a

İçimizdeki Uzaklar…

Birisi Erdoğan’ın Türk toplumuna kazandırdığı en önemli şeyi tek sözcükle ifade et dese ‘’özgüven inşası’’ derim.

Dönüşürken, dönüştürmek bir iddia işidir.

Zaman tünelinde geriye doğru otuz belki kırk yıl öncesine bir yolculukta dün ile bugünü mukayese ettiğinizde zamanla birlikte beklenti ve önceliklerin niteliğinde de bir değişim ve dönüşüm yaşandığını görürsünüz.

Misal,1980 öncesinde vatandaşın önceliği; evde siyah beyaz televizyon, sokaktan temin edebileceği ise gaz yağı, tüp, şeker, yağ kuyrukları idi. Devir stokçuların karaborsacıların devriydi. O dönemde siyaset, vatan sathında koalisyon ve iç çatışmalarla uğraşırken, yaşanan yönetsel yetersizlikler nedeniyle önceliği karaborsacılara rağmen vatandaşın yağ, şeker, tüp vb. gibi temel ihtiyaçlarını giderebilmekti.

Yanlış duymadınız. Siyaset 80 öncesinde bunlarla uğraşıyordu. Bugün bizlere tuhaf gelse de tüm bunlar dünün paradigması olarak bu ülkenin gerçekleriydi. Vatandaşı için tüm bunlar bugün sıradan görülse de karşılığı bildiğimiz nitelik tanımına uymayan o dönemin toplumsal öncelikleriydi. Derken bütün bunlar aşıldı. Öncelikle birlikte önceliğin niteliğinde de değişiklikler oldu.

Özal’lı yıllar gelip çattı.1983’te iktidara gelen ANAP, gelişiyle birlikte birçok şeyi değiştirdi dönüştürdü. Ülkede değişim rüzgarları yaşanmaya başladı. Gaz yağı, şeker, tüp ve yağ kuyrukları sıradanlaşıp temel ihtiyaçlar olarak yerine otururken öncelikli ihtiyaç olmaktan çıktı yerini dışa açılımla birlikte teknoloji transferleri üzerinden bilgisayarlar, renkli televizyonlar, cep telefonları aldı.

Özal’ın 1993’te ölümüyle birlikte Demirelli yılları yaşadık. Özal’la birlikte kısmen kırılan vesayet muamması Demirel’le birlikte yeniden gündemi işgal etmeye başladı. Ülke bu dönemlerde 28 Şubat’ı yaşadı. Yazılı ve görsel basın marifetiyle Ali Kalkancılar, Müslüm Gündüzler Fadime Şahinler kurgusu gündemiyle rejim tehlikesi bahane edilerek parti kapatma çabaları yoğunlaştı, ayyuka çıktı.

Bu dönemde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Refah-Yol hükümetine dönüşümlü olarak ekonomi profesörü Tansu Çiller’in başbakan olarak görevlendirilmesiyle birlikte ‘’ iki anahtar’’ vaadi vatandaşta büyük bir umut yarattı. İki anahtarla kastedilen ‘’ ev ve araba’’ idi.

Dönem kriz ve kaos dönemi olsa da öncelikler iki anahtar rüyası üzerinden nitelik değişikliğine evrilmişti. Artık çıta yükselmiş beklenti irtifa kaydetmişti.

Ancak ne var ki 1994’teki 5 Nisan kararları ile ülke, beklemediği bir şekilde bir devalüasyon yaşadı. Para pul oldu. Bankalardan alınan krediler faiz oranındaki artışa paralel yükseldi. Vatandaş aldığı krediyi ödeyemez hale geldi. Dövizle borçlananlar geri ödemelerini kat ve kat yüksek meblağlar üzerinden ödemek zorunda kaldılar.

Derken, 2000 yılında dönemin anayasa mahkemesi eski başkanı Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı seçilmesiyle Sezer dönemi başladı. Vesayetin dip noktasıydı bu dönem. Üçlü mutabakatla getirilen Sezer, üçlü koalisyon için ‘’ evdeki hesabın çarşıya uymadığı’’ bir atmosferi yaratmıştı. Anayasa kitapçığının merhum Ecevit’in suratına fırlatılması 2001 krizini doğurdu. Koalisyon krizin derinleştirdiği hasarla uğraşmaktan hükümet vatandaşa bir şeyler sunmada yetersiz kaldı. Dönemin sancılarıyla birlikte MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çıkışı ile birlikte süreç 2002 seçimlerine evrildi.

Ve 3 Kasım 2002 seçimle sonuçları ile ülkemiz Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığında AK Parti hükümetiyle tanıştı. İktidara gelişinin 3.ayında olağanüstü hali kaldırmasıyla değişimin sinyallerini vermişti bile.

Ancak siyasal doktrinlerinde önemli değişiklikler olsa da geçmişte Refah Partisi’nin yaşadığı vesayet koşullarının benzerlerini Ak Parti’de yaşadı. Askeri, Yargı ve bürokratik vesayet başta medya diğer vesayet odaklarıyla mücadele yönüyle bu alanı artık tehlike alanı olmaktan uzaklaştırırken beraberinde büyük dönüşüm ve değişimleri de ihmal etmedi.

Kabul edelim veya etmeyelim bir kırılma noktası yaratan iktidar partisi ülke milli geliri 2002’de 238 milyar dolar iken, tam 7 kat büyüterek bugün 1,6 trilyon dolara dayandı. İhracat 36 milyar dolar iken, bugün 275,8 milyar dolara ulaştı. Hazinenin döviz rezervi 8 kat arttı. Ulaşımda, sağlıkta, savunma sanayinde, sosyal politikalarda önemli mesafeler alındı. IMF’ye olan 23,3 milyar dolar borç 14 Mayıs 2013 tarihi itibarıyla bu dönemde ödendi.

Vesayetin ilk kırılmaya başlandığı 2007’den itibaren gelinen noktada Türkiye’nin bölgesel güç olması, kendi kararlarını alabilecek yetkinliğe tekamülü batıyı rahatsız etti. Dış ve iç operasyonlarla terörün belini kırması, başlarını dışarıya çıkartamayacak hale getirerek inlerine hapsetmesi, portatif terör örgütleriyle müdahaleye alışmış olan içimizdeki ve uluslararası güç odaklarını ambale etti.

Bugün geldiğimiz noktada tüm bunları neredeyse çeyrek asırda gerçekleştiren AK Parti ‘’ sıradanlığı’’ siyaset çöplüğüne hapsederken, özgüvene dayalı ‘’ sıra dışılığı’’ siyasetin bir parçası haline getirdi.

Bir nevi ideolojik bağlamlı klasik siyaseti başarılarıyla kötürüm ederken, hep laf üreterek siyasette başarıyı yakalamış eski alışkanlık siyasetini yani ‘’ slogan siyaseti’’ Türk toplumuna teşhir ederek durumu idare etme tarz tipi siyaseti itibarsızlaştırdı.

Biri bu iktidarın ve Erdoğan’ın Türk toplumuna kazandırdığı en önemli şey nedir dese tek sözcükle ifade etmek istesem ‘’özgüven inşası’’ derim.

Türk toplumunun zihniyetini, fikir kodlarını dönüştürürken beraberinde muhalefetin bu güzergahtaki klasik siyaset algısını değiştirirken dönüşümüne alan açtı ve siyaset çıtasını çok daha yükseğe taşıyarak proje ve hizmet bazlı siyaset üretmeden bu hedefe ulaşılamayacağı algısını muhalefetin zorunlu alanı haline getirdi.

Ayrıca bunun yansımasını muhalefetin eski alışkanlıklarını yıkıp vatandaş odaklı düşünme, slogan değil proje ve hizmet siyaseti üretme paradigmasındaki değişikliklerinde göremesek de en azından buna zorlandıklarına tanık olduk.

Bu yazımda siz saygıdeğer okurlarım için geçmiş zaman olur ki diyerek içimizdeki uzaklardan  bugünlere dair bir fikir sörfü yapalım istedik.

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Vizyon Üşümesi…