06 Eylül 2026 Pazar
Uzun yıllar boyunca geleneksel yöntemlerle yürütülen emlak sektörü de dijital çağın gereksinimlerinden nasibini almış bu sektörde değişime uğramış, teknolojinin hızla gelişmesi, internetin yaygınlaşması ve müşteri davranışlarının değişmesi, “ofissiz emlakçılık” kavramını gündeme taşımıştır.
Bugün bir emlak danışmanı, yalnızca ‘’güçlü bir dijital kimlik’’ ve ‘’doğru pazarlama araçlarıyla’’ ofis açmadan da sektörde var olabilir.
Dijitalleşmenin sunduğu imkanlar sayesinde, satıcı ve alıcılar artık ilk temaslarını internet üzerinden kurarlarken online ilan siteleri, sosyal medya platformları, sanal tur uygulamaları ve dijital sözleşme çözümleri, fiziksel ofis ihtiyacını büyük ölçüde azaltma yoluna gitme eğilimi göstermektedir.
Dolayısıyla bu yeni düzen, hem maliyetleri düşürürken beraberinde daha esnek bir çalışma modeli sunmaktadır.
Soru şu… Ofissiz emlakçılık geçici bir trend mi, yoksa sektörün geleceğini şekillendiren kalıcı bir dönüşüm mü?
Geleneksel emlakçılığa bakıldığında merkezi ve ulaşılabilecek lokasyonlarda ofisler açılarak işler yürütülüyor bu da doğal olarak; ofis kirası, ofis dekorasyon masrafları, personel giderleri, elektrik, su, internet giderleri derken bu durum geleneksel ofisli emlakçılığa ciddi bir ekonomik maliyet yüklerken müşteri güvenini kazanmada önemli bir rol oynuyordu.
Ancak çağın getirdiği dijitalleşmeyle birlikte insanlar artık aradıkları evi, arsayı ya da ticari gayrimenkulü ilk olarak dijital platformlardan araştırırken bu durum, ofissiz emlakçılığın yükseliş trendine ve emlak sektörünün klasik iş modelinin tartışılmasına veya şekillendirmesine kapı aralayan bir sürece evrilemeye başladı.
Özellikle düşük maliyet, esnek çalışma, dijitalleşmeyle daha geniş müşteri ağı ve hızlı iletişim ve şeffaflık gibi avantajlar sağlarken beraberinde müşteride öteden beri gelen özellikle yüksek bütçeli yatırımlarda fiziksel bir ofis görmeden emlakçıya güven sorununu, kurumsal imaj kimlik ve ciddiyet göstergesi durumunu, esnek çalışmanın getirdiği disiplin sorununu beraberinde getirdiğini unutmamak gerekiyor.
Gelinen noktada artık müşteriyle temasın büyük kısmı telefon, e-posta, WhatsApp veya sosyal medya üzerinden gerçekleştiği veya yüz yüze görüşmelerin yalnızca gayrimenkulün gezilmesi veya sözleşme aşamasında gerekli olduğu düşünüldüğünde bu durum sabit bir ofis ihtiyacını ikinci plana ittiğini gösteriyor.
Ofissiz emlakçılığın diğer bir avantajı, danışmanlara lokasyondan bağımsız çalışma imkânı sunar. İster evden ister kafeden, isterse farklı şehirlerden iş yürütmek mümkün hale gelirken böyle bir durumda özellikle genç ve teknolojiye yatkın emlak danışmanları ofissiz emlakçılığı cazip hale getirir.
Ve dijital pazarlama sayesinde tek bir semt ya da mahalle ile sınırlı kalmadan, ülke genelinde hatta yurtdışından müşterilere ulaşmak mümkün gelirken sosyal medya reklamları, Google ve YouTube gibi platformlar, müşteri tabanını genişlemesine kapı aralar.
Bu durumda ikinci bir soruyu da sormak gerekiyor. Ofissiz emlakçılık, sektörün geleceği mi?
Kabul edelim ki emlak sektörü, dijitalleşmenin etkisiyle geri dönüşü olmayan bir dönüşüm sürecine girdi. Gelinen noktada ofissiz emlakçılık, yalnızca bir trend değil, geleceğin iş modeli olarak kabul ediliyor. Ancak bu modelin başarısı, danışmanın dijital araçları ne kadar etkin kullandığı ve güven duygusunu ne kadar güçlü inşa ettiğine bağlı olması yönüyle şekilleniyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde uzaktan çalışmanın normalleşmesi, müşterilerin dijital çözümlere olan güvenini artırdı. Bu da ofissiz emlakçılığın daha hızlı benimsenmesine katkı sağladı.
Üçüncü bir soruyu soracak olursak ofissiz emlakçılık, ofis olmadan mümkün mü?
İşin yasal boyutuna bakıldığında, Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik bu konuda oldukça net ve katı kurallar koyuyor. Zira emlakçılık faaliyetleri yalnızca belirlenen kriterleri karşılayan işletmeler tarafından yapılabiliyor.
1-Emlakçılık yapabilmek için Ticaret İl Müdürlüğünden ‘’ticaret yetki belgesi’’ alınması gerekiyor.
2-Yetki belgesi, yalnızca fiziksel bir işletme adresine sahip olanlara veriliyor. Yani evden ya da sanal ofisten emlakçılık yapmak, resmi olarak yönetmelik kapsamında mümkün değil.
3-İşletmenin fiziki şartları da yönetmelikte belirtilmiş durumda. Örneğin, emlak ofisinin asgari metrekare büyüklüğü, ayrı bir girişe sahip olması, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uygunluğu gibi kriterler aranıyor.
Dolayısıyla, tamamen “ofissiz” bir şekilde yani sabit bir işletme adresi olmadan emlak alım satımı yapmak yasal olarak mümkün değil. Home Office tarzı çalışma yaygınlaşsa da resmi kayıtlarda mutlaka işletme adresi gösterilmek zorunluluğu vardır. Sanal ofisler yönetmelikte kabul edilmiyor; ancak bazı girişimciler fiziksel bir adres üzerinden yetki belgesi alıp, işin büyük kısmını dijitalden yürütülürken, ilan siteleri, sosyal medya pazarlaması, sanal tur ve dron çekimleri sayesinde müşteriyle buluşma süreci ofisten bağımsız ilerleyebiliyor.
Özetle pratikte emlakçılığın %80’i ofis dışından yapılabiliyor; fakat yasal olarak “ofissiz” olunamıyor.
Peki gelecekte ofissiz emlakçılık yasal hale gelebilir mi?
Zaman ve zemin kavramının dijitalleşmeyle birlikte ortadan kalkmış olması mevzuat değişikliğine kapı aralarsa neden mümkün olmasın. Zira pandemiyle birlikte e-ticaretin yaygınlaştığı, iş koşullarının Home ofise taşındığı bu dijital dünyada bugün ‘’ofis’’ zorunluluğu mevzuata dahil olsa da gelecekte her şeyin dijitalleşmeye tevdi edileceği düşünüldüğün de fiziki ofis şartının mevzuatla birlikte ortadan kalkmasıyla ofissiz emlakçılığı emlak ticaretin bir parçası olarak görebilmek mümkün hale gelebilir.
Geleceğe hükmedebilmenin en etkili yolu konjonktürü iyi analiz edip, buna dair yeni stratejiler geliştirmekten geçer.
Bunun için öncelikle uluslararası gündemi iyi takip edip dünyada neler olup bittiğini görebilmek, kâinat nereye gidiyor sorusuna cevap bulabilmek ve buna dair gerçekleri anlayıp algılayabilmek gerekiyor.
6 asır önce uygarlığın merkezi Doğu’ydu. Batı önemli teknolojik gelişimini Doğu’dakini kopyalayarak gerçekleştirdi. Barutu Çin’ den aldı, silahı üretti. Kâğıdı Çin’den aldı matbaayı icat etti.
Pusulayı Doğu’dan aldı, gemilerin hareket alanını belirleyen sisteme entegre etti.
Hümanizmi Mevlana’dan, Yunus’tan aldı insan hakları evrensel beyannamesini hazırladı.
Asıl, kopyadan nefret etse de her zaman kopyanın ilham kaynağı olmuştur.
Ancak gelişmişlik ve teknoloji, zaman içinde zemin değiştiriyor.
Batı, çeyrek asır öncesine kadar dünya gelir kapasitesinin üçte ikisini yönetiyordu. Ancak bugün bu durum neredeyse eşitlenmiş durumda.
Düşünce kuruluşlarının analizlerine göre; durum eğer böyle giderse yakın gelecekte doğunun dünya gelir kapasitesinin 2/3 ü yöneteceği yönünde. Artık yakın zaman sonra dünyanın geleceği Atlantik havzasından Pasifik havzasına evrilme istikametinde.
Binlerce yıl ticarete güzergâhlık yapan ipek yolu Batının reform ve rönesansının ilham kaynağı oldu, doğudaki bu ışık batıya kaydı.
Batı doğudan aldığı bu taklit araçlarıyla birçok icatlar gerçekleştirdi. Doğuyu sömürdü. Yani doğuya ait araç gereçlerle doğunun bütün kaynaklarını tarumar etti.
Bugün artık devran değişiyor. Doğu kaybettiği itibarını geri alıyor. Güç yeniden batıdan doğuya kayıyor.
Güç batıdan doğuya kayarken dünyanın tam ortasında yer alan Türkiye ise, bu iki medeniyetin cazibe merkezi olmak için gün sayıyor.
Çin, Hindistan, Türkiye doğunun ve geleceğin yıldızları.
ABD ve Avrupa, özellikle ABD teknolojik güç üstünlüğünü muhafaza etmek adına milyonlarla ifade edilebilecek yetişmiş bilim insanına ihtiyaç duyduğunu açıklarken bu şekilde giderse yakın gelecekte bu üstünlüğün ortadan kalkacağı, yerine Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin alacağı söyleniyor.
Çin, daha düne kadar kopyalayarak gerçekleştirdiği GSMH’sını bugün gerçeğini üreterek kendini yeniliyor.
Yakın zamanda insan çalışanından fazla robot çalışanı üreteceği, otonom sistemden uzay araçları ve uçan arabalar üretecek pek çok zenginlik alanında çalışacak bilim insanına sahip olduğu konuşuluyor.
Çin ve Hindistan uzay bilimlerinden robot bilimlerine yeni alanlarda kendini belirginleştiriyor.
Son 60 yılın ikon kuruluşları NATO, IMF ve AB köhne kuruluşlar yok olma yolunda miadını doldurmayı beklerken yerini ‘’ ipek yolu’’ nu yeniden canlandırmayı planlayan Çin’ den başlayıp Türkiye geçişli Kuşak ve Yol projesi belirginleşmiş durumda.
Tüm bunlar ortada iken, 60 yıldır Batı’nın kapısında Batılılaşmak için harcadığımız zamanı Doğu’nun kapısında Doğululaşmak için harcamalı mıyız bunu hesap etmemiz gerekir.
Bugüne kadar bir türlü batıdaki doğu olamadık inşallah doğudaki batı olur muyuz bunu algılamamız gerekiyor.
Gençleri her fırsatta uyarıyorum.
Bulunduğunuz konumda bir farkındalık oluşturmak istiyorsanız, mutlaka dünyayı gezin, dünya kültürlerini iyi analiz edin, ülkenizin eksikliklerini gezip gördüklerinizle mukayese ederek ülkeniz için bir şeyler ortaya koymaya çalışın.
Dediğim gibi Batı, değer kavramları üzerinden yükselttiği varlığını son yıllarda yaşadığı paradokslarla reddederek çöküş aşamasına girerken, doğu kendini yeniden restore ediyor.
Bunu görebilmek için kahin veya müneccim olmak gerekmiyor.
Durum böyle iken ülke olarak bu yeni restorasyon sürecinin dışında kalma lüksümüz olmadığı ortada iken yaşadığımız coğrafyada ki yaklaşık 1000 yıllık varlığımızı perçinleyerek köklerimizin toprağın çok daha derinlerine tutunacağı bir güç ve gelecek kapasitesi inşa etmemiz gerekiyor.
İşte bunun içindir ki aceleci davranmamız, geleceği ıskalamamız gerekiyor.
Zira fırsatlar peşinden koşularak değil önüne geçilerek, önü çevrilerek yakalanır.
Politikada başarı, iktidar-muhalefet terazisinde fikirlerin eylem pratiklerine altık oluşturmasıyla şekillenen hizmet kalibresi ile ölçülür.
İnsana hizmeti esas alan fikri kalibrenin uygulanabilir etki gücü ve kapasitesi, muhalefet partilerinin gelecek iktidarı için hedef aracıdır hatta iktidar değişimlerinin temel belirleyicisidir.
Gelinen noktada muhalefetten özellikle ana muhalefetten beklenti bu olması gerekirken CHP perspektifinden geriye dönüp son birkaç yıldır gelinen düzleme bakıldığında hem siyasi hem de toplumsal ahlakta derin yaralar açacak bir yozlaşma girdabına hapsolunduğunu görüyor, ülkemiz adına bu durumdan üzüntü duyuyoruz.
Mahkeme dosyalarındaki iddialara bakıldığında cinsel istismar, iskân ve ruhsat verme karşılığında rüşvet talebi veya belediye başkanlığı adaylığı karşılığında dönen akçeli işlerin ortaya savrulup ayyuka çıktığı iç içe geçmiş girift bir yozlaşmalar yumağına tanıklık ediyoruz.
Geldiğimiz noktada CHP’den ayrılıp YENİ Parti kuruluncaya kadar ortalığa saçılan hemen her pisliği halının altına süpürmeye alışmış bir Özel-İmamoğlu ekibi diğer tarafta ise halı altına süpürülen pisliği, sırtındaki hançerlerle temizlemeye çalışan ve şaibeli olduğu mahkeme kararıyla tescil edilmiş bir kurultayın ardından partinin başına yeniden dönen Kılıçdaroğlu ve ekibi ile karşı karşıyayız.
İşin ilginç tarafı Özgür Özel ve etrafındaki kalabalıkların, partiden ayrılana kadar bu ülkeye yaşatılanlar karşısından hiçbir şey olmamış gibi davranmaları bunu olağan görmeleri olumlu-olumsuz her koşulda kendilerine siper ettikleri Atatürk’ün aziz hatırası karşısında 103 yıllık CHP’yi, bu yaşatılanlar karşısında partinin içine düştüğü bu yozlaşma siyasetini sorgulamıyor olmalarıdır.
Ve sonunda ‘’doku reddi’’ gelişti bünyesi bunu kabul etmeyen CHP’den mitozlanarak bölünen YENİ Parti, Türk siyasal tarihinin en genç partisi olarak siyasetteki yerini alırken 91 milletvekili CHP’den ayrılarak YENİ Parti’ye geçti.
Belediye başkanları özellikle Büyükşehir belediye başkanları ne yapacak nerede kimin yanında duracak tavırları muğlak iken ilk açılışı Adana’da Zeydan Karalar yaptı. Aslında akla ilk gelen isimlerin başında hem Türkiye Belediyeler Birliği hem de MBB Başkanı Vahap Seçer’di. Mersin ne yapacak nerede kimin yanında duracak tavrı belirsizliğini korurken CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun da davet üzerine katılım sağladığı ‘’ 2’nci Kardeş Göçerler Yörük Etkinliğinde’’ Vahap Seçer son noktayı koydu.
MBB Başkanı Vahap Seçer konuşmasında CHP’nin kadim tarihine atıf yaparak ‘’Mustafa Kemal’in yolundayız, CHP’li olmaktan övünç duyuyoruz ve bugüne kadarki her şeyimizi bu partiye borçluyuz’’ ifadeleriyle partiye olan ahde vefasını haykırırken tarafını da netleştirmiş oldu.
Bu ifadelerinin ardından akıllara şu soru geldi:’’ Vahap Seçer nereye koşuyor?’’
‘’Siyasi intihar mı ediyor yoksa siyasi irtifa mı kaydediyor?’’
Aslında politikanın bir siyasal araç olma kimliği üzerinden birçok tanımı vardır.
Kimilerine göre siyaset, yönetim ve kişisel yetkinlikleri içeren bir liyakat bir donanım alanıdır ve bu alanı ahlaki değerleri de esas alan ‘’ hizmet’’ alanı üzerinden ifade eder.
Kimileri ise oportünizm üzerinden fırsatçılık beklentisi ile ‘’çıkar’’ alanı üzerinden konsolide eder.
Bu yüzden dürüst ve ahlaklı siyasete, donanım, birikim ve bu meziyetlerle birlikte gelecek tasavvuru klişesi üzerinden geçmişi ve bugünü harmanlayarak yarınlara dönük güncellemeler içeren yetkinlik ve yeteneklerin etkinlik sahasıdır da desek yanılmış olmayız.
İşte politikayı da gerçek anlamda bu ölçeklik kıymetlendirir.
Dolayısıyla demokratik enstrümanların en vazgeçilmezlerinden olan siyaset; sorunların, güçlüklerin aşılmasında, yeni ihtiyaçların belirlenmesinde ve gelişmesinde, bugünü ve geleceğe dair yönetme becerilerinin gelişiminde başvurulacak yegâne alandır da diyebiliriz.
Siyaset insan odaklı yapıldığı için içi kof bir derinliği olmayan köhne sloganlarla, iddiası ve idealleri olmayan fikirleri gayri ahlaki politikalarla beslerseniz uzun soluklu siyasetin koşucusu olamazsınız.
Tamda burada Vahap Seçer, hemen her kesimce kabul gören makul ve makbul belediye başkanı sıfatıyla önce ‘’ahlaki’’ sonra ise ‘’ahde vefayı’’ öne alan önceleyen şehremini kimliğiyle kendi siyasal geleceği için doğru olanı yaptığını düşünenlerdenim.
Zira gelinen noktada savunduğum tez iktidar siyasetine yönelik alternatif bir siyasi proje ortaya koyamayan hatta kirli siyasete alan açan dünün CHP’sinin genel başkanı Özgür Özel ile yarınların siyaseti için YENİ Parti logosu altında peşinden koşulabilecek Özgür Özel’in, ülke geleceğine yönelik bir umut bir gelecek beklentisi yaratabilmesini mümkün görmediğimi ifade etmek istiyorum.
İşte burada MBB Başkanı Sayın Vahap Seçer akıllı bir siyasetçi olarak tüm bunları analiz etmiş olmasının getirdiği yük hafifliği ile kararını netleştirirken 2029’a yönelik başarı umudunu geçen yedi yıllık vatandaş odaklı rezerv birikimine bağlamış olduğunu görebilmek gerekiyor.
Sayın Seçer’in, 2029 için başarılı olamasa da 2029 sonrası CHP genel merkezinin önemli müdavimlerinden biri olabileceği hatta genel başkanlığa oynayabileceği unutulmamalıdır.
Tabi burada YENİ Parti’nin 2028 seçimleri ile daha da belirginleşecek gelecek akıbeti, CHP ile birlikte Vahap Seçer’in akıbetinin belirlenmesinde önemli bir rol üstleneceği ortadadır.
YENİ Parti’nin kurulup gitmek isteyenlerin partiden ayrılmasıyla safralarından arınan CHP, bugün temiz bir siyaset için ciddi bir yüzleşmeyle karşı karşıyadır.
Ya şu an anatomisine uyarlayacağı yeni ‘’ temiz siyaset’’ tarzıyla ” milli siyaseti de” sırtlanarak kendine yeni bir yol açacak ya da çürümüş bünyesine metastaz atmış eski doku lezyonlarıyla kendi akıbetini kendisi bekleyecek. 2029 yerel seçimlerine kadar CHP’nin olağan kurultay ile belirginleşecek genel başkanlık seçim sonuçları ile gerek Kılıçdaroğlu ile gerekse Kılıçdaroğlu’suz Seçer’in de akıbetini belirleyecek.
Her şeyin su gibi hızla akıp gittiği düşünüldüğünde aldığımız her nefesi sürekli hesaplamakla meşgul olan zamanın, kimilerini nerelere hangi konuma getireceğini ölmez sağ kalırsak hep birlikte görecek, birlikte tanıklık edeceğiz.
90’lı yılları hatırlayanlar bilir, terörün en azgın olduğu dönemler…
O kadar çok insan kaybettik ki 40 küsür yıllık süreçte 40 binin üzerinde insan ve o zaman kendi kendime:’’ Bu ülkede terörü bitiren iktidar hangi iktidar olursa olsun adını tarihe altın harflerle yazdırır’’ demiştim.
Tabi bu başarı cumhur ittifakı olarak MHP çıkış ve destekli AK Parti iktidarına nasip oldu. Son 10 yılda özellikle FETÖ belasının büyük oranda halledilmesiyle devlet kendi içinde safralarını temizlerken savunma sanayindeki gücünü geliştirmesinin de etkisiyle ülke içinde terörü bitirdi ve dış askeri operasyonlarla PKK terörünü inlerinden çıkaramaz hale getirdi.
Ancak AB ülkeleri ölçeğinde kucaktan kucağa dolaşan terör örgütü son olarak ABD’nin kendisini terk etmesiyle kendisini İsrail’in kucağında bularak İsrail’in yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı politikasına aparat olmayı kabullenirken son bir hamleyle Doğu Suriye’de son bir çabayla devlet kurma veya en azından kuzey Irak’ta olduğu gibi özerlik adı altında bir otonom bölge oluşturma gayretinde bulunma çabası, gerek Suriye’de ki halk devriminin nihayete ermesi ve gerekse Türkiye’nin buna izin vermeyen ısrarlı tavizsiz duruşu ile sona erdi ve bugünkü koşulları kabul etmek zorunda bırakıldı.
PKK terörünün eli kolu kırılarak eylem yapmada işlevsiz hale getirildi. Bugün PKK terörünün bu sürece mecbur hale getirilmesi eylem alanlarında tamamen yok edilmesi örgütün hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılması buna mecbur bırakılmasıyla ilgilidir.
Ancak sınır dışında da olsa İsrail’in güdümünde hareket ediyor olması yine de bir tehdit niteliği taşıması ve dış operasyonlara harcanan savunma bütçesi bu süreci gerekli kıldı.
Ve nihayet terörsüz Türkiye hedefinde önemli bir aşamaya gelindi. İki yıllık süreç boyunca verilen çaba şimdi uygulama boyutuna geçiyor. PKK terör örgütünün feshinin hukuki işleyişini belirleyecek çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçerek, yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Şunu bilmek önemli söz konusu yasa teklifi, genel af niteliği taşımıyor, ceza indirimi öngörülüyor ama terör saldırılarından ceza alanları ve örgüt elebaşını kapsamıyor. Ayrıca yasa teklifi, geçerliliğini 6 ayla sınırlıyor. Bu süre içinde örgüt mensuplarının başvurusu esas alınıyor. 6 aylık süre içinde örgütün tüm unsurlarıyla ve tüm silahlarıyla sonlanması isteniyor. Bu süre içinde devlet, cumhurbaşkanı yardımcısının başkanlığında ilgili bakanlıkların katılımıyla oluşacak kurulla süreci takip edecek ve buna göre tespit yapacak. Teyidini ve dolayısıyla onayını Milli Güvenlik Kurulu (MGK) yapacak. Sonra yasa işlemeye başlayacak.
Her şeyden önce ifade edilmelidir ki, bu yasayla terörle mücadele kanunu ortadan kalkmıyor. Devletin nitelikleri ve milletin değerleri zedelenmiyor. Seçime, oy hesabına dayalı dar parti çıkarları gözetilmiyor. Şehit yakınları ve gazilerimizin incinmemesi için büyük titizlik gösteriliyor.
Aslında gelinen bu nokta emperyalizmin mağlubiyetidir. Emperyalizm başaramadı emperyalizm yenildi. Unutulmamalıdır ki; emperyalizmde yenilir. Hedefe koyduğu ülkenin bileğini bükebilmek için birçok kez dener ancak sonunda bükemediği eli tamamen kaybetmemek için bu kez elini uzatır yeni ilişkiler geliştirmek ister. Şimdilerde emperyalizmin Türkiye’ye yönelik durumu tam da budur. Ancak o eli kaptırmamak için hep tetikte olmak gerekir.
Gelinen nokta Türkiye bölgesinde ortaya koyduğu güçlü iradesiyle emperyalizmin alanını daraltmış, uzantısı olan terör örgütünün münfesih haline gelmesini sağlamıştır. Bu tablo her kim düşünürse düşünsün dar parti çıkarlarına, oy hesaplarına kurban edilememesi gerekir.
Politik alanının silahtan, şiddetten, terörden arındırılarak, seçmenin hukukun korunması, özgür iradesinin zedelenmemesi esastır. On yıllar boyunca terör örgütü siyasi koluyla, her seçim döneminde siyasi alana izini, gölgesini yansıtıyordu.
Son dönemde ise özellikle bazı muhalefet partileri, iktidar olabilmek için bu tabloya ya sessiz kalıyor ya da çoğu zaman oy hesabına dayalı olarak yararlanmaya çalışıyordu. Bu durum siyaset alanını zedeliyor, demokrasimize zarar veriyordu.
Şimdi bu tasfiye süreci doğru bir şekilde sonuçlanırsa, tüm bu sorunlar yanında teröre karşı mücadelede trilyonlarca dolarlık harcamalar sona erecek. Türkiye bütçesinin 1,5 katı olan 2,3 trilyon dolarlık bu kaynak Türkiye’nin üretim gücünün artmasına, kalkınmada yükselişine halkın her ferdinin refah hanesine olumlu yansıyacak.
Artık doğu ve güneydoğu Anadolu’da geceler gündüz gibi yaşanıyor. Bu durum sanki on yıllarca kayıp giden gündüzlerini yaşamak için, onun telafisi gibiydi. Zira geçmişe dönüp baktığımızda çocuklar boyu kadar silahlarıyla örgütün talimatıyla esnafa kepenk kapattırıyordu. Şiddetin, akan kanın durduğu, silahların sustuğu, yüreklerdeki biriken coşkuyla halaylara kalkıldığı geceler bile artık gündüz kıvamındadır.
Biz bu ülkenin geleceği ile ilgili hayallerimiz ve düşlerimizi hiç eksiltmedik. Bu toprakların hiçbir zaman kir ve pas tutmayacağına olan inancımızı yitirmedik. İç cephemizin hiçbir kirli dış elle dağıtılamayacağı duygu ve düşüncesine yaslanmaktan vazgeçmedik.
Hep şuna inandık; Benim Çanakkale’de Gelibolu’da, Galiçya’da, Hicaz cephesinde ve sonrasında istiklal mücadelesi ruhuyla emperyalizme karşı Türk kardeşiyle mücadeleye giren cesur ve inançlı Kürt kardeşim sömürgecilerin emperyalizmin ve soykırımcı Siyonizm’in aparatı, piyonu olmayacaktır. Olursa o zaman net ifade ediyorum ki Kürt kimliği tartışmalıdır.
Ve nihayet geldiğimiz noktada milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme süreci, ülkemizi yeni bir eşiğe taşırken beraberinde terörü tamamen ülke gündeminden çıkartan terörü bitiren ‘’ölüm öpücüğü’’ olacak…
Ülke siyaseti, neredeyse son iki yıldır ” mutlak butlan” düzlemi üzerinde ana muhalefetin kendi iç çekişmelerine sahne olurken aynı zamanda koltuk mücadelesinin getirdiği ayrışmayla iktidarın alternatifi olmaktan uzaklaştığına tanıklık ediyoruz.
Bir tarafta ahlaki ve siyasal yozlaşmanın her türlüsünün hâkim olduğu ve bunun olağan görüldüğü, aslında ”görülmek zorunda kalındığı’‘ bir Özgür Özel CHP’si…
Diğer tarafta ise arınmanın temizlenmenin zorunlu olduğunu bu durumun 103 yıllık partiyi uçuruma sürükleyebileceğini bu yükle mesafe alınamayacağı düşünen Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si…
Mutlak butlanla CHP’nin başına yeniden gelen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu partinin temizlenmesi gerektiği teziyle ‘’arınmayı’’ dolayısıyla siyasal ahlakı öncelerken Özgür Özel tarafı ise ‘’üç maymunu’’ oynayarak son bir buçuk yılda hiçbir şey olmamış yaşanmamış gibi işi arsızlığa vurup muhakeme ve mukayeseden yoksun kitlesine iktidar karşıtlığını kullanarak yaşanan durumu yok saymaları gibi bir tercihi dayatmıştı.
Ve nihayet beklenen kopuş geldi ve CHP içindeki bu iç mücadele ‘’YENİ Parti’’ logosuyla Özgür Özel liderliğinde 91 milletvekiliyle ana muhalefet partisi olarak siyasette yer almasıyla neticelendi.
Soru şu: YENİ Parti, üzerindeki bu defo ve kir ile siyasette uzun soluklu bir parkurun koşucusu olabilir mi?
Özgür Özel ve arkadaşları; ünlü İtalyan devlet adamı, yazar Niccola Machiavelli’nin ünlü ‘’Prens’’ adlı eserindeki tezi üzerinden hareketle; “Amaca ulaşmak için siyasetin ahlaktan bağımsız, realist ve amaca odaklı olması gerektiğini bizzat amacın kendisinin kullanılan araçları meşru kıldığını, siyasette ahlaki araç ve ilkelerin işlevsiz olduğu ve esas belirleyici faktörün amaç olduğu” üzerinden yol yürümeye çalıştığını görüyoruz.
Machiavelli, savunduğu tezinde gerek devlet gerekse siyasetin her alanında amaca giden yolda, amaca yönelik tüm araçları meşru ve makul sayarak asıl olanın değer ve ahlaktan ayrı “amacı” safi sonuç alma olarak değerlendirmiştir.
O zaman şunu söyleyebilir miyiz?
Siyasete Makyavelist pencereden bakıp siyasal ahlakı yok sayarak “amaca giden her şey mübahtır” anlayışıyla siyaseti sadece ‘’ sonuç alma sanatı’’ olarak değerlendirirsek Özgür Özel ve ekibinin YENİ Parti altında hiçbir şey olmamış gibi davranarak siyasal varlığın sürdürülebilmesine yönelik çabanın ahlaki olmasını bir tarafa bırakalım ülkenin köklü ve uzun soluklu bir siyasi partisi olabilir mi?
Oysa, ünlü siyaset sosyoloğu Emile Durkheim; Siyaset ahlâkının, insanların siyasette nasıl davranması gerektiğini, siyasal davranış ahlâkı olarak da adlandırırken, bir toplum için ahlâk ne kadar önemli ise demokrasinin en önemli aracı bir kurum olarak siyaset için de son derece önemli olduğunu, aynı zamanda sosyal bir kurum olan siyasi partilerinde ahlâk disiplini olmadan siyasette uzun süre yaşamayacağını ifade etmeye çalışmıştır.
Özetle siyasette mesafe almak adına; yolsuzluk, rüşvet, cinsel istismar gibi ahlaksızlık odaklı iddiaları yok sayarak veya görmezden gelerek kısacası toplumsal ve siyasal ahlakı yok sayarak hedefe yürümeye çalışmak ahlaksızlığı sıradanlaştırırken hem toplumsal ahlakı hem de siyasal ahlakı yozlaştırmayacak mıdır?
Dolayısıyla bu yozlaşma düzleminde hayat bulması düşünülen Özgür Özel liderliğinde Ekrem İmamoğlu kontrol ve vesayetinde kurulan YENİ Parti belki başlarda rağbet görebiliyor gibi izlenim verebilir ancak uzun soluklu bir takvimle uzun mesafeler alabilmesi mümkün değildir.
Zira bundan sonra üzerinde yürüyecekleri siyasal düzlem, birçok şaibenin yer aldığı koşullar düşünüldüğünde bu ağır yükü taşıyamayacak kadar hassas ve kırılgandır.
Bir partiyi hem de ülkenin 103 yıllık en eski partisini bu ağır yükün altına sokan bu günahın müsebbibi, hayatının hemen her aşamasında sapak yollarda yol yürümeye alışmış hatta bunu hayatında sıradanlaştırmış özünde CHP ile doku uyuşmazlığı olan Ekrem İmamoğlu gerçeğidir.
Çok değil 2023 seçimine kadar Kılıçdaroğlu’nun manevi oğlum dediği aileden biri sayılacak kadar aile ve partiye nüfuz etmiş bir kişilik düşünün, bu kişilik gün geliyor belediyenin akçeli işlerini kullanarak kendisine manevi oğlum dediği adama ihanet ediyor ve genel kurul delegelerini satın alarak partiyi ele geçiriyor.
Sonrası malum delegeler müzayedesinde yüksek membalar ile satın alınan bu delege pazarlığına karşı dava açılıyor ve mutlak butlan ile 38. Olağanüstü kurultay yok hükmünde sayılarak Kılıçdaroğlu dönemi yeniden göreve geliyor.
Gözümüzün önündeki bu yaşananlar karşısında şu soruyu sormak gerekiyor.
CHP Beylikdüzü ilçe başkanı olmadan önce kaz gelen yerden tavuk esirgenmez misali akçeli işlerle AK Parti kapısını defalarca kez aşındıran ancak yüz bulamadığı için CHP’ye yamanan Ekrem İmamoğlu, gerçekte 103 yıllık CHP’ye çöküp partiyi ele geçiren sonra da parça pinçik eden bir Truva atı mı?
CHP’nin şu an yaşadığı gerçekler düşünüldüğünde İmamoğlu’nun işleri kılıfına uydurup tere yağdan kıl çeker gibi partiyi ulufe dağıtarak ele geçiren bir Truva atı olduğunu söylüyor.
Daha önce de CHP’den ayrılıp parti kuranlar oldu en yakın örnek Muharrem İnce’nin Memleket Parti’siydi ancak daha öncekilerde dahil hiç birisi bu kadar etkili bu kadar çökertici olmadı.
Ancak her ne yaşanırsa yaşansın CHP, CHP’dir. Kabul edelim etmeyelim 103 yıllık kadim geçmişiyle sadece ülkenin değil dünyanın en eski en köklü kimlik ve kitle partisidir. Peki CHP’yi bir asırdır ayakta tutan nedir derseniz?
Cevabı ben vereyim. Yolsuzluk, rüşvet, kamu mallarına tevessül etmeme iradesidir. Zira CHP’nin 103 yıllık geleneğinde İsmet İnönü’den Bülent Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Kemal Kılıçdaroğlu’na tüm bu isimleri yönetimiyle birlikte yolsuzluk, irtikap, rüşvet vb. gibi ahlaksızlıklar ile özdeşleştirebilir yan yana getirebilir misiniz?
Zaten bunlar olmuş olsaydı bu parti bir asrın üzerinde ayakta kalamaz çoktan partiler çöplüğünün müdavimi olurdu. 1950’den bugüne geriye dönüp baktığınızda Demokrat Parti’den Adalet Partisine, Anavatan Partisinden Doğruyol Partisine tek başına iktidar olan sağ partilere bakıldığında bugün yok olmalarının en önemli nedeni devleti soyup soğana çeviren ”yolsuzluk” gibi şaibelerin muhatabı olmalarıydı. Ancak CHP’nin en büyük hatası ”laiklik” adı altında toplumsal ayrışmanın kutuplaşmanın sebebi olmasıydı. Zaten bunun için kabuğunu kıramadı ve %25 tabana sıkıştı. CHP işte düne kadar yolsuzluk usulsüzlük gibi ahlaksızlıkların muhatabı olmamasından dolayı 103 yıldır varlığını korumuş partiyi ayakta tutmuştur.
Belki Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarısız bulabilir eleştirebilirsiniz. En büyük talihsizliği Erdoğan gibi 40 yılını siyasete vermiş güçlü bir siyasi karakterin onun döneminde siyasette var olmasıdır. Muhalefette kim olsa aynı akıbeti yaşayacaktı. Birisi çıkıp ” yerel seçimlerde AK Parti’yi yendik birçok belediye kazandık” diyebilir. Şunu unutmamak gerekiyor, CHP’ye kazandıran %25’lik kendi seçmeni değil 2023’de devleti güvenmeyerek muhalefete teslim etmeyen ancak 2024’te ders vermek adına %10 gibi sandığa gitmeyen gidenlerinde AK Parti’ye oy vermediği AK Parti’nin kilit seçmen kitlesi ” emeklilerdi.”
Konuya dönecek olursak yaşanan bu yapay sarsıntılar ile kırılan fay hatları siyasette şu an CHP için büyük bir dip dalgayla gelen bir tsunami etkisi yaratıyor gibi görünse de elbette ki 103 yıllık partinin kimlik ve kitle potansiyelini yok etmesi mümkün olmayacaktır.
Peki İmamoğlu vesayetinde, arınmayla yüzleşemeyen yüzleşmekten kaçan adından başka hiçbir yeni tarafı olmayan YENİ Parti ne yapar, derseniz…
Benim öngörüm önümüzdeki siyasal mücadelesinde hep yüzlerine vurulacak kirden arındırılmamış defosu ile Türk siyaset güzergâhında uzun soluklu bir parkurun koşu müdavimi olamayacağı gerçeğidir.
Neden mi?
Birincisi partinin uzun soluklu bir yürüyüşü için güçlü bir nefes, güçlü bir nefes içinde kir ve kurum bağlamamış temiz bir ciğere ihtiyaç olması…
İkincisi ise Özgür Özel’in liderliğindeymiş görünen partinin gerçekte Ekrem İmamoğlu vesayetinde olması…
Yani YENİ Parti’nin geleceğini rahmetli ninemin sözüyle ifade etmem gerekirse rahmetli ninem: ‘’Oğlum sokma akıl anca yedi adım gider” derdi.