a

‘’ Biz Şuuru…’’

Bugün her zamankinden fazla ihtiyacımız olan ‘’ Biz şuurudur’’

Türk devleti, 2200 yıllık kadim bir geçmişe sahiptir.

O günden bugüne sadece  biz Türkler değil tüm milletler neredeyse farklı güzergahlardan  aynı yere varacakları evrimleşmeyi buna bağlı değişim ve dönüşümde benzer süreci  yaşadı.

Tarihimizin neredeyse belli bir kısmını kronolojik bir tasnif yapacak olursak devlet olarak ayakta kalabilme kıstası güce bağlı üstünlük varlığı üzerinden şekillendi.

Gücün en önemli enstrümanları savaş ve ganimetlerdi. Tarihin akışını bu iki varlık şekillendirdi. Elde edilen ganimetler ordulara savaş gücü üstünlüğü olarak yansıyor, bu ekonomik üstünlük zamanın güçlü silahlarını dolayısıyla güçlü ordularını egemen güç olarak söz sahibi yapıyordu.

Derken silah icat oldu. Derken ne yiğitlik kaldı ne mertlik. Silahı ve barutu elinde bulunduran gücün efendisi oldu. Artık çeliklenmiş kılıcın yerini tüfek ve mermi aldı.

Toplar icat edildi. Savaşın menzili genişledi. Topu elinde bulunduran gücün sahibi oldu. Makineli tüfekler icat oldu. Savaşın niteliği değişti. Teke tek üstünlüğün yerini teke çok üstünlük aldı.

Zaman geldi silahın yerini bilişim aldı. Artık olası savaşlarda cephede kalmadı. Tek düğmeyle bir ülkeyi yok edebilecek silahlar geliştirildi. Savaşın sınırı kalmadı.

Bugün yaşadıklarımız gücün nereden nereye evrildiğini kimsenin kimseye meydan okuma lüksünün kalmadığı bir gerçeğini ifade etmesi bakımından oldukça önemli.

Dünya yavaş yavaş gücün müşahhas bir gerçeklik olmaktan çıkıp, sanal bir gerçeklik haline dönüştüğü sürece gün sayıyor. Siber güç, siber saldırı gibi kavramlar zihin dünyamızda önemli bir yer teşkil ediyor artık.

Yani teknolojinin ürettiği bilgisayar sisteminin sanal ortamda neleri yapabileceği ile ilgili gerçeklik.

Artık ülkelerin birbirlerine uzun menzilli füze göndermesi gerekmiyor. Bilgisayar ortamında yaratılan siber saldırılarla devletlerin sistemi çökertilerek işlevselliği yok edilebiyor, kurumsal yapılar işlemez hale getirilebiliyor.

Daha da öte birçok ülke robot teknolojisini emek sektöründe etkin olarak kullanabiliyor. Artık sanayide insan gücünün yerini robot emekçiler daha kısa zamanda daha çok üreterek insan ırkını kara kara düşündürebiliyor.

Çin, ABD, Japonya gibi ülkeler bugün kendi sanayi sektörlerinde robot teknolojisini etkin şekilde kullanarak ‘’ mavi yakalılar’’ denilen insan emekçilerinin tahtını robotlar olarak ‘’ metal yakalı ‘’ emekçiler olarak sallayabiliyor.

Bu ülkeler gelecek tasarımlarında hizmet sektörünün pek çok alanında robotları kullanma yolunda önemli adımlar atıyor.

Mesela, sağlık sektöründe, eğitim sektöründe ve birçok alanda bu yönlü planlamalar içerisinde… Peki Türkiye olarak biz bu sürecin neresindeyiz?

Biz ülke olarak henüz bu teknolojilerin biraz gerisinde olsak da belli alanlarda AR-GE çalışmaları yaparken aynı zamanda savunma sanayi başta birçok alanda önemli atılımları gerçekleştirebiliyoruz.

Yıllarca başkalarının silahıyla savunmasını yapan, savunmasında bile icazet almak zorunda kalan Türkiye, bunun böyle olmayacağını ‘’ elin hacetiyle ‘’ gerdeğe girmenin maliyetini anlayıp kendi potansiyelinin ve gücünün farkına varınca değişimin kıymetini de sahiplenebiliyor artık.

Kendi milli teknolojimizle kendi silahımızı, tankımızı, helikopterimizi, İHA, SİHA’larımızı üretebiliyoruz. Kendi savaş uçaklarımızı üretme yolunda İngiltere başta olmak üzere bazı ülkelerle önemli bir işbirlikleri yaparken kendi yerli uçak motorumuzla uçuracağımız kendi savaş  uçağımız ” KAAN’‘ 2028’de  savunma envanterimize girmesi için gün sayıyoruz. İnsansız savaş uçağımız ” KIZILELMA”  kritik uçuş testlerini tamamlarken onu da yakında havalarda görürsek şaşırmayalım.

Artık kendi siber gücümüzü oluşturup, küresel dünyada daha etkin rol alma caydırıcı güç olarak dosta güven, düşmana korku verme potansiyelimizi belirginleştirmemiz gerekiyor.

Buda ileri teknoloji ürünleri üreterek, AR-GE’ye daha çok finansman sağlayarak, nitelikli ürünler planlayacak, kaliteli şeyler üretecek, nitelikli nesiller yetiştirmekle mümkün olabiliyor.

Bunun için bir bütün olarak toplumsal bilinci yakalamış, kolektif akıl perspektifinde ‘’ Türkiye’’ ortak paydasında buluşmuş bir toplumsal dönüşümün gerçekleşmesiyle yakalayabiliriz.  Tıpkı ikinci dünya savaşında yok olmasına rağmen ‘’biz şuurunu’’ yakalamış teknoloji devi Japonya gibi…

Veya 1950’li yıllarda Kore savaşından çıkışta açlık ve yoksulluk ve ülke olarak bir yıkım yaşamış bugün ise milli geliri 2 trilyon doları yakalamış Güney Kore gibi…

Bu sadece devletin işi değil. Özel sektör olarak bir şey üretmeden kopyalayarak zenginleşmek servetine servet katmak yetmemelidir.

Bir düşünür; ‘’ Büyümek için büyümek sadece kanser hücresinin ideolojisidir. ‘’ der. Büyüyeceksek büyümeyi aynı ürünü benzer teknolojiyi kopyalayarak değil değişime ayak uydurup dönüştürerek, kendimiz üreterek daha çok üreterek gerçekleştirebiliriz.

Ülke olarak dünya evrim devinimini yaşarken küresel düzeni izlemeli her inovasyonu dikkate almalı pozisyonumuzu her daim yeniden güncellemeliyiz.

Zira küresel evrimleşme birilerinin ‘’peşinden koşularak değil, önü çevrilerek’’ gerçekleştirilebilir.

Bunun için ihtiyacımız olan ‘’ Biz şuurudur’’

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Dijital Zorbalık

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.