sosyolojik dokusu itibarıyla hangi eksende siyaset yapıyor olursanız olun seküler siyasete daha elverişli bir zemin oluşturuyor. Ancak bu demek değildir ki böyle toplumsal bir yapı çözülemez.

Geçmişte bu kentte ANAP gibi sağ partilerde yerel iktidarda başarılı oldular.  En yakın örneği 2014 yerel seçimleriyle yerel iktidarı elde eden MHP ve Burhanettin Kocamaz gerçeği…

Yeter ki siz yerel gündeme dönük likiditesi güçlü aktif bir siyasete yönelin…

Mesela Seçer, alanı boş bulmuş konuşurken iki dönem öncesinden söz verip de yerine getiremediği vaatleri karşısında bunları alıp yerel gündeme, kamuoyuna taşımak veya büyükşehir belediye meclisinde sürekli gündeme taşıyarak başkanın kimyasını bozacak  siyaset üretmek ne kadar zor olabilir ki?

Mersin AK Parti teşkilatlarının bu kadar sessizliği karşısında insan şunu da düşünmüyor değil…

Acaba teşkilat ile büyükşehir arasında iş veya rant ilişkisi var bunun için mi sessizler?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güvenip suya sabuna dokunmadan yıllarca Mersin’de önemli başarılar elde etmiş ancak yerel iktidarda hep başarısız olan AK Parti teşkilatı daha ne kadar ‘’ kaktüs’’ siyaseti yapacak.

Vahap Seçer, geçmişte muhalefettin birlikte hareket ettiği ilk döneminde Kılıçdaroğlu ve Akşener’le birlikte önemli bir ulaşım projesi olan metro açılışı yapmış bunu büyük bir sansasyonla kamuoyuna mal etmişti.

Sonra bu önemli proje bazı bahanelerle çöp olmuş proje hafif raylı sisteme tebdil edilmişti. Ancak bugün gelinen noktada ikinci döneminin ortasına gelinmiş olmasına rağmen ortada ne bir hafif raylı sistem  projesi var nede ulaşımla ilgili önemli bir proje.

Tek yapılan şey Mersin insanına dönük umut tüccarlığı…

Seçer, elinde böyle üç maymunu oynayan ‘’görmedim, duymadım, bilmiyorum’’ kaktüs siyaseti modundaki iktidar teşkilatı olduktan sonra parayı toprağa gömme olarak tasvir edilen ve büyük maliyet gerektiren mega teknik projelerin yerine toplumca daha fazla hissedilir olan sosyal projelerle 3.dönemini de kazanmanın yanında önümüzdeki seçimlerde 7 milletvekilini de partisine hediye ederse kimse şaşırmasın.

Çok kere yazdım. Yine söylüyorum.

Siyasetin sermayesi insandır ve siyaset,  algıları yönetebilme sanatıdır.

Siyasetin sermayesi insan ise insanı yönetebilmek ‘’ algıları yönetebilmekten’’ geçer.

Siyaset, iletişim üzerine kuruludur. İletişimden amaçlanan ise algıları yönetebilmektir.

Olguları, görünen yapılan somut şeyleri anlatıp insanları ikna ederseniz, insanların algılarını yönetebilirsiniz.

Mersin AK Parti teşkilatının yapamadığı başaramadığı şey tamda bu…

Kitlelere verebildiğiniz, yapabildiğiniz somut şeyleri anlatırsanız algıları yönetir ve yönetebildiğiniz ölçüde de siyasette mesafe alabilir, başarınızı taçlandırabilirsiniz.

Başkan Seçer’in de iki dönemdir yaptığı ve başardığı şey tamda bu…

Yani seçimlerde çok etkili olmayacak oldukça külfetli teknik projeleri uygulamak yerine bütçeye daha az külfet yükleyen ancak vatandaşa dokunan etkili sosyal projelerle ‘’MBB vatandaşının yanında’’ algısını dikte ederek etkili bir PİAR’la vatandaşı yönetebilmek…

Sonuç mu?

Rahmetli dedem : ” Oğlum, eşeği anırtan daşşağıdır” derdi.

Elinin altında böyle kifayetsiz bir teşkilat olduktan sonra adamı siyasette yüksek perdeden konuştururken adama,  7 vekil de çıkartırsınız 8 vekil de…

 

Devamını Oku

İnsanlık Düşmanı Bir İdeoloji ve Kavim: ‘’Siyonizm ve İsrail ’’

İnsanlık Düşmanı Bir İdeoloji ve Kavim: ‘’Siyonizm ve İsrail ’’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün dünya bir bölgesel çatışmadan küresel bir çatışmaya doğru hızla akıyor.

Bu bölgesel çatışmanın fitilini ateşleyenlerin dünyanın kuruluşundan bugüne her dönemin ‘’bozguncu’’ kavmi İsrail oğullarından bahsediyorum.

Peygamberler döneminin ‘’peygamberler öldüren’’ bu  lanetli kavmi  kendisinden bekleneni yaptı ve modern çağ olarak adlandırdığımız yaşadığımız asırda ‘’arz-ı mevud /vaat edilmiş topraklar’’ paranoyası ile 100 yılı aşkındır yüzbinlerce insanın kanı elinde iken son olarak İran’da bir ilkokulu bombalayarak 7-12 yaş aralığındaki 165’in üzerindeki masum kız çocuğunu katlederek kendinden bekleneni yaptı.

Peki nedir bu insanlık düşmanı ideoloji, kim tedavüle koymuştur ve neyi amaçlamaktadır?

Filistin’de bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan bir ideoloji olarak ortaya çıkan bu faşist yapılanma aslında bir Yahudi milliyetçiliğidir.

İsterseniz bu ideolojinin tarihsel kökenine bir bakalım. Ancak şunu ayırmak gerekir.

Tarihsel köken itibarıyla Yahudilik geçmişinde şimdiki tanımıyla bir Siyonizm tanımı olmadığı gibi, her Yahudi de Siyonist değildir.

Filistin’de Yahudi devleti kurmayı amaçlayan bir siyasi milliyetçilik olarak Siyonizm, 29 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde Theodore Herzl tarafından toplanan Dünya Siyonist Kongresi ile dünya siyasal tarihinin bir parçası oldu.

Siyonist anlayışın Filistin’de bir Yahudi nüfusu yerleştirme talebini Abdülhamid çeşitli baskılara rağmen birçok defa reddetti.

Ancak birinci Dünya Savaşı devam ederken aslında ateist olan fakat Evanjelik Protestan annesinin terbiyesiyle yetişen dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George, “Filistin’de bir Yahudi yurdu” meselesini sahiplendi.

Savaş devam ederken 1915 yılına gelindiğinde İtilaf Devletleri aralarında yaptıkları gizli bir anlaşmayla savaştan sonra Fransa’nın itirazlarına rağmen Lloyd George, Filistin’de bir İngiliz mandası kurulmasını ve Yahudi göçünü tüm taraflara kabul ettirdi.

İki yıl sonra yani 2 Kasım 1917’ye gelindiğinde İngilizler, dünyadaki tüm Yahudilere bir bildirgeyle Filistin’e Yahudi göçü yapılabileceğini ilan etti.

Savaş bittikten sonra Osmanlı’ya dayatılan Sevr anlaşmasının da baş mimarı olan Lloyd George oradaki yerleşik Filistin nüfusunu bile zor besleyen verimsiz ve kurak Filistin topraklarının dünyanın her tarafından göç eden milyonlarca Yahudi’yi besleyemeyeceğini düşünüyordu.

Burada iki önemli konu Yahudilerin Filistin’deki mutlak varlığına altlık teşkil etti.

Birincisi, yıllarca vatansız yaşayıp toprağın kıymetini bilen Yahudiler, çorak arazide ürün verecek bir yabani buğday türünü Hermon dağı eteklerinde bulmuşlar ve bunu ıslah ederek milyonlarca Yahudi’yi besleyebilir hale getirebilme girişimine başlamış olmalarıydı. Yani yaşadıkları ve göçüp geldikleri ülkelerde fennin ve bilimin farkında olarak bunu biliyorlardı.

İkincisi ise 1917’ye gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin 1.dünya savaşından mağlup çıkacağı anlaşılınca, Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Karal Faysal’ın Filistin topraklarında Yahudilere izin vermesiydi.

Sonrası zaten bilindik bir durum. Bu tarihten sonra tüm zenginlikleriyle metastaz yapmış kanser hücresi gibi Filistin’e yerleşen Yahudiler sürekli göçlerle çoğalırlarken beraberinde zorla toprak işgalleriyle sınırlarını genişletti de genişletti. Ve 15 Mayıs 1948’ e gelindiğinde İsrail devleti ilan edildi. Bugüne gelindiğinde ise İsrail sadece bölgesi için değil dünya içinde bir sorun haline geldi.

İsrail, Siyonist ideolojisi gereğince topraklarını genişletmek amaçlı düşündüğü için askeri, istihbari ve siyasi yapılanması ”güvenlik konsepti” üzerine şekillendirilmiş ve kurulmuş bir terör devlettir. Temelinde ‘’ toprak genişlemesi’’ ideolojisini benimsediği için bu stratejisi üzerinden ‘’ askeri ve istihbaratını’’ iyi geliştirmiş bu fonksiyonlarını iyi kullanma üzerinde üzerine yapılandığı için bu günkü sınırları ile kalmayacağı ve nihai bir coğrafyasının olmayacağının bilinmesi gerekiyor.

Bununla birlikte ABD başta neredeyse tüm batı ülkeleri içinde Finans, siyaset, medya, kültür, iletişim ağı gibi tüm alanları ‘’Yahudi diasporası’’ olarak domine eden bu Siyonist yapılanma tüm alanları kontrol edebilen gücüyle ‘’zehirli sarmaşık’’ misali dur durak bilmeyen işgalleriyle sürekli nüfus yerleştirerek genişlemeyi hedef görüyor.

Bundan dolayıdır ki gerek 1967 sınırlarında iki devletli çözüme yönelik kararı gerekse benzer durumdaki BMGK kararlarını, dolayısıyla milletlerarası hukuku iğfal etmeye devam ediyor. Bugüne kadar uyduğu ve uyguladığı tek BMGK kararı mevcut değil.

Bunun nedeni bu Siyonist anlayışın geçmişteki hamisi İngiltere, bugün ise ABD, merkezi New York olan BMGK’nin aldığı  kararlar öncelikle  ABD süzgecinden geçerken karar İsrail aleyhinde ise veto gibi belirli mekanizmalarla yok ediliyor.

Adolf Hitler, intihar ettiği ve savaşın sona erdiği 1945 Mayıs’ına gelinceye kadar milyonlarca Yahudi’yi katletti. Üzülmek isterdim ancak bugün insanlığa yaşattıklarına şahitlik edince şu soru aklıma gelmiyor değil: ” Bir toplum geçmişte yaşadıklarını neden başkasına yaşatmak ister?”

Bu soykırım yaşanmasaydı sağ kalan her bir Yahudi’nin çocuk ve torunları ile belki dünya daha yaşanamaz hale gelecek belki bu kadim coğrafya daha büyük bir bela ile uğraşmak zorunda kalacaktı.

Birileri belki bunu sorgulayabilir ancak şu bilinmelidir ki bugün kendi yönetimlerinin zulümlerine sessiz kalan hatta destekleyen her bir Yahudi birer Siyonisttir ve böyle bir soykırımı geçmişte hak etmiş demektir.

Hitlerin temel doktrini,  büyüyen Alman ırkının zaman içinde yaşadığı coğrafyanın yetmeyeceği ve sınırların değişmesi ve büyümesi gerektiği üzerine kurulu bir’’ yeni yaşam sahası’’  doktriniydi. Hitler’in “yeni yaşam sahası” doktrinini bugün terör devleti İsrail ve tetikçisi Netanyahu uyguluyor.

İsrail ve Siyonist ideolojinin durdurulması, yok edilmesi bu coğrafyadan silinmesi gerekiyor. Metastaz yapmış kanser hücresi gibi önce Filistin’i yutmaya çalışan bu soykırım şebekesinin yarın komşularına metastaz yapıp yutmayacağını kim garanti edebilir?

 

 

Devamını Oku

Tapularda İşlem Sığınağımız:’’ Vekaletname’’

Tapularda İşlem Sığınağımız:’’ Vekaletname’’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Konumuz olan tapu işlemleri için taşınmaz sahibinin kendisi adına işlem yapılabilmesi için 1521 sayılı noterlik kanunun 84.maddesinde ifade edildiği üzere ‘’düzenleme’’ şeklinde ve noter huzurunda verdiği yetki sözleşmesine vekaletname denilmektedir. Vekaletnameler Tapu Müdürlüklerinde  bir nevi  ” işlem sığınağımızdır.” 

Vekaletname sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502-514.maddeleri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2010/7 sayılı genelgesiyle kapsam alanı düzenlenmiş olup; vekilin vekaletteki yetki çerçevesinde kendisine yüklenen işi yapma yükümlülüğüne sahiptir.

Vekalette Yetki

Yukarıda vekaletnamenin sözleşme içeriğinin 6098 sayılı TBK’ dan aldığını ifade etmiştik. Ve vekaletin yetki kapsamı 6098 sayılı kanunun 504.maddesinde sayılmıştır.

Buna göre; ‘’ vekalet akdinin kapsamı sözleşmede açıkça ifade edilmemişse alakalı olduğu işin türüne göre belirlenir. Yani bu durumda vekalet vekilin gerçekleştirmek istediği işin icap eden hukuki tasarrufları yapma yetkisini de kapsar.’’ Yani vekalette yapılması için vekile yetki verilen bir işin gerçekleşmesi öncesinde başka bir işlemin yapılmasını mecbur kılıyorsa bu işleme yetki var kabul edilir.

Örneğin, iki kişinin hak sahibi olduğu bir satış işlemi için hak sahiplerinden birisi satış yetkisi vermiş ancak satış sırasında tapu kayıtlarında tescilin hisseli değil de iştirakli olarak kayıtlı olduğu görülmüş. Bu durumda bu iştirakli taşınmaz hisseli hale dönüşmezse satışı mümkün olamayacağından burada her ne kadar vekalette ‘’iştirakin feshine’’ yönelik yetki olmasa da satış işlemin gerçekleşmesi için bu taşınmazın hisseliye dönüşmesi sonrasında satışı mümkün olacağından önce tapu memuru yetki olmamasına rağmen iştirakli durumu hisseli duruma çevirir arından satış yetkisi verilmiş vekalet ile satış işlemini gerçekleştirebilir. Veya satış öncesinde mirasın intikalini hatta yine satış öncesinde isim tashihi gibi yetkileri de kapsadığı düşünülür.

Bunun yanında bazı yetkiler vardır ki bunlar olmazsa o vekalet ile işlem yapılamaz. Bunlara ‘’ asli yetkiler’’ veya özel yetkiler diyoruz. Vekalette özel yetkilerin en çok kullanılanları:

  • Satış, Bağış, Ayni hak tesisi, İpotek, Trampa, vs gibi…

Ayrıca vekaletnamede yapılacak işleme konu taşınmazın bilgileri ‘’ ada, parsel, BB numarası’’ gibi bilgiler tereddütte yer bırakmayacak şekilde açık olarak ifade edilmelidir.

Örneğin, imar parseli olan bir taşınmazda birçok parseli olmasına rağmen ada numarası verilmiş parsel verilmemişse veya birçok parselden oluşan bir taşınmazda parsel numarası verilmiş ada numarası verilmemişse tapu memuru ada içindeki hangi parsel için işlem yapacak bunun tereddüt edilmeyecek biçimde açık ve anlaşılır olması gerekir.

Veya vekalette ‘’ TC hudutları dahilinde bulunan taşınmazımı satmaya’’ ibaresi varsa yetkiyi en geniş biçimde tanımladığından yetki var sayılır ve bu vekaletname ile işlem yapılabilir.

Vekalete Yönelik Özel Durumlar

-Taşınmaz sahibi birden çok kişiye vekalet vermiş ise vekilin birinin ölümü halinde vekaletname tümden sona ermez. Diğer vekiller yetkili oldukları işleri yapmaya devam ederler.

-Taşınmaz sahibi birden çok kişiye örneğin 3 kişiye yetki vermiş. Eğer ‘’ münferiden hareket etmeye yetkilidirler’’ dememiş ise 3 kişinin birlikte tapuda imza atması gerekir. Münferiden yetki vermişse 3 kişiden herhangi birisinin imzası yetkili oldukları işlem yeterlidir.

-18 yaşından küçüğün taşınmazı için velayeten vekalet yetkisi bulunan ebeveynler, 18 yaşını ikmal ettiği an küçüğün vekalet verme yetkisi ortadan kalkmış olur. Reşit olan çocuk artık tapuda işlemi ya bizzat gelerek yapacak ya da yeni bir vekaletname ile ebeveynleri yeniden yetkilendirecek.

-Yabancı uyruklu gerçek kişiler satış işlemi veya başka bir tapu işlemi için Türkiye’deki noterlerde vekalet vermişse Türkçe tercümeli olarak tapuya ibraz edilir eğer kendi ülkelerinde verilmiş bir vekaletse vekaletname üzerinde ‘’ apostille’’ şerhi ve onaylı tercümesinin tapuya ibrazı gerekir.

-Müvekkili tarafından vekili azledilen vekaletname hükümsüz kaldığından herhangi bir tapu işlemi için yeniden geçerlilik kazanamaz. Yani böyle bir vekaletname ile artık işlem yapılamaz.

-Kişi tutuklu ancak henüz hüküm giymemiş ise verdiği vekaletname işle işlem yapılabilir ancak 1 yıl ve üzeri hüküm giymişse artık o vekaletname ile işlem yapılamaz. Artık mahkeme tarafından vasi tayin edilerek tapu işlemi yapabilir.

-Vekaletname düzenleme şeklinde yapılmalıdır. Vekaletnamede vekalet verenin TC kimlik numarası bulunmalıdır. Vekalet verenin yeni çekilmiş bir fotoğrafı yapıştırılmış olmalıdır. Vekaletname de düzeltmeler varsa bu kısımlar noter tarafından imza ve mühürle onaylanmalıdır.

– Vekaletnamelerde ‘’ tevkil’’ ibaresi bulunabilir. Bu kavram mevcut vekaleti ‘’ başkasına devir’’ anlamı içerir. Müvekkilin ilk atadığı vekil vekaletnamede böyle bir ibare mevcutsa yetkisini yetki sınırları dışına taşmamak kaydıyla veya isterse bir kısım yetkilerini bir başka kişiye vekaletle devredebilir.

-Vekaletnamede ‘’ sahibi bulunduğum taşınmaz malları satmaya’’ ibaresi varsa bu vekaletname ile ‘’ vekaletname verildiği andan önceki’’ taşınmazları kapsar. Vekaletnameden sonra edindiği taşınmazları kapsamaz.

-Vekaletle yetkilendirilen vekil eğer müvekkilinin taşınmazını satın almak istemesi durumunda aldığı yetkiyi bir başkasına devrederek müvekkilinin taşınmazını almasında bir mahsur yoktur.

6098 sayılı TBK’nın 512 ve 513.maddelerine göre vekaletin sona erme sebepleri nelerdir?

-Ölüm; vekalet sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa vekaletname müvekkilin veya vekilin ölümü ile sona erer. Eğer müvekkil vekaletnamede ‘’ölümüm halinde vekalet hükümleri caridir’’ ifadesine yer vermişse vekalet ölümden sonra geçerli olduğu Yargıtay içtihatları ile de sabittir. Yalnız burada yapılacak işlem öncesi ölenin mirasçılarının vekili ‘’azletmemiş’’ olmasına bakılarak işleme devam edilir.

-Azil veya istifa; müvekkilin vekili azletmiş veya vekilin vekillikten istifa etmiş olması vekaleti sona erdirir.

– Vekalet bir tapu işlemine yönelik verilmiş ve işlem sona ermişse vekalet sona erer ve bir daha kullanılamaz.

-Vekalette ‘’süre’’ belirtilmişse ve süre sona ermişse vekaletname sona erer ve sonrasında kullanılamaz.

Evet dostlar, vekaletname konusu çok detaylı bir alan olduğu için olabildiğince daha da ayrıntıya girmeden anlatmaya çalıştım. Bir başka yazımda başka bir tapu konusunu paylaşmak umuduyla…

Sağlıcakla kalın…

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.