Gazze’de dünyanın görmezden geldiği soykırım şimdilik durdu.
Ortaçağ’ın haçlı zihniyetinin dönemsel projeksiyonunu ’İslamofobi’’ adı altında Gazze’de sanki tiyatro sahnesiymiş gibi izlediğine şahitlik ettik.
Ve karanlık çağların ‘’soykırım ve tehcir’’ uygulamalarını andıran vahşetin Filistin coğrafyasında tekrar tekrar yaşandığını gördük.
Batı’daki üstün ırk anlayışının veya beyaz olmanın hala yüceltildiği, Ortadoğu’da Filistin’de Gazze’de olduğu gibi farklı olanın varlığına tahammül edilemediği bir ayrımcılık rüzgârıyla sarsıldık.
Avrupa’da bireysel olarak görülen ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığının Gazze’de yaşananlar da olduğu gibi batılı liderler profilinde de siyasi alanda karşılık bulduğuna da birlikte şahit olduk.
Tüm bu yaşananları izahta zorlanırken neyle izah etmek gerekir bunu netleştirmek gerekiyor.
Dünyanın bu sessizliğini ‘’ akıl tutulması’’ ile mi izah etmek gerekir, yoksa insani ve ahlaki değerlere sahip ‘‘gerçek lider kriterlerinin buharlaşması’’ ile mi izahı gerekir bunu nasıl algılamak gerekir bilemiyorum.
Dolayısıyla tutulan akıl da olsa, değer de olsa 2 yıl süren Gazze soykırımı ile göz yumulan aslında ‘’ küresel yönetim sorunundan doğan bir liderlik’’ kriziydi.
Batı ikiyüzlüydü. Zira demokrasi, özgürlük ve insan haklarını denilen olguları diline pelesenk eden batı, bunları kendi insanına reva gören sahte demokrattı.
Kendi halkı dışındakilere özellikle bu coğrafyanın insanına tepeden bakan dünya için gereksiz gören yok edilmesinin soykırıma tabi tutulmasının onlar için çok da bir öneminin olmadığını düşünen batı için bu coğrafya, çıkarları örtüştüğü ölçüde bir karşılık bir değer üretir.
Bunun örneğine yaklaşık 3 yıldır devam eden Rusya- Ukrayna savaşında şahit olmadık mı? Bu kirli savaşta ölen beyaz tenli sarı saçlı mavi gözlü çocuk ve annelere ağıt yakan batının, Gazze’de ölen esmer tenli kara gözlü çocuk ve annelere nasıl sessiz kaldıklarına tanıklık etmedik mi?
Bu çocukların talihsizliği bu kan ve gözyaşının hiç eksik olmadığı bu coğrafyada doğmuş olmaktır.
Nelere şahit olmadık ki 2 yıl süren Gazze soykırımında…
İsrail bombardımanı ile ölen 1,5 yaşlarında erkek çocuğunun ortadan ayrılan kafatasını birleştirmeye çalışan bir doktorun bunu yaparken akıttığı gözyaşlarına…
Veya kefenlenmiş çocuğunu kucağına alarak mezara götüren annenin feryatlarına…
Enkazdan çıkardığı çocuğunu hastaneye yetiştirmek için koşan babanın haykırışlarına…
Gazze’de anne olmak, baba olmak, kardeş olmak kısaca Gazze’de insan olmak bu bahtsız coğrafyada hele nefes alan her canlıyı katleden İsrail gibi bir terör devletinin baskısı altında var oluş mücadelesi verebilmek başka bir şeydi…
Ancak direndiler…
Onurlarını çiğnetmediler.
Hele bir Hamas vardı ki ülkesini savunan Siyonist çetelere Gazze’nin soğuk tünel ve delhizlerini dar eden bir Hamas…
Toplam 300 kişilik gücüyle yetimler ordusu…
Geçmişte Filistin davasında şehit edilen Filistin mücahitlerin evlatları…
Boyun eğmediler Batı menşeili zulüm ve işgale…
Tıpkı Türk kurtuluş savaşında zulme ve işgale boyun eğmeyen Anadolu çocukları gibi…
Onurlarını çiğnetmediler…
Hamas ve Gazze halkı tüm dünyaya direniş nasıl gösterilir, onur nasıl korunur onu öğretti.
Değerlerimizi inançlarımızı yitirdiğimiz bir dünyada; vatan nedir, onur nedir, nasıl korunur, zulme karşı nasıl dik durulur?
İşte bu değerleri hatırlattılar bize…
Minnettarız sizlere…
Merhamet, Saçakaltı Olabilmektir…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.