Devam eden ABD-İsrail-İran savaşı, Ortadoğu coğrafyasını yeni bir kırılma eşiğine getirdi.
Körfez ülkeleri kendi güvenlik doktrinlerini bugüne kadar ABD himayesi ve şemsiyesi altında şekillendirmişler, savunma mimarilerini trilyonlarca dolar para akıttıkları ABD teslim etmişlerdi.
Gelinen noktada bu ülkeler sözde kendi üzerlerine kurulu sandıkları güvenlik şemsiyesinin aslında kendi üzerlerine değil de ‘’İsrail’’ üzerine kurulduğunu anladıklarında büyük bir hayal kırıklığı ile yüzleştiler. Yıllarca hayalini kurdukları bu boş beklentiyi İran füzeleri kendi üzerlerine yağarken daha iyi anladılar.
İşte bu yüzdendir ki savaş sonrasında ABD’ye trilyonlarca dolar akıtan Arap ülkelerinin ABD’nin ‘’İsrail öncelikli’’ dış politikalarına karşı artık ABD’den olabildiğince bağımsız kendi güvenlik mimarilerini yeniden şekillendirme sürecine gireceklerini önümüzdeki günlerde daha da net göreceğiz.
Arap ülkelerinin hemen hepsinde üsleri bulunan ABD’nin buradaki kendi üslerini bile koruyamadığı ortada iken bu üslerin kendi ülkelerinin de varlığını tehlikeye sokması Arap ülkelerini kendine getirirken daha önceleri ABD’nin körfezdeki en önemli müttefiklerinden ve en büyük üssünün bulunduğu Katar’a İsrail saldırısı karşısında İsrail’in bunu bir özürle geçiştirmesi Katar, başta diğer Arap ülkelerini düşünmeye sevk etmişti.
Dolayısıyla gelinen noktada ABD’ye trilyonlarca dolar para akıtıyoruz İsrail bize saldıramaz İran karşısında ise ABD bizi her koşulda korur algısı bu asimetrik savaş ile çökmüş durumda.
ABD-İsrail-İran savaşının gelecekteki en büyük çıktısı büyük ihtimal şu olacak…
Bilindiği gibi daha önce diğer körfez ülkelerince Katar’a yönelik bir abluka ve operasyona kalkışılmış bunlar karşısında Türkiye, duruma müdahale ederek bu oyunu bozmuş ve bu yönetimi devirmeye yönelik kalkışmayı engellemiş Katar yönetimini devirme operasyonu başarısızlığa uğratıldıktan sonrada Türkiye ile Katar arasında savunma iş birliği anlaşması yapılmıştı. Bunun yanında yakın zamanda ise Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında oluşturulmaya çalışılan savunma paktı ile yeni bir adım atılmıştı. Bugün ise gelinen noktada devam eden bu savaş sonrasında yukarıdaki sorunun cevabı olarak bu savaşın en önemli çıktısı değişik zamanlarda yapılan bu güvenlik iş birliklerinin savaş sonrasında daha da genişleyerek içinde Bahreyn-Kuveyt-Umman-Ürdün belki BAE’nin de olabileceği tek çatı etrafında yeni bir güvenlik mimarisin doğacak olmasıdır.
Daha önceleri yazılarımda zaman zaman dile getirdiğim ‘’ İslam NATO’su’’ formatında İslam ülkelerini tek çatı altında bütünleştirecek üye ülkelere bir koruma kalkanı oluşturacak liderliğini gelişmiş savunma mimarisiyle Türkiye’nin yaptığı bir yapılanmadan bahsetmiştim.
Yaşanagelen bu savaşla birlikte bu güvenlik paktı ileride yaşanması muhtemel, uluslararası hukuk, ahlaki kural, insani norm ve değer tanımaz İsrail tehdidi karşısında Suudi Arabistan başta İslam ülkeleri arasında şu an konuşulmaya başlanmış olması bu güvenlik yapılanmasının somutlaşacağı yönünde önemli emareler taşımaktadır.
Burada lider ülke olarak Türkiye’yi öne çıkaran en önemli unsurlardan ilki bölge ülkelerinin güvenlik mimarisini yeniden şekillendireceğine inanılan savunma sanayindeki gücü ve buna bağlı caydırıcılık potansiyeli olduğu tartışmasızdır.
Türkiye’yi öne çıkartan diğer husus ise Türkiye’nin kendilerini ABD ve Batı gibi kullanmayacağı yönündeki güven veren ‘’ itibarı’’ ve bunu değişik zamanlarda ispatla teyit ettiren düşünce algılarıdır.
Batı tarafından öncelikle 1.dünya savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa üzerinden, 1945 ikinci dünya savaşından sonra ise ABD öncülüğünde Ortadoğu coğrafyasının kanı emilirken aynı zamanda bölgedeki Suudi Arabistan başta diğer Arap ülkelerinin silah almaları karşılığında kendilerine koruma taahhüdü verilmiş olmasıydı.
Ancak bu ülkeler hiçbir zaman İsrail karşısında ABD yanında öncelikli olma hakkına sahip olamadılar. Öncelikli olma hakkı trilyonlarca para akıtmalarına rağmen ABD’nin ve gelmiş geçmiş tüm ABD başkanları yanında hep İsrail’in oldu.
Ta ki bugün bölgesel savaşa dönüşme eğilimi yaşanan ABD-İsrail-İran savaşına kadar ancak bunu çok geç anladılar.
Türkiye artık coğrafyasında; belirginleşen savunma sanayisi, daha da geliştirdiği diplomasi yeteneği, köklü ve kadim devlet geçmişinin getirdiği birikimi ‘’ güvenilen ve saygı duyulan’’ ülke potansiyeli ile aranılan bir ülke pozisyonuna geldi.
Bir de İran’ın bölgedeki hakimiyet ve hareket kabiliyeti budandığı düşünüldüğünde öne çıkan ülke olarak önümüzdeki yıllarda oluşturulacak yeni güvenlik mimarisinin kurgulayıcısı ve koruyucu aktörünün Türkiye olacağı tartışmasız ve kaçınılmaz görünüyor.
Köpeksiz köyde değneksiz gezmeye alışmış ayrıca Türkiye gibi bir ülkenin çeyrek asırdır geliştirdiği yüksek savunma stratejisi kazanımları karşısında bir ‘’sırtlan tedirginliği’’ yaşayan İsrail’in en büyük korkusu ‘’ topraklarını genişletmek’’ amaçlı temel devlet politikasının, Türkiye öncülüğünde bölgenin diğer devlet unsurları ile oluşturulması muhtemel bu yeni güvenlik paktı mimarisi karşısında sekteye uğrayacağını düşünmesi bunu düşündükçe kendi ülke coğrafi sınırları dışında adım atamaz hale getirilmesi paranoyasıdır.
Geleceğe İmzanızı Atın
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.