Geleceği kontrol eden güç; akıl, irade ve kararlılık olacak.
Tabi, bunu donanım rezervlerimizle beslemek gerekiyor.
Bunlar yapbozun bir bütününü oluşturduğunda ortaya geleceği kovalayan kaliteli bir kuşak çıkacak.
Ancak bu hamuru yoğurmaya öncelikle çocukken başlamak gerekiyor.
‘’ Bir insan 7’sinde neyse 70’inde odur.’’ sözü bunu en iyi şekilde açıklayan söz olarak üzerinde düşünmek gerekiyor.
Her çocuğun karakteri farklı özellikler gösterir. Aynı ana babanın aynı ortamda yetişen çocukları dahi farklı kişilik karakterleri gösterebilir.
Mesela biri çabucak kızarken diğeri olabildiğince sakin olması biri avuca sığmazken diğerinin içe kapanık obsesif bir karaktere sahip olabilmesi gibi…
Uzmanlara göre karakter oluşumunda bireyin genetiği önemli rol oynamaktadır. Genetiğimizde var olan ‘’dopamin, serotonin’’, vb. gibi genetik faktörler karakter belirginleşmesinde önemli bir rol üstlenirken genetik faktörler dışında kalan % 75-80 aralığında ailenin etkili olduğu kalan %20-25 oran aralığında ise okul, arkadaş çevresi gibi çevre faktörü önemli bir rol model oluşturuyormuş. Bir çocuğun karakter şekillenmesi ise 0-7 yaş aralığında neredeyse bitiyormuş.
Yani uysal, agresif, kriminal, neşeli, üzgün, ihtiyatlı, maceracı, kendine güvenli, kötümser, iyimser, utangaç, sessiz, gürültücü, inatçı bir karakter şekillenmesinden bahsediyorum.
Bizi ilgilendiren kısmı çocuklarımızın genetik özelliklerden gelen kısım dışında kalan alanı, zira bizim aile veya çevre olarak müdahale edebileceğimiz alan burası ve bu alanı iyi biçimlendirmemiz doldurmamız gerektiği hususu…
-Öncelikle okul öncesi, çocuklarda taklit; ileride kendisiyle özdeşleştireceği davranış biçimi oluşturacağı için ana baba rolü ön plana çıkıyor.
Bu rolü doğru oynamanın koşullarında ise şunlar çıkıyor karşımıza.
-Kendine güvensiz nesiller yetiştirmemek için çocuklarımızı aşırı koruyucu ve kollayıcı olmamak,
-Bencil bir birey olmaması için aşırı hoşgörücü davranmamak, her şeyine toleranslı olamamak,
-İsyankâr ve aşağılık kompleksli nesiller için aşırı baskıcı davranmamak,
-Haksız üstünlük kurma davranışına meyilli nesil için çocukken her isteğine boyun eğmemek,
Yetersizlik sendromu yaşayan nesil biçimlenmesinin önüne geçmek için kıyaslama davranışına girmemek gerekiyor.
Bunları sunduktan sonra üzerine şunu koymamız gerekiyor.
Haksızlığa uğradığında ve adil olmayan bir durum karşısında boyun eğen değil bunu sorgulayan, inatçı, vazgeçmeyen itiraz eden ve yarınları tartışıp ona dair misyonunu hedef tahtasına oturtacak ve geleceğe dair bir vizyon üretmeyi düşünen bir nesle ihtiyacımız var.
Bunları yapabilmek için bunların altlığını iyi beslemek, köşe taşlarını iyi döşemek gerekiyor. Çünkü altı boş kuru inat; bilgi, kavrayış kısaca donanımınız yoksa sadece zaman kaybettirir.
Son çeyrek asrı bir tarafa koyarsak büyük oranda esiri olmaktan çıktığımız ‘’ kanıksanmış çaresizliğimize’’ bir set çekmek için koşullar ikincil bir fırsat iklimi oluşuyor.
Bugün ülke olarak ikincil bir diriliş realize etmeye var olan potansiyelimizi geleceğe hazırlamaya çalışılıyoruz.
Zira olağanüstü koşullar Türkiye lehine evriliyor.
Bu toplumun artık geleceği ıskalama lüksü yoktur. Ve bana göre geleceği öngörebilmek; feraset sahibi olmak kadar ayrıcalıklı bir sanattır.
Zira geleceği öngörebilmek yarınları kavrayabilmekle mümkündür.
Değilse başkalarının yayından savrulurken ok misali ancak onların isteyip de savurduğu alana hükmedebilir ya da onların planladığı oyun sahnesinin dekorunu oluşturabilirsin.
Geleceğe hükmedebilmek için yerli ve milli değerleri özümsemiş, bilgi ve donanımla bagajını doldurmuş hakkını hukukunu bilmenin yanı sıra itiraz edebilen ve dünyayı sorgulayabilen ‘’ yeni jenerasyon’’ bir nesli inşa etmek, dünyanın hızla değiştiği bu dijital çağda ülke olarak ‘’ufukların efendilerini’’ yetiştirmek buna göre planlama yapmak gerekiyor.
Bu millet soylu kadim geçmişiyle bunu fazlasıyla hak ediyor.
ZİHİN KÖLELİĞİ…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.