Kapasite-konum ilişkisi ve bunlar üzerinden elde ettikleri sosyal statü, konuşlandıkları alan bulundukları yer bakımından bazı insanların başarısı beni hep şaşırtmıştır.
Bu ilişkiden dolayı hep cevap aradığım ‘’ bu insan bu kapasiteyle nasıl buralarda olabilir’’ sorularıma cevap bulması açısından önemli gördüğüm bu konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu yazımda bir teoriden bahsedeceğim. Cevap aradığım belki sizin de cevap aradığınız sorularınızla ilgili olarak teorinin literatürdeki terimsel karşılığı ‘’Dunning–Kruger sendromu’’
Bu teoriye göre “cehalet, gerçek bilginin aksine bireyin kendine olan özgüvenini artırır” ifadesinden yola çıkıyor. Buna göre bilgisizlik ve vasıfsızlık cehaleti doğururken, cehalette cesareti doğuruyor.
Sizde rastlamışsınızdır…
Mesela, işinde çok iyi olduğuna yürekten inanan ‘’yetersiz’ bir kişi’’ kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz. Rahatsızlık duymadığı gibi aksine bu yetersizliği, her şeyin kendi hakkı olduğuna buna layık olduğunu düşündürür.
Dolayısıyla bu cahillikten gelen haddini bilememe mesleki kariyer konum ilişkisinde müthiş bir itici güç oluşturur.
‘’Eksiler’’ kariyer açısından ‘’artıya’’ dönüşür. Sonuçta, bu tip ‘’kifayetsiz muhterisler’’ her zaman ve her yerde siyasetinden bürokrasisine magazinel sanat camiasına kadar daha hızlı yükselirler.
Bu tip insanların diğer bir özelliği de hapsoldukları durumu bir türlü fark edememeleridir. Cahilliklerini nitelik olarak abartma eğiliminde oldukları gibi gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
Bu tip insanların nitelikleri, eğitimle, bilgiyle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, zaman içerisinde vasıfsızlıklarının farkına varmaya başlarken ‘’cesaret paniği’’ yaşarlar ve her şeye daha temkinli daha kontrollü yaklaşırlar.
Bunlar böyleyken gerçekten bilgili ve yetenekli kısaca nitelikli insanlar ise çalışma hayatında ‘’fazla alçakgönüllü’’ davranarak öne çıkmazlar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmadıkları gibi kıymetlerinin bilinmesini beklerler. Tabi beklerken de kırılırlar, incinirler dolayısıyla kendilerini daha da geriye çekerler.
Bir süre sonra üstleri tarafından da ‘’ihtiras eksikliği’’ ile suçlanırlar.
Bu insanlar maalesef nitelikli oldukları halde hep geri planda kalacaklar, yüksek görevlere kendi kendilerine talip olmayacaklar, yeteneklerinin başkaları tarafından görülmesini isteyeceklerdir. Sonuçta da aslında yapabileceklerinin çok gerisinde kalacaklardır
Bana göre cehalet, kronikleşmiş olan bilgi ve donanım olarak kendi kendini değerlendirememe veya kendi kendini değerlendirme yeteneksizliğine bağlanabilir.
Mesela televizyon veya sanat dünyasına bir bakın veya siyaset ve bürokratik mecraya. Devleti yönetenlerin veya yönetmeye namzet olanların durumlarına.
İçinizden hep düşünürsünüz bu adam ya da kadın bu mevkilere nasıl geldi diye. Bu kafayla bu donanımla veya bu kapasiteyle nasıl bu pozisyonda olabilir diye hayıflanmışsınızdır.
Hatta kendi çevrenizde vazgeçilmez gördüğünüz statü ve mevkisine toz konduramadığınız bazı insanların cahilliğinin işgal ettiği konum ile donanım ilişkisinde hiç de uyumlu olmadığı halde birbirinin çekim gücü hayretle izlemişsinizdir.
Sonuç olarak bu teoriye göre bilgi, beceri ve donanım önemli bir kazanç gibi görünse de yukarılara tırmanabilmek için olmazsa olmaz kural değildir.
Hatta vasıfsızlığın getirdiği gerçeklerin farkına varamama durumu bir dezavantaj olmadığı gibi bazı önemli görevlere gelmede ‘’cahil cesareti’’ çıkışı yadsınamayacak bir potansiyel oluşturabilme özelliğine de sahip olabilir.
Bundan dolayıdır ki cehalet, bazen siyasetten, sanata hatta bürokrasiye kadar sosyal statü düzleminde başarının bir anahtarı olarak çıkabiliyor karşımıza…
Bu anlamak için sosyal çevrenizi, sosyal medyayı, siyasi mecrayı, yazılı ve görsel basını birazcık gözlemlemeniz yeterlidir.
Finansal Okuryazarlık
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.