Bu tarih Türkiye’nin 1960’dan bugüne darbelerle test edilen kırılgan demokrasisi için son kritik eşiktir.
Zira bu tarihten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ülkenin hükümet sistemi başta; savunma konsepti, istihbarat yapısı kısaca güvenlik mimarisi tümden değişecekti. Terörle mücadelede güvenlik bürokrasisi kendi içindeki safralarını atarak savunma konseptinden taarruz konseptine geçilirken , terörün kuluçka merkezlerinde yok etme stratejisiyle istihbarat yapımız, kendi içindeki temizliğini yapacak, o güne kadar sadece içeride ve dışarıda istihbarat toplama işlevini gören istihbarat bürokrasisi artık TSK ile birlikte hareket edeceği entegre dış operasyonlar yetkisi de kazanacak, terörü dışarıda kaynağında yok etme bataklığında kurutma stratejisine ilk adımını atacaktı.
Halkın demokrasiyi çıplak elleriyle savunduğu o gün 15 Temmuz Cuma, haftanın son iş günüydü. Saat sekiz gibi erken yatmıştım. Zira gün boyu Toroslar TM’ye atama talebimi reddeden TKGM’ye idari yargıda bir dava açma hareketliliği yaşamış dolayısıyla yorulmuş erken yatmıştım. Gece yarısı birbiri ardına telefonlar çalıyor çok yorgun olduğum için sabah cevap veririm düşüncesiyle bakamıyordum. Çalan telefonların üstünden fazla geçmedi ki odaya heyecan ve endişeyle karışık eşim ve büyük kızım girmişti.
O zamanlar henüz 15 yaşlarında olan kızım Aleyna gençliğinin verdiği telaşla olsa gerek heyecanla: ‘’Baba kalk darbe yapılıyor, sen hala ne yatıyorsun. Cumhurbaşkanı Erdoğan televizyonda millete sesleniyor’’ diye bağırıyordu.
O an başımdan kaynar sular döküldü sanki. Yorgunluğun ve uykusuzluğun ağırlığından olsa gerek uykuyla karışık ayakta durmakta zorlanıyor sağa sola yalpalayarak sersemlemiş bir şekilde televizyonun olduğu salona giriyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, CNN Türk’te Hande Fırat’ın telefonundan facetime ile sesleniyor, milletini sokağa davet ediyordu.
O ara kızım Aleyna yine haykırıyor: ‘’Baba ne duruyorsun Cumhurbaşkanı Erdoğan herkesi sokağa çağırıyor ne duruyoruz haydi bizde çıkalım diyor.’’
Aleyna’nın bu bağırtısı beni kendime getiriyor. Lavaboya geçiyor abdest alıyor, iki rekât namaz kılıyorum. Ve çıkıyoruz zifiri karanlık gecede ne olacağımızı başımıza ne geleceğini düşünmeden Mersin Cumhuriyet Meydanına…
Millet akın akın alana giriyor. Etrafa şöyle bir göz gezdiriyorum. Oraya akın akın gelenler bu devletin dününde bugününde her tehlike anında canı pahasına her daim çilesini çeken orta ve düşük gelirli bu ülkenin kaymağını yiyen kesimlerin sırtına bindikleri kara kuru insanları. Biraz daha dikkatlice bakıyorum tanıdık birileri var mı diye gelenler AK Parti’li veya MHP’li ülkücü kesimin bazılarını yakından tanıdığım siyasetin tabanında yer alan Torosların yukarı dağ köylerinden Toros taksisinden, traktörlerine üstü açık kamyonlarla ellerinde Türk bayrakları o an altlarında ne varsa atlayıp ne olacaklarını başlarına ne geleceğini düşünmeden Cumhuriyet meydanına akan insanları görüyorum. Etrafı dolaşıyor etrafı taramaya devam ediyorum. Sol cenahtan birçok tanıdığım insan olmasına rağmen tanıdık tek bir kişi dahi göremiyorum.
Milletin kaderinin test edildiği o gece AK Parti’nin bazılarını tanıdığım ilçe başkanlarını ve dönemin il başkanını arıyor o ara gözüm. Zira bizler sıradan bir vatandaşlar olarak oradaysak onların da mutlak suretle orada olmaları gerektiğini düşünmeden geçemiyorum o an. Maalesef partiden dönemin elit yöneticilerinden o gece Cumhuriyet meydanında kimseyi göremiyorum. Kanaatim odur ki o gece bu siyasi kişilikler birçoklarının yaptığı gibi darbenin gidişatını seyrini beklediler sokağa çıkmak için.
Bekliyoruz yüzlerce insan ellerimizde Türk bayrağı istiklal marşını haykırarak gün ağarana kadar. Artık gün ağarmaya başlarken darbe tehditi ortadan kalkmış gibi görünüyor. Hemen yakın bir bankamatiğe uğruyorum para çekmek için. Ancak bankamatikte para yok. Yakın çevredeki birkaç bankamatiğe daha uğruyorum, yine para yok. Bugün bile hala idrak edemiyorum. Ülkemin sıradan insanları darbe gecesi sokaklarda meydanlarda şehit olup uzuvlarını kaybederlerken bir kesimden insanların bankamatiklere koşacaklarına veya marketleri yağmalayacaklarına düşünemiyorum.
O sırada bir gence yaklaşıyor soruyorum: ‘’Delikanlı bu bankamatiklerin hiçbirinde neden para yok?’’ Genç bana dönüyor birazda tebessümle şunu söylüyor: Abi haberin yok mu?
Millet, darbe var diye bankamatiklere hücum etti. Hatta marketlerde yiyecek bırakmadılar. O zaman anladım ki bizim gibi insanlar meydanlarda darbeye karşı haykırırken, zengin güruh bankamatiklerde ve marketlerde yağma peşindeymiş. Sonra zaten yakın olan Cumhuriyet meydanına tekrar dönüyorum. Güneş tepeye epeyce yükselmiş darbe tehditi savuşturulmuş 7 Ağustos’ta ‘‘Yeni kapı ruhu” ile cumhur ittifakı adı altında bütünleşecek olan partilerin il ve ilçe başkanları nihayet etrafında bir grup insanla alana yavaş yavaş girmeye başlıyor.
O gün milletin sıradan sessiz çoğunluğu beşinci kol hain darbeye karşı, bedenini canını ortaya koyarak darbecilere karşı bir sivil darbeyle karşılık verdi. Millet, Türk demokrasi tarihinin alışılagelmiş boyun eğme standardına, karşı duruşla yeni bir standartla cevap verdi. Ezberleri bozarak alışılagelmemiş bir sivil demokratik duruşu tescil ettirdi.
Bu açıdan 15 Temmuz, Türk demokrasisi açısından bir milattır. Bu tarihten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Artık hiçbir askeri veya sivil güruh cunta hayali ile ilgili rüyalar göremeyecek. Millete tepeden bakarak iktidar hakkının kendisine ait olduğunu sanan, kendisi dışındaki büyük kitleleri gereksiz, sadece belli dönemlerde demokratik teamüllerin gereğini yerine getiren kuru bir kalabalık olarak niteleyen bu bir avuç seçkinci anlayış artık bu düşüncesini hayata geçirecek hayaller dahi kuramayacak. Artık siyasal hiçbir grup sırtını askeri veya sivil belli güç odaklarına dayayarak iktidara gelirim hevesi içinde olamayacak. İşte bu tarih tüm bu anlayış ve heves içinde olanların heveslerinin kursaklarında kalması bakımından dolayı önemlidir.
Ve bugünü dünden farklı kılan en önemli husus ise, halkın darbelere karşı geliştirdiği olgunlaşma ve karşı koyma realitesidir. Ancak bunu tek başına ele almak, darbe açısından bu anlayış tek başına yeterlidir demek zincirin halkalarını eksik bırakır. Zira geçmişte cesur ve dik durabilen bir lider olsaydı, belki geçmişteki darbe ve muhtıralara yaşamayabilirdik. Liderlik vasfının önemli olduğunu hep söylerim. Mesela bu hadiseye tersinden bakacak olursak bugün dik duran ve milletini organize eden bir cumhurbaşkanı olmasaydı yapılan darbe belki de amacına ulaşabilirken, ülke olarak ipi emperyalistlerin elinde tasmalı bir ülke olabilirdik. Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla darbe kalkışmasının 9.yılında 251 şehit ve 2193 gazimize borçlu onlara her yönüyle minnettarız.
Bu vatan için bedel ödeyen şehit olan vatan evlatlarına Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlıklı, huzurlu bir hayat diliyorum.
Ufkun Efendileri…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.