Daha önce de vardı elbette ancak son iki yıldır ülkemiz görülmemiş bir siyaset kirlenmişliği yaşıyor.
Öyle bir kesim var ve ortalığı öyle bir velveleye veriyor ki yalancılık, kepazelik, ahlaksızlık diz boyu…
İnsanların gözüne baka baka bir insanın bunları söylemesi için ya suratının kasap süngeriyle silinmiş olması ya siyasette ar damarın çatlamış olması ya da arsızlığın dip yaptığı bu durumun artık bir karakter sorunu haline gelmesi ile açıklanabilir.
Üstüne üstlük bir de tüm bunların üzerine histeri düzeyinde siyaseten iktidar açlığınız varsa bastırdığınız bu açlık zaman içinde daha vahim hale gelebiliyor sizi ‘’kanıksanmış yalancılık’’ mecrasına savurabiliyor.
Psikoloji literatüründe ‘’mitomani sendromu’’ diye bir terim vardır. Terim derken bu aslında patolojik bir hastalığı ‘’ yalancılık hastalığı’’ denilen kontrolsüz bir hastalığı ifade eder.
Yani bu hastalığa yakalanan kişi gerçekleri değiştirerek veya kendi gerçeklerini yaratıp insanlara dayatarak toplum içerisinde kişilerin dikkatini çekmek, odak noktası haline gelmek ve bir şeyi örtbas etmek, gizlemek adına kontrolsüzce yalanlar söyler.
Bu yalancılık hastalığına yakalanan kişi için ‘’mitoman’’ yani hastalık derecesinde ‘’ yalancı kişi” denir.
Bu kavramın siyasetteki karşılığı ise ‘’siyasal mitoman ‘’ yani ‘’ siyasal yalancıdır’’
Siyaseti aslında mitomanların hâkim olduğu bir mecra ve bir yalan platformu olarak bildik veya bize öyle öğretildi. Ancak yalanın makinalı tüfek atışı kadar ardı ardına sıkıldığı bir dönemi hiç bu kadar yaşamadık.
Son yıllarda siyasette hiç olmadığı kadar bu tip mitomanlara muhatap oluyoruz. Bu mitomanlar, yalanı öyle arsız ve yüzsüzlükle gerçekmiş gibi söylüyorlar ki yalan makinasına soksan bir noktadan sonra makine artık kendini kasarken kafayı yer ve kendi kendini patlatmak zorunda kalır. Mitomanların diğer bir özelliği de yalancı olduğu kadar bir o kadar da yüzsüz olmasıdır.
Ülke iki yıldır İmamoğlu yolsuzluk iddiası davasıyla uğraşıyor. Adamın resmen İstanbul’un içinden geçtiği ‘’devletin malı deniz, yemeyen domuz’’ klişesiyle İstanbul’u kendi arpalığına çevirdiği söyleniyor. Böyle bir adamı, bırakın sorgulayıp arınmayı, yalanlarla savunur hale gelen bu mitoman zihniyet için hangi sözü kullanmak gerekir bilemiyorum.
Uşak Belediye başkanı kendi pavyonunda çalışan elemanların maaşlarını belediye bütçesinden karşıladığı gibi belindeki havluyla otelde metresiyle basılıp ifadeye çağrılıyor, dönemin CHP kadın kolları genel başkanı üstelik bir kadın olarak, hem cinsine reva görülen bu metreslik durum karşısında çıkıp ‘’biz belediye başkanımızın yanındayız’’ diyebiliyor.
Çok su götüren benzer vakalar Antalya, Manavgat, Menderes belediyelerinde olduğu gibi uzayıp gidiyor ve say say bitmiyor.
Sonra kendi mahallesinde sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi bu kafa yapısı genel başkan ve yöneticileriyle ve hatta parti tabanlarıyla kendine dönüp bakmadan arsızca eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya’yı eleştirebiliyor. Yahu insan, karşısındakini eleştirmeden önce dönüp kendisine bir bakar.
İnsan karşıdakini eleştirmeden önce bu kadar kokuşmuşluğun içinde önce bir kendisine bakar sonra ‘’ben bu eleştiriyi yaparsam millet benim için ne düşünür’’ diye utanç duyar.
Fon olayında AK Parti tabanı da yöneticileri de herkes bu hadiseyi ana muhalefet gibi örtbas, görmezden gelmek hatta sahiplenmek yerine eleştiriyi önceledi ve kadını sosyal medyada linç etti. Bizlerde kim olduğuna bakılmaksızın köşe yazılarımızla veya zaman zaman bir araya geldiğimiz topluluk sohbetlerinde eleştirdik bu ahlaksızlığı…
Bir kez daha şunu gördüm. AK Parti’nin CHP/YENİ Parti’den, ana muhalefetten farkı ve en önemli özelliği her kesimiyle yanlış yapanı eleştirmeden daha öteye giderek acımıyor ve yerden yere vurabiliyor olmasıdır. AK Parti cenahı, yöneticisi ve her kesimiyle biliyor ki yanlışı veya her hangi bir ahlaksızlık yükünü sırtlayıp taşımaya kalkarlarsa bir gün o yükün altında kalacak ve ezilecekler…
Peki adından başka her şeyi eski YENİ Parti öyle mi?
Partiye bulaştırmamak adına olayları ört bas edeceklerini düşünerek toplumdan saklayabileceklerini, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali kendi ayıplarını temizlemek yerine karşı tarafı suçlayarak işin içinden çıkabileceklerini düşünüyorlar. Ancak zaman zaman ifade ettiğim gibi anlayamadıkları şey her zaman karşılarına çıkacak olan bu ‘’defolu’’ ağır yük ile çok uzağa gidemeyecekleri ve bir gün bir yerlere yığılıp kalabilecekleri gerçeğiyle yüzleşeceğidir.
Gelinen noktada YENİ Parti’nin kendi defosu ortada iken şuursuzca iktidar cenahına yüklenmesi neye benziyor biliyor musunuz?
Kanalizasyonu patlayan ve borularından pislik fışkıran kendi mahallesinin, burun direklerini kıran kokusu ortada iken karşı mahalledeki bir evin devrilen çöp kovasının yaydığı koku karşısında kendi mahallesinin kokusunu örtbas edeceğini sanarak, yavuz hırsız misali ortalığı velveleye veriyor olması karşı mahalledeki bu evden şikayetçi olmasıdır.
Bu durum iki kelime ve tek cümleyle ne ile açıklanabilir biliyor musunuz?
‘’SİYASAL PİŞKİNLİK…’’
Samimi Olmayan Gülüşler
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.