a
Behzat Tahir

Behzat Tahir

07 Mart 2026 Cumartesi

Yeni Tehdit Türkiye

Yeni Tehdit Türkiye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu kavram son zamanlarda özellikle İsrail-ABD’nin askeri ve siyasi cephesinde yüksek perdeden dillendirilmeye başlandı bile.

Özellikle İsrail ordusunda geçmişte görev yapmış bazı yüksek rütbeli askerlerin son günlerde sıkça dillendirdiği ‘’yeni tehdit Türkiye’’ algısını, İsrail kamuoyunun da dışına çıkarak ABD’de bazı yüksek rütbeli ABD’li askerler yanında temsilciler meclisi ve senatodaki bazı siyasilerce de sıkça ifade edildiğini görüyoruz.

Tabi bunda en önemli etken Türkiye’nin özellikle son 20 yılda değişen ve dönüşen yüksek askeri potansiyeli olduğunu anlamak gerekiyor.

Özellikle kara savaşlarındaki üstün yeteneklerini son yıllardaki hava ve deniz gücüyle de tahkim ve teçhiz eden Türkiye, sadece bölgesinde değil dünyada da görünür bir güç olmaya askeri, siyasi ve diplomatik alanları iyi kullanarak gittikçe belirginleşen bir güç olarak İsrail başta Türkiye’yi hasım gören bazı ülkelerin bu gücün olabildiğince farkında olduğunun bilinmesi gerekiyor.

Gelinen noktada İsrail- Yunanistan- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üçlüsünün birleşik savunma konseptleri üzerinden Doğu Akdeniz’deki iş birlikleri, Güney Doğu Asya’da Türkiye’nin Hindistan karşısında Pakistan’a destek vermesinden dolayı İsrail-Hindistan stratejik iş birliği gibi yeni yapılanmalar Türkiye’nin güç potansiyeli doğrultusunda simetrik olarak gelişen iş birliği örnekleridir.

İşte Türkiye’nin bu üstün güvenlik mimarisi doktrini dosta güven verirken düşmana da korku veren  en önemli argümanı.

Son 7-10 yılın bölgesel ve küresel olayların hareketli takvimine bakıldığında örneğin, bu üstünlüğün saha yansımasını daha önce neredeyse tüm batının ve Rusya’nın  desteklediği Libya’nın doğusunu kontrol eden General Hafter’e karşı Libya’da, 44 günlük Ermeni-Azerbaycan savaşında Karabağ’da ve son olarak Baas rejimini deviren halk devrimini destekleyerek Suriye sahasında dosta düşmana ispat eden, düşmanlarının gecelerine katran döken Türkiye, İsrail’in kendi coğrafyasında ‘’ varoluşsal tehdit’’  algısı olarak anlaması için yeterli bir argümandı.

Başta İran olarak etiketlenen bu varoluşsal tehdidin yönü İran’ın sahada hırpalanmasıyla yön değiştirerek yeni aktör Türkiye, güçlenen anatomisiyle İsrail’e sırtlan tedirginliği yaşatırken aynı zamanda İsrail’in yeni korkulu rüyası yeni tehdit sahası olmaya başladı bile.

Artık İsrail’de biliyor ki düne kadar her istenilenin dayatıldığı ve kendine tehdit olmaktan çok uzak edilgen Türkiye’den gerektiğinde haklılığını dayatan etken yapıya geçiş yapan sadece bölgesinde değil bölgesi dışında da rol kapan rol değiştiren özne ülke konumuna geldi.

İsrail korkmalı mı?

Elbette korkmalı…

Sadece kendi topraklarıyla yetinmeyen temel motivasyonu metastaz yapmış bir kanser hücresi gibi yayılış gösteren İsrail, kan gölüne çevirdiği orta doğu coğrafyasındaki cürmünün bedelini ödemelidir.

Peki İran, emperyalistlerce kendisine ödetilmeye çalışılan bedel karşısında bu coğrafyada yaptıkları düşünüldüğünde çok mu masum?

Öldürülen Ali Hamaney’in İran Şia’sı, 13 yıl boyunca Suriye’de Beşar Esat’la birlikte 800 bin Sünni Müslümanın kanına girmiş Esad’ın Şebbiha denilen Alevi kökenli sivil ve suçlulardan oluşan paramiliter milislerince Sednaya   hapishanelerinde tecavüz ettiği Müslüman kadınların feryatları nasıl unutulabilir?

Kimyasal silah ve varil bombaları ile katledilen 40 bin çocuk ve uzuvları kopan 30 bin çocuğun feryatları İran’ın suçlarını örtbas edebilir mi?

44 günlük Karabağ savaşında can Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ı destekleyen Türkiye’ye karşı İran PKK’SI PJAK’ı destekleyen İran rejiminin yaptıklarını unutmak mümkün mü?

Mezhep taassubuyla kör olmuş İran Şia’sının günahları saymakla bitmez!

Ancak biz Türkler, bize neredeyse yarım asırdır düşmanlık etse de komşuluk hukukunu hiçe sayamıyoruz Müslümanlar arasına nifak tohuma serpmeyi vazife edinmiş bu çürümüş zihniyete elimizi uzatıyor Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hep söyleyegeldiği ifadesiyle ‘’ Bizim Sünnilik diye bir dinimiz yok bizim Şiilik diye bir dinimiz yok, bizim tek dinimiz var oda İslam’dır.’’ diyerek İslam ülkelerine sapkın rejimlerini ihraç etme gayretleri yerine tevhide, birliğe, beraberliğe  komşuluk hukukuna davet ediyor.

Ancak İran’ın kendi insanının refahını korumak ve büyütmek yerine ‘’ Şii hilali’’ paranoyası ile kendisi dışındaki coğrafyalara Şia rejimini ihraç etme motivasyonu ile hareket ederek komşuluk hukukunu yok saymaya devam ettiğini gördük ve görüyoruz.

Geldiğimiz noktada İran mı İsrail ve ABD’mi derseniz yine komşuluk ilişkisini öne çıkartarak ve güçsüzün yanında olmak ve tüm yaptıkları pahasına yine de ‘’İRAN’ın’’ yanındayız diyor İsrail içinse bir gün gelecek o gün için de ‘’ sizi bekliyor olacağız’’ diyoruz.

 

 

 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.