a
Aleyna ŞİMŞEK

Aleyna ŞİMŞEK

24 Ağustos 2026 Pazartesi

MESKİ Ne İş Yapar?

MESKİ Ne İş Yapar?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sıcak, sivrisinek, koku derken bu yılda yaz bitti bitiyor ancak Örtülü mahallesi cephesinde değişen yeni bir şey yok.

Kader desek kader, insanın gücünün değiştiremeden yaşayacağı alın yazısı, ilahi gücün canlılar için uygun görüp sınırlarını çizdiği yaşam sürecidir.

Maalesef bizimkisi kader değil bu durum işini gereği gibi yapmama vatandaşın beklentilerini görmezden gelmedir.

Görmezden gelme derken buradan şuraya geleceğim.

Ben İstanbul’da Üniversite eğitimi gören yazılım öğrencisi bir genç olarak bu makaleyi ailemin sessiz çığlığına ses olmak adına yazıyorum.

Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresinin 17 Eylül 2025 tarihli ‘’MESKİ çalışıyor’’ konulu sosyal medya paylaşımına babam kendince bir yorum yapmış ve ‘’MESKİ kendisini övüyor ancak on yıllardır yazları ikametgahım olan Çandır mahallesine bağlı Ayvagediği idari sınırlarının doğu bitişiğindeki Örtülü mahallesi kanalizasyon eksikliği sorunu nedeni ile  sinekten kokudan geçilmiyor’’ sosyal medya eleştirisine karşı aynı sosyal medya ağı üzerinden babamla iletişime geçerek babamdan adres ve iletişim numarası istemişler ve ‘’4069477’’ nolu başvuru ile ilgileneceklerini ifade etmişler.

Ancak aradan neredeyse 1 yıl geçmiş babama ne bir dönüş olmuş ne de mağduriyetimize yönelik bir girişim. Örtülü-Çandır mahallesi sakinleri olarak hala koku ve sinek ile mücadele etmeye devam ediyoruz.

Tabi babamın anlattığına göre bu şatafatlı MESKİ propagandası karşısında MESKİ sosyal medya görevlisinin bu adres ve iletişim numarası alma girişimi karşısında sakın ‘’dostlar alışverişte görsün’’ tarzında bir beklenti yaratmasın?  sorusunu sormuş.

Tabi hepimiz biliyoruz ki bu ülkede maalesef işler nüfuz ve imtiyaza göre yürüdüğü için babamım ki belki acaba sıra dışı bir şeyler olabilir mi? sorusuna niye olmasın belki de olur cevabını alabilme umudu veya  bu umudu koruma içgüdüsü veya hissiyatıydı belki de…

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanun’un ‘’Büyükşehir Belediyesinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları’’ başlıklı 7/r. Maddesine bakıldığında bu madde Büyükşehirlerin görev, yetki ve sorumluluğunu tanımlarken ‘’Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak, kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamaktır.’’ der.

Ayrıca Mersin Büyükşehir Belediyesinin teşkilatlanma yapısı içinde bir kuruluş olan Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MESKİ), Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip bir kurum olarak kuruluşun işleyiş ve görev alanındaki temel mevzuatının temelini  2560 sayılı İSKİ Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu oluşturur.

Dolayısıyla MBB Başkanlığına bağlı bir kuruluş olan MESKİ’nin en temel sorumluluk alanlardan birisi hatta en temel sorumluluk alanı ‘’Su ve Kanalizasyon Hizmetleridir.’’

Bu hizmet başlığı altında 2560 sayılı İSKİ Kanununa bakıldığında bu kurumun temel görev ve sorumluluğu olarak ; ‘’Su temini, atık suların toplanması, arıtılması ve uzaklaştırılması işlemlerini yürütür.’’ denilmektedir.

Geldiğimiz noktada o günden bugüne neredeyse 1 yılı geride bırakırken mahalle olarak daha kaç yaz MESKİ’nin görev ve sorumluluğunu bekleyecek su ve kanalizasyon idaresinden sorumlu bu kurumun yıllardır etrafa koku ve sinek yayan foseptik sorununu ve kanalizasyonla ilgili beklentimizi çözeceğini umut ederek geçireceğiz bilemiyorum.

Bazen sözde ilaçlama yapmış olmak adına sivrisinekler için ilaçlama araçları geçiyor ancak bir işe yaramıyor.

Buradan MBB Başkanımız Sayın Başkan Vahap Seçer’e sesleniyorum.

Daha kaç yaz çekeceğiz bu sivrisinek ve koku sorununu?

Daha kaç yaz bekleyeceğiz MESKİ’nin asli görevinin yerine getirmesini?

Örtülü mahallesinin sakinleri olarak daha kaç yaz bekleyeceğiz bu kronik sorunun halledilmesini?

Artık sonu ucu bucağı belli olmayan umut ve beklenti bu mahallenin kaderi olmaktan çıkarılmalı…

Bizlere bir tarih verin ve deyin ki ‘’ kanalizasyon sorununuzu şu tarihte çözeceğiz’’

    Bizlerde ona göre beklenti eşiğimizi bilelim ve sınırlayalım kendimizi ona göre o güne göre hazırlayalım.

Sayın Vahap Seçer başkanımızdan ricamızdır.

 

 

Devamını Oku

Algoritokrasi Yüzyılı

Algoritokrasi Yüzyılı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son yıllarda özellikle 2020 yılı salgın süreciyle  birlikte bilim adamlarından bir kavram var ki sıkça duyar olduk.

‘’ Algoritma’’

Yeni bir kavram olarak bir sorunu çözmek veya belirlenmiş bir amaca ulaşmak için tasarlanan yola, bunu gerçekleştirmeye dönük işlem basamakları olarak adlandırılıyor.

2020 yılından itibaren gündemimize giren pandemi gerçeği, köhnemiş anlayışları, iflas etmiş siyaseti, beceriksiz yönetimleri  görünür kılarken, işlerin eve taşındığı, internetsiz yaşanamayacağı dönemde acaba tercihlerimizi artık kim yönetecek sorusu çıkıyor karşımıza?

Soru şu geleceği  politikacılar mı yoksa Algoritmalar mı  yönetiyor olacak?

Pandemi sürecinde eve kapanarak dijital dünyayla o kadar çok haşır neşir olurken her şeyi bu sanal alem üzerinden yönetiyor(!) veya ‘’yönetiliyor’’ olduk.

E-ticaret, e-sipariş, e-okul, e-devlet, e-posta, e-karne, e-sınav, vs…

Bu liste uzatılabilir.

Yönetiliyor olduk derken  kastettiğim dijital dünyanın yapı taşları bilgisayarlar ve onların üzerinde çalışıp geliştirilen yazılımlar, hayatımızı yönetmeye başladı.

Algoritmalar denilen bu çoğul süreç artık bizim adımıza karar veriyor, günümüzü yönetiyorlar. Şirketler, kurumlar algoritmaları artık kendi çalışma hayatlarının ve yönetimlerinin birer parçası yapıyor.

Yönetimden  üretime, fiyat belirlemeden, mal ve hizmet kalitesini şekillendirme gibi bir çok amaç için kullanıyorlar.

Hatta müşteri ilişkileri yönetiminden arama motorlarına dek her alanda algoritmalar, yapay zekâ parçacıkları olarak devreye giriyor. Örneğin e-ticarette satın alma süreçlerini, seçim tercihlerini yönlendiriyorlar.

İşin ilginç tarafı kimsenin tercihi olmayan yöneticiler tarafından oluşturulan kurallarla çalışan algoritmaların, yeni bir yönetim anlayışını giderek yaygın hale getiriyor olmasıdır.

E-yönetimin yeni versiyonu olarak karşımıza çıkan bu  ‘’ yapay zeka Ceo’lar’’ kendini iyi yetiştirmiş insan neslinin duygusallık ve vicdan gerçeğiyle yüzleşmeden sırf akıl üzerinden daha iyi yönetim daha iyi üretim hatta daha iyi pazarlama ve müşteri için iyi bir tercih olanağı sunacak  koşulları yönetiyor olacak.

İlk başta çalışanın insan faktörünün olduğu yerde bu yönetim nasıl olacak sorusunun cevabı ‘’ yakasızlar’’ yani robotlar çağına adım attığımız son yıllarda yöneteninde yönetileninde insan olmadığı bir sanayi ve ticari alanda biraz ürpererek neden olmasın diyebiliyoruz.

Çünkü bir bakıma yeni kurallar, bu algoritmaları yazanlar yani ‘’ yapay zeka’’ tarafından oluşturuluyor ve bunlar yeni kanun koyucular halini alıyor.

Bize de artık onların planladığı algoritmik düzene  boyun eğmek düşüyor.

Artık  günümüzde Max Tegmark’ın ‘’Yaşam 3.0:Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak’’ ı anlatan yapay zeka bizim kölemiz mi  yoksa efendimiz mi olacak sorusuna cevap niteliği taşıyan kitabı  veya Türkiye’nin ilk dünyanın en etkili 100 kadın Fütüristi arasında gösterilen ‘’ gelecek tasarımcısı’’ Ufuk Tarhan,  T-İnsan kitabında ‘’ İnsanların gelecek kaygısını yenmelerine daha iyi bir gelecek için dönüşmeleri gereğine başarılı ve mutlu olmaları için geleceği insanın kendisinin tasarlaması’’ öngörüsü üzerinden dünyanın yaşadığı bu pandemi  sürecinin ardından köhneleşmiş mevcut liderlik ve yönetim anlayışının kapanacağını ifade ediyor.

Bu durum zamanla  belki de daha öte demokrasiler için her şeyimizi yönetmeye aday  algoritmalar ile birlikte ‘’algoritokrasiye’’ dönüşerek   bir ‘’ algoritokrasi Yüzyılına’’ kapı aralaması da mümkün ve muhtemel gibi görünüyor.

 

Devamını Oku

Geleceğe İmzanızı Atın

Geleceğe İmzanızı Atın
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aleyna ŞİMŞEK / Üniversite Öğrencisi / Yazılım

Çin, ABD ve Japonya robot teknolojisinde çok başarılı ülkeler.

Çin hemen hemen her yıl robot zirvesi yapıyor ve bu alanda çok iyi bu alana çok fazla kaynak ayırıyor.

Misal, geçen yıllardaki zirvenin gündemindeki konu, robot teknolojisine politik çabanın yoğunlaştırılması, yapay zekâ ile robot entegrasyonunun sosyo-kültürel ve etik sorunları.
Bunun neresi dikkate değer derseniz?

Sadece geçen yıl dünya robot teknolojisine yaklaşık 1,5 trilyon dolar harcamış.

Bu devasa bir rakam.

Bizim henüz her alanda bu teknolojiyi kullanmadığımıza bakmayın. Dünyada özellikle gelişmiş ülkeler özellikle kol gücüne dayalı imalat ve üretim sanayinde robotları uzun zamandır kullanıyor.

Yazılanlar makaleler yaklaşık her bin kişiye 70 robot düştüğü yönünde…

Fazla uzak olmayan bir gelecekte, robot sayısının insan sayısını yakalayıp hatta geçeceği yönünde…

Cep telefonlar yeni çıktığında her ailede belki bir tane bile yokken şimdi ailenin neredeyse tamamında bırakın cep telefonunu akıllı telefonlara sahip…

Dünya koşar adımlarla ‘’robot’’ çağına evrilirken, bunlardan bize ne diyebilir miyiz?

Elbette diyemeyiz. Benim anlatmak istediğim bizim henüz inovasyonu toplum olarak daha içselleştiremezken bugün dünyada yükselen yeni trendlerden haber vermek…

Misal, tirajı-komik olan dünya inovasyon denilen kavramı kavram olmaktan çıkartıp kendi sistemlerine entegre ederek aşmış iken, biz hala inovasyonu tartışıyor olmamız.

İnovasyon (yenileşim) denilen kavramı kavram olmaktan çıkartıp tüm sektörlere artık kodlamamız gerekiyor.

Artık bazı şeyleri aşmamız gerekiyor. Bunu yapmazsak bir adım öte gidemeyeceğimiz ortada.

Farklılıklarımızın, fiili düşmanlıktan öteye geçmediği sürece fırsat olarak görüp akıl üzerinden araştırıp, fikir üzerinden geliştirmemiz gerektiğidir.

Yani akıl yerine hileyi, sabır yerine telaşı, sorgulamak yerine biati, bilgi yerine kanaati ve özgünlük yerine taklidi öncelemediğimiz sürece bir şeyleri değiştirebiliriz.
Biz hala bunlarla uğraşırken dünya, robotlar ve insanların sosyo-kültürel ilişkisi ile ileride birlikte oluşturabileceği çatışma alanlarının tartışma çağına çoktan vardığını görüyoruz.

Hayalim, gençlerimizin 21.yüzyılın dayattığı bu rekabette, niceliğe dayalı soyutluğu değil, niteliğe dayalı somutluğu çevreleyecek alanlara kodlanması yani geleceğe cüret etmesidir.

Bizim ülke olarak aktivasyon ve hıza ihtiyacımız olduğu ortada iken ülkemizin bir an önce teknolojik rekabette arayı kapatacak robot ve yapay zekâ alanında yoğunlaşacak özgün kurumlarını oluşturması ve buralarda kabiliyetli en yetkin gençlerimizi konuşlandırılmasıdır.
Başkalarının mühimmatıyla ülke savunulamayacağı gibi başkalarının teknolojisiyle geleceğe yürüyemezsiniz.

Bize ait olmayan başkalarının yapay zekâ robot teknolojisiyle sanayi ve teknoloji sektöründe üretim yapamazsınız.

Cumhuriyetimizin 103.yılınına girerken onurlu ve başı dik vatandaş figürüyle ‘’Türk Yüzyılı’’ inşası için benim gibi gençlerinde içinde olduğu Z kuşağı genç beyinlerimize şu mesajı vermek istiyorum.

Ülkeniz için ‘’ Geleceğe imzanızı atın’’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Dijital Zorbalık

Dijital Zorbalık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aleyna Şimşek / Üniversite Öğrencisi / Yazılım

Ülke olarak sosyal medya düzen dışılığı ile karşı karşıyayız.

Bu alanı insanların mahremiyetini, özel hayatını, ülke menfaatini düşünmeden olabildiği ölçüde hoyratça kullanıyoruz.

Oysa sosyal medya deyip geçmemek lazım. Zira sosyal medya hoyratlığı birçok   güvenlik sorununu da beraberinde getiriyor.

‘’Ulusal güvenlik ve Toplumsal güvenlik’’ sorunları gibi…

Sosyal medya üzerine yeni disipline tedbirler gündemde olunca, bu alan üzerine biraz analiz yaptığımda dehşete düştüğümü ifade etmeliyim.

Hoyratça kullandığımız kişisel verilerimizin toplumsal ve ülkesel pencereden bizleri karşı karşıya bıraktığı güvenlik menşeili somut gerçekler tüylerimi ürpertti.

Ulusal güvenlik sorununa neden olabilecek ‘’veri madenciliği’’ kavramının ne olduğunu, hangi amaca hizmet ettiğini isterseniz birlikte değerlendirelim.

Veri madenciliği; bir şehirde, ülkede, bölge ya da kıtada yaşayan insanların hayatına dair ‘sosyolojik röntgenidir.’

Kısaca bir ülkenin toplumsal dokusunun; tercihlerini, kararlarını, isteklerini, düşüncelerini, eğilimlerini kısaca sayısız farklı özelliğini tanımlar.

Farklı başlıklarda ele alınabilen insanlara ait bir özellik olarak insan; doğar, büyür toplumsal bir varlık olarak insanlarla iç içe yaşamak zorundadır.

Nüfus cüzdan kimlik bilgilerinizin hastane kayıtlarına girilmesinden tutunda hayatınızı tüm evreleriyle sürecin toplumsal dinamikleri olarak aralıksız bir şekilde kayıt altına alarak devam eder.

Ve günün sonunda tanımlayıcı olması yönüyle herhangi bir kişi, grup ya da devletler tarafından belli çıkarımlar doğrultusunda incelenmesini, değerlendirilebilmesini ve çıkarımlar yapılarak kendi veri havuzlarında biriktirdikleri bilgiler ışığında hedef topluma yönelik toplumsal kurgu inşasına altlık oluşturur.

Örneğin bazı ülkeler için kurgulanan ‘’kontrespiyonaj (karşı casusluk) ” gibi faaliyetler, üçüncü dünya ülkelerinde sıkça yapılan darbeler veya kontrollü kaos gibi toplumsal hadiselerin kaynağı olma özelliği ile sosyal medya veri madenciliğini öne çıkartan; toplumların duygusallıkları, zafiyetleri, insan yapısı ve toplumsal duyarlılıkları üzerinden planlamalara aracılık etmesinden gelmektedir.

Sosyal medyada hoyratça teşhir ettiğimiz özelliklerimizin, tepkilerimizin, duygusallıklarımızın veya tercihlerimizin ülke, toplum ve millet olarak götürebileceği büyük tehlikeyi şimdi biraz daha iyi anlayabilmiş olmalıyız.

Hemen hepimiz kişisel hedefler üzerinden hakaret, küfür üzerinden sosyal medyayı hep eleştirirken aslında asıl sorunun bir ulusal güvenlik sorunu olduğunu veri madenciliğini kullanıp bunun üzerinden toplumsal, askeri, istihbarı ve siyasi planlamalar yapan ülkelerin niyetlerine veri teşkil edebileceği gerçekliğini daha iyi anlayabilmek gerekiyor.

Bir güvenlik sorunu olarak ikinci sorun ‘’ toplumsal güvenlik’’ sorunu oluşturmasıdır.

Toplumsal gerginlikler oluşturarak devleti zafiyete uğratma bunu yaparken devletin enerjisini toplumun kronik sorunlarına harcaması gerekirken kutuplaşmalara harcamasının önünü açmasıdır.

Bu alanın diğer bir özelliği sosyal medya trolleri üzerinden toplumsal yaşamda karşılığı olmayan toplumsal etkileşime yabancı ‘’sosyopat’’ insanları bu alanı profesyonel olarak kullanması neticesinde güç merkezi gibi gösterip güç devşirme alanı haline dönüştürülmesidir.

‘’ Dijital zorbalar’’ olarak tasvir ettiğim bu tiplerin en önemli özelliği küfür, hakaret gibi ağızlarındaki tüm pisliği bu alana kusmasıyla toplumsal kutuplaşmaya kapı aralaması ve toplumsal gerginliğin fitilini ateşlemesine neden olmasıdır.

Bu ülkede hukukun üstünlüğünü kabul ediyorsak, başkalarına küfür, hakareti kişisel ifade alanı ifade özgürlüğünün bir parçası sayamayız.

Bir ülkenin hukuku, vatandaşını her türlü iftiradan, hakaretten ve toplumu kutuplaştırıcı dezenformasyondan koruyamıyorsa ortada hukuksal bir sorun yanında suça ve suçlulara kapı aralayan bir güvenlik sorunu var demektir.

Bunun içindir ki devletin; kendini koruyabilme içgüdüsü ile başta ulusal güvenlik olmak üzere   toplumsal güvenlik sorununu gidermek için sosyal medya düzen dışılığına çeki düzen vermesi yanında toplumsal endişeleri giderme sistematiğine ihtiyaç vardır.

 

Devamını Oku

Dünya İle Nasıl Rekabet Edeceğiz?

Dünya İle Nasıl Rekabet Edeceğiz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aleyna Şimşek / Üniversite Öğrencisi /Yazılım

İnsanın emekle değil, veriyle üretmeye başladığı çağdayız.

Yakasız ev çalışanı, mavi yaka beden emekçisi, beyaz yaka masa emekçisi ve metal yakalı robot emekçisi derken bu alana bir yeni emekçi formatı daha eklendi.

‘’Algoritmik yakalılar’’ adını verdiğimiz yapay zekâ temelli görevleri üstlenen dijital çalışanlar…

Gelinen noktada mavi yakalılar üretir, beyaz yakalılar yönetir ancak algoritmik yakalılar hem üretir hem karar verir.

Algoritmik yakalılar için sadece beden gücü, zihnin bilgisi yetmiyor. Ayrıca kodlanabilir zekâ bilgisi de gerekiyor.

İçinde bulunduğumuz yeniçağın yeni emekçisi kodlanabilir zekâsıyla sahnede: Yapay zekâ donanımlı, kendi kararını kendi verebilen dijital emekçiler.

Bedenle değil, veriyle çalışıyor. Mola anı ise güncellenme…

Her ne yaşanırsa yaşansın asıl farkı yaratan her zaman her şeye bir anlam üreten insan olmaya devam edecek.

İçinde yaşadığımız bu dijital dönüşüm sürecinde yalnızca vasıfsız değil, vasıflı insanlar da risk altında.

Zira makine öğreniyor, hem de bizden çok hızlı.

Peki biz ne olacağız?

Kod yazmayan, veri okumayan, çözümleyemeyen insan ne iş yapacak?

Cevabı ortada…

Kendi kendini yeniden tasarlamak zorunda kalacak.

Yapay zekâ ile aynı zamanda insan kendi yeteneklerini de geliştirmek zorunda kalacak.

Sıradan işleri artık robotlara devredecek.

Ancak organik zekâ yani insan zekâsı yapay zekâ ile daha değerli hale gelecek.

Zira insanı dışarıda bırakan hiçbir sistem, sürdürülebilir olamaz.

Her şeyi robotlara devredeceğimiz durumda peki insan ne yapacak?

Yönetecek, yön gösterecek, yapay zekanın yapamadığını yapacak yani anlam yükleyecek.

Veriyi yorumlayan, sistem kuran, algoritmanın etik sınırlarını çizen hâlâ vazgeçilmez olan yine insan olacak.

Ancak bu rolü üstlenmek için kendini yeni kodlarla donatmalı kendini hep güncellemelidir.

Zira içinde bulunduğumuz dijital çağda kod bilmeyen dışlanacak.

İçinde bulunduğumuz dijital çağ, internete bağımlı ama anlamdan kopuk milyonlar, yeni dijital yoksullar sınıfını yani teknolojiye erişimi olup onu kullanamayanların yaşadığı yeni eşitsizler sınıfını oluşturacak.

Durum böyleyken geldiğimiz noktada 200 üzerindeki üniversitelerimizin sosyal bilim fakültelerinde birçok şeyi artık robotlara devredeceğimiz yapay zekâ çağına girerken “robot iş gücü” alanında kaç tez yazıldı biliyor musunuz?

Maalesef hiç…

Dünya bu alana kilitlenmişken peki dünya ile nasıl rekabet edeceğiz?

Geldiğimiz noktada mesele çok üniversite değil nitelikli akademisyenler ve  nitelikli üniversiteler…

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.