07 Mart 2026 Cumartesi
Bu ülkede gerek siyaset sosyolojisi ve gerekse siyaset psikolojisi olarak toplumsal izdüşümün bir yansıması olarak yaşadığımız her şey aslında bir ‘’değerler mücadelesidir.’’
Yaşam biçimi olarak kendi inanç, ahlak, kültür ve yaşam tarzı olarak kendi değer setlerimiz üzerinde yaşam tezini öne çıkarmak veya kendi değer setlerimizi inkâr ederek her yönüyle batı değer setleri üzerinde bir yaşam biçimini kendi yaşam biçimimiz olarak öne çıkarmak…
Bugün siyasetten toplumsal etkileşime yaşadığımız her şey bu iki farklı değer setlerini öne çıkarma ve bunun üzerinden siyaseti ve toplumsal yapıyı şekillendirme çabasıdır.
Buna sosyoloji literatüründe ‘’paradigmalar mücadelesi’’ diyoruz.
Bu mücadele yüzyıl önce de vardı bugün de var yarın da var olmaya devam edecek.
Bu mücadele toplumsal alanın bütün mecralarında kendini hissettirse de pratikte en etkili olduğu alan olan politik mecrada daha etkin gerçekleşme imkânı bulmuştur.
Yani fikri değerlerin en önemli enstrümanı olan politika, düşünce kavramının demokratik çerçevede toplumsal bünyeye enjeksiyonu yönüyle her daim en kullanışlı araç olagelmiştir.
Politika en kullanışlı araç olarak bazen belli vesayet odakları tarafı bazanda bu vesayet odaklarına stepne vazifesi gören entelektüel çevre bu amaca aracı olmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarına bakın! Rejim yeniden inşa olurken okuma yazma oranı düşük bir toplum olarak bir nebze okumuş kesim devlet hizmetine alınmış ve bu kesim üzerinden tek parça monolitik bir toplumsal yapı, fikir hiyerarşisi bağlamında da tek renkli monokromik bir fikri değer oluşturulmaya çalışılmıştır.
Toplum o günden düne kadar, devlet iktidarını her daim elinde tutan ve iktidarın getirdiği nimetleri kullanarak kanlanan ve sermaye zümresini temsil eden ‘’ mali oligarşik’’ yapının sahibi seçkin ‘’ Beyaz Türkler’’ ile bunların dışında kalıp iktidarın ve gücün dışında tutulan vasıfsız ve gereksiz çoğunluk olarak kabul gören ‘’ötekiler’’ şeklinde kategorize edilmiştir.
Bu zihniyetin aydın geçinen kesimini temsil eden entelektüel elitistler, her daim kendilerini iktidara namzet saymışlar kendileri dışındaki oluşumları ise hep kifayetsiz ve hakir görerek bunları çoğulcu demokrasiye geçildiği 1946 ve iktidarı kaybettikleri 1950’li yıllara kadar sadece şekli demokrasinin bir aracı olarak kabul etmişlerdir.
Yani düne kadar, nüfusun yüzde yirmi beşini oluşturan kesim yüzde yetmiş beşi yönetmiştir. Entelektüel despotizmin tahakkümünün hissettirildiği bu durum sosyolojik literatürde ‘’ demokratik elitizim’’ yani seçkinlerin demokrasisidir.
İktidarın el değiştirmesiyle bugün dahi devam eden, bünyede hazımsızlık sendromu oluşturan sindirim zorluğunun sebebi bu izdüşümünün siyasal mecraya yansımasıdır.
-Geçmişte yaşanan 1960 ihtilali ve Adnan Menderes’in idamına giden yolu bundan ayrı düşünmemeliyiz.
-1970 ve ara dönemlerde yaşanan birçok muhtırayı,1980 ihtilalini,28 Şubat’ı, 27 Nisan 2007’de yaşanan cumhurbaşkanlığı krizini, 2010 yılında cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesine yönelik referanduma karşı duruşu bu anlayışın pratize ettiği siyaset mühendisliğinin projeksiyonundan farklı düşünmemeliyiz.
Veya 15 Temmuz darbesine cüret eden cuntacıların bu cüretkarlığına darbe tehlikesinin paratonerize edilip etkisizleştirilmesine kadar ki sürede acaba darbe başarıya ulaşabilir mi beklentisiyle sessiz kalarak zımni olarak destek veren bilindik çevrelerin bu duruşunu bu mantalitenin tezahüründen farklı düşünmemeliyiz.
Mesela 15 Temmuz’u iyi analiz ederseniz meydanlarda haykıran, tankların altına yatan ve şehit edilenler her daim köşe başlarını tutmuş bir avuç sözde entelektüel azgın azınlık değil bu ülkede dünden bugüne zenci muamelesi görmüş vatanını karşılıksız seven işçi, memur, çiftçi, esnaf çocukları gibi toplumun ezilen aşağılanan insan profili görürsünüz.
Son yirmi yılda bu kesimlerin her alanda ‘’muktedir olma’’ potansiyelleri yavaş yavaş avuçlarının arasından kayıp gitse de zenginlikleriyle hala ülkenin kazanımlarından en fazla faydalanan kesim olma özelliklerini dünden bugüne biriktirdikleri büyük sermaye varlıklarıyla devam ettirdiğine şahitlik edersiniz.
Yaşadığımız son yıllardaki yüksek enflasyon sonuçlarından en fazla etkilenenlerin; yaşadıkları geçim sıkıntılarına rağmen ‘’yeter ki devletim’’ ayağa kalksın ben bir şekilde idare ederim diyen düşük veya orta gelirli kesimlerin ‘’ötekileştirilen ötekiler’’ olmasına rağmen bugün de yine en fazla bağıranların güçlü ‘’sermaye birikimleriyle’’ düne kadar sermayeyi elinde tutan TÜSİAD gibi bu sermaye kesimlerinin ya da kendini aydın sayan sıradan vatandaşı kendi zihin dünyalarında küçük gören bu düşünceyi temsil eden ‘’seçkinci demokrasi’’ aşığı ‘’ entelektüel zorbalar’’ olduğunu görürsünüz.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.