a

Faşist, İkiyüzlü ve Şarlatan…

Burada sorun elitist despotizmin dayattığı ‘’ sorunlu ikiyüzlülük’’ tür.

Bu ülkede belli bir kesim için inancını tepki çekmeden yaşamak hakikaten zor bir iş.

Gün geçmiyor ki birileri üstenci tavrı ile ” anakronik” zeminde kaldığını düşünmeden bugünün Türkiye’sinde dahi ülkenin asıl sahibi benim, benim kurallarım geçerli zihinsel olgusu üzerinden karşısındakilere ‘’ başörtüsü, sakalı, sarığı’’ gibi inanç değerleri üzerinden saldırmıyor.

Dönem, devir veya iktidar olarak düşünüldüğünde; devir kimin devri, kimin dönemi veya kimin iktidarı olduğu fark etmiyor.

Bu sorun yeni bir sorun değil. Bu sorun dünde vardı bir önceki günde belki daha önceki günde…

İşin enteresan tarafı bu aşağılanmaya maruz bırakılanlar, bu duruma maruz bırakanlar kadar karşısındakilere bu kadar küstahça bu kadar aşağılayıcı olamıyorlar, karşısındakileri rencide etmede bu kadar hoyratça davranamıyorlar.

Tabi bu Yunus Emre’nin ifadesiyle biraz edep meselesi birazda karşısındakinin değerlerine inançlarına fikirlerine saygı meselesi…

Yunus Emre bir ifadesinde: ‘’ Gezdim Halep ile Şam’ı eyledim ilmi talep, meğer ilim bir hiç imiş illa edep illa edep’’ der.

Bunu aslında bir kesimin duyarlılığı üzerinden İslam öğretilerinde ifade edildiği üzere ‘’ İslam zorlama, dayatma dini değildir’’ genel kabul olgusu üzerinden karşısındakinin inancını, yaşam tarzını hoş görebilme buna saygı duyabilme olgunluğuna erişmiş olabilme hassasiyeti ile ifade edebiliriz.

Ancak bunu böyle düşünenlerin karşısındakilerin hassasiyetleri bakımından düşünüldüğünde; hoşgörüye dayalı bu muhteşem İslami olgu karşısında bu olgunun gereklerine bu kadar hassasiyetle yaklaşmadıkları gibi takıntılı sorunlu ve zihinlerde asit üreten böyle bir nefret dilinin hoyratça kullanıldığını görüyoruz.

Bir zaman veya mekân sorunu yok bu anlayış güzergahında…Yolda sokakta veya toplu taşıma araçlarında fark etmiyor, nefret dili her ortamda her koşulda çalışıyor.

Bir tarafın hoş gördüğünü diğer taraf hoş göremediği gibi hoşgörüsünü de hoş göremeyen bir kafa ve zihin yapısından bir ‘’asimetrik hoşgörüden’’ bir nevi çelişkili hoşgörüsüzlükten bahsediyorum.

Tüm bu yaşanan ve yaşatılanlar üzerine bazı şeylere şahit oldukça : ‘’ Kendi dışındakilerin iktidarında bunu yapanlar acaba bu ülkede bir iktidar, bir zihin değişikliği olsa kendi iktidarlarında karşısındakilere neler yapmaz diye düşünüyor insan.’’

Düşüncesi bile ürkütücü olan böyle bir siyasi iktidar değişimi yaşansa, kendisinden olmayanlara bırak fikrini ifade etmeyi yaşam hakkı, nefes alma hürriyeti dahi tanımayacaklarını düşünmeden edemiyor insan…

Buradan şuraya geleceğim.

Günlerdir İmran Deniz Göktaş isimli adını ilk kez duyduğum videosunu tiz sesi karşısında içim gıcıklanarak izlediğimde sıradan ucuz bir Stand-up şarlatanının toplumun kutsallarıyla alay ederek kamuoyunda öne çıkma gayreti, tanınır olabilme ucuzluğuna kaçarak gündeme gelme çabasının bir sonuç çıktısı olarak toplumu nasıl gerdiğini konuşuyoruz.

Bu ülkede zihin gerisinde biraz öne çıkma çabanız, basitte olsa gündemi sarsacak toplumca kabul görmeyen aksiyonla toplum tarafından konuşulmaya ihtiyacınız varsa özellikle bir tarafıyla toplumun değerleriyle oynamanız mümkünse alaya alarak veya hakaret ederek kolayca bu amacınıza ulaşabilmeniz mümkündür. Bunun için yeteneğinizin bir önemi olmadığı gibi kısa vadeli meşhur olma hevesiniz için ayrıştırıcı kışkırtıcı infial yönünüzü infial yaratıcı yeteneğinizi kullanmanız yeterlidir.

Bir kesim var ki düşünce özgürlüğünü her fikri ‘’ kendi düşünce ekseni’’ etrafında şekillenmesi gereken bir düşünce havzasına indirgediği için olsa gerek kendi düşüncesi dışındaki fikirlere tahammül edemediği için bu kesimlere dayattığı fikir zorbalığı ile düşünce alanlarına yaşam hakkı tanımama mücadelesine giriştiğini görüyoruz.

Oysa düşünce özgürlüğü, insanların sizinle aynı düşünmesi aynı dili konuşabilmesi değildir.  Burada sorun elitist despotizmin dayattığı ‘’ sorunlu ikiyüzlülük’’ tür.

Yıllar önceydi hatırlıyorum.

Sunucu Güner Ümit telefonla bağlanan bir izleyiciye meşhur olmanın hafifliği ile ‘’Kızılbaş mısınız?’’ sorusunu sorunca ülkede infiale neden olmuş meslek hayatı bitmiş bir daha televizyon ekranlarına çıkarılmamıştı.

O gün Güner Ümit’i linç edenler meslek hayatını bitirenler bugün yüce kitabımız üzerinden İslam’ın aşağılanmasını doğal görebiliyorlar.

Stand-up göstericisi Emre Günsal, 20 dakikalık sahne gösterisi için 3,5 yıl hapis cezası aldı.

Tek suçu Atatürk’ü gösterisine konu etmekti hakaret etmek değil. Ve tek bir CHP’li, muhalif kesimden tek bir kişi dahi bu duruma düşünce özgürlüğü bakış açısıyla kılını dahi kıpırdatmadı.

Bu gibi örnekler gösterdi ki mesele ‘’ özgürlük’’ meselesi değil mesele düşünce veya fikirlerin kimlerin düşünce ve fikir havzasına ne kadar uyumlu olduğu ile ilgili olduğudur.

Bu durum karşısında ‘’kutsal kitabımızı’’ alaya alıp dalga geçilmesini hoş görenler, ülkemin Cumhurbaşkanına ‘’ diktatör’’ diyecek kadar hadsizlik yapanlar, Atatürk veya Alevilikle ilgili kutsallarınıza dokunulması karşısında kimseye yaşam hakkı tanımayanlar özgürlükçü değil ancak faşist ve ikiyüzlüdürler.

Sahi mizah nedir birisi bu alanın net tanımını yapsın da bizde mizahın çerçeve alanını bilmiş olalım.

Mesela Alevi insanlarımızla dalga geçilip bu durum alaya alındığında bu bir ahlaksızlık meselesi ise kutsal kitabımız alaya alındığında buna alkış tutmak bir hoşgörü meselesi midir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretin alkışlanması bir mizah sınırıysa Atatürk’e hakaret bir alçaklık sınırı mıdır?

Acaba mizahın sınırı, herkesin kendi fikir veya yaşam tarzının sınırı, dışa yansıması mıdır? Eğer mizahın sınırı buysa kişiye göre bir mizah sınırı çizilir ki bu mizahın toplumsal değeriyle çelişki içerir. Herkes kendi sınırını belirler kendi sınırlarına göre kendi değerlerini önceliklendirir ve bunu mizah adı altında dayatırsa ortada ne mizah kalır ne de toplumsal ahlak…

Oysa her kesimden insanımız kendi kutsalına değer yüklerken başkalarının değerlerini aşağılamak yerine ‘’ ortak değerlerimize ortak saygıyı’’ esas alırsa ortada ne ortak bir sorun kalır ne de birbirimizi incitecek bir provokasyon alanı…

Mizah, sonuç olarak kendi mecrasında herkesin ortaklaşa alkış tuttuğu gerçek kimliğine ulaşır.

 

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Milli Takım Uçakla Değil Otostopla Ülkeye Dönsün!

HIZLI YORUM YAP