a

Düşünen, Hayal Kuran Bir Gençlik

Unutulmamalıdır ki; sıradışı değişimler, sıradışı krizleri doğurur.

Ülkemiz bugün ‘’beyin açığını ‘’önemli ölçüde gidermeye çalışırken, son çeyrek asra kadar en büyük eksiği ‘’beyin göçünü ‘’  lehine çevirme becerisini yönetememe yetersizliğiydi.

Bu hayati öneme haiz durumu iyi yönetemedeğiniz sürece de düşünen insandan yoksun vasatlıklarınızla geleceğin efendisi olamazsınız.

Yani demem o ki; büyüklerimizin de ifade ettiği gibi, ‘’kem alet ile kemalat olmaz.’’

Yani sıradan aletlerle mükemmellik yakalayamazsınız. Sadece sıradanlığı yüceltilir, sıradışılığı yetim bırakırsınız.

Özetle vasatlık, yaşamın bir tortusu haline gelir.

Bir yazarımızın kitabından 1960’lı yılları okumuştum.

Zamanında dedelerimiz de dahil çevremizden birçok insan gurbet için gönüllü idi. Gurbet yolculuğunda şanslı olanlar beraberinde güç potansiyelini de götürdü. Bu sayede giderken beraberimiz de Avrupa’ya kol gücümüzü de ihraç ettik. Bu sayede Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri nitelikli işgücümüz sayesinde birinci sınıf ekonomiye, yüksek teknolojiye sahip oldu.

Son onlu yıllarda Almanya da o yıllarda yaşanan değişimin izlerini ülkemizde de yaşıyoruz.

Kol gücüne dayalı emek potansiyelimiz yeterliydi. Ancak yeterli olmayan beyin gücüne dayalı akıl eksiğimiz, düşünen, kafa yoran insan yoksulluğumuzdu.

Çok şey hayal ediyoruz, çok şey istiyoruz kaybettiğimiz onlarca yılı telafi etmek istiyoruz. Ancak bu hayali gerçeğe dönüştürecek düşünen, kafa yoran  beyin eksiği krizini aşmaya çalışıyoruz.

Unutulmamalıdır ki; sıradışı değişimler, sıradışı krizleri doğurur.

Ekonomik krizler, toplumsal krizler ve siyasal krizlerin en temel özelliği; servete, toplumsal ve siyasal yapıya el değiştirme kabiliyetidir.

Krizlerle mevcut yapılar kırılır, bazen sisteme yeni dinamikler hâkim olur.

Asıl mesele, krizi enine boyuna iyi yorumlayıp yeni fırsatları öngörebilme, yeni başarılara yelken açabilme kabiliyetini hep canlı ve aktive etme başarısına sahip olabilme becerisidir.

Hatta bazen yeri gelir kuralı koyanlar ile kurala uyanlar yer değiştirebilir.

Mesela, iki büyük savaşın ardından ülkemize gelen Alman beyinler büyük eserler bıraktığı gibi ülkemize etkisi hissedilir dinamizmler kazandırdı.

O dönem sıkıntıdaki Avrupa’dan beyin göçü imkânı doğunca ülkemiz bundan büyük kazanç sağladı.

Sadece Türkiye değil, Amerikalılarda Almanya’dan ihraç ettiği beyinlerle gerçekleştirdi NASA’dan Ay yolculuğunu…

Türkiye de bugün birinci sınıf ekonomisi ile birinci sınıf ülkeler arasına girmek iddiasında.

Yapılan işlere bakınca ‘’ ileri düzeyde beyin gücüne ‘’ ihtiyaç duyacak işlere soyunuyoruz.

Savunma sanayinde, sağlık sektöründe ve birçok alanda millileşme ile kendi savunma gereksinimimizi kendimiz üretme, kendi ilaçlarımızı, tıbbi cihazlarımızı milli teknoloji hamlelerimiz ile elde etme gayretindeyiz.

Onun için okuyan, düşünen, hayal kuran, tasarlayan ve uygulayan beyinlere çok ama çok ihtiyacımız var.

Ancak mevcut eğitim sistemimizin getirdiği akıllı insan rezervimiz şu an için bu ihtiyacı karşılamada yetersiz kalıyor. O zaman bu ihtiyacı ya mevcut kendi beyin değerleri ile gerçekleştirecek ya da beyin göçü ithal etmek zorunda kalacak.

Ancak bu durumda da şu soru akla geliyor.

Türkiye bu ithal beyin göçüne hazır mı, bunu sağlayabilecek cazibe merkezleri, donanıma sahip mi?

Buna yönelik imkanlar mevcut mu?

Veya bu gerçekleştirildiğinde mevcut altyapısı ile kurumları ve kuruluşları ile bu tersine beyin göçünü içselleştirip, kendi bünyesinde obsorbe edebilecek mi?

Ancak şu bir gerçektir ki teknoloji kentleri oluşturulup, kent dokusundan üniversite iklimine kadar cazibe merkezleri oluşturamıyorsanız bu beyinler size değil, ister istemez bunu sağlayan tüm bunları sunan ülkelere göç edecek, bu imkanları önceleyen ülkeleri tercih edeceklerdir.

Türkiye sıradışı teknoloji, sıradışı marka ve sıradışı bir dönüşüm istiyorsa bunu ancak sıra dışı beyinler ile cazibe merkezleri oluşturarak gerçekleştirebilir.

Sıradışı beyin rezervimiz şu an için tamda istediğimiz ölçüde değil. Üstelik bu da kısa vadede elde edilecek bir sonuçta değil. Öncelikle eğitim camiası başta birçok kurum kendi sistemini değiştirip güncellerken; Çin, Japonya, Batı bunu nasıl becerdi?

Nasıl insan yetiştiriyor? Yetiştirdiği insanlara kabiliyetini ispatlama veya test etme imkanını hangi koşullarda nasıl gerçekleştiriyor?

Bunun iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Unutmamak gerekir ki; vasatlıkla, mükemmellik yakalanamayacağı gibi sıradanlıkla da sıradışılık yakalayamazsınız.

Onun içindir ki düşünen, hayal kuran bir gençliğe ihtiyacımız var.

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Sorgulayan Nesiller İnşa Etmek

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.