Bazen bir resmin belki kitaplar dolusu cümleden daha güçlü ve etkili olduğuna tanıklık edersiniz.
Okulunu yeni bitiren genç doktor adayı, okulunun mezuniyet törenine sırtında bir gaz tüpüyle çıkageldi.
Gözleri hafif ağlamaklı ve ıslaktı.
Orada bulunanların kimileri bu duruma şaşırdı. Ne yapmaya çalışıyordu sırtındaki tüple bu genç.
Kimileri bunu gösteri yapıyor, diye düşündü.
Oysa o genç doktor adayı ne gösteri yapıyor ne de dikkat çekmeye çalışıyordu. O, sadece sırtında onlarca yıllık vefayı babasının vefasını taşıyordu.
Doktor adayı gencin sırtında taşıdığı o yük aslında bir babanın, babasının 22 yıl boyunca sırtında taşıdığı emek ve ekmekti.
Ailesini geçindirmek, çocuklarını okutmak için yıllarca yük taşıyan yüzü kırışmış elleri ve sırtı nasırlaşmış çileli bir adamın bir babanın alın teriydi.
Genç doktor adayı diplomasını almaya giderken de o yükü sırtından indirmedi indiremedi.
Çünkü biliyordu ki o diplomanın sahibi yalnızca kendisi değildi. Yıllarca sırtına tüp taşıyarak kendisini okutan babasına duyduğu saygı ve başarı ortaklığıydı sırtındaki tüp omuzundaki bu ağır yük.
Yaşadığımız dünyada başarı hep bireyselliğe indirgeniyor.
“Ben başardım, ben kazandım, ben yaptım.”
Oysa hiçbir başarının tek kişilik olmadığını biliyoruz.
Zira her diplomanın her başarının arkasında sabah ezanıyla işe giden emekçi bir babanın hikayesi…
Kapalı kapılar ardında bizlerin göremediği ancak kıt ve zor koşullarda kendilerinden kendi isteklerinden fedakârlık yaparak isteklerini erteleyen temizlik veya bulaşıkçılık yaparak ailesine katkı sunmaya çalışan bir annenin hikayesi vardır.
Bugün elde ettiğimiz her makamın her gücün arkasında bir fedakârlık, birikmiş bir sabırla tüketilmiş bir ömür, uğruna emek vermiş bir aile vardır.
Her başarı bize gökten zembille inmiş bize bahşedilmiş bir lütuf sanıyoruz.
Ama bilmiyoruz ki başarıları alkışlarken, arkasındaki o görünmeyen emeği çoğu zaman unutuyor belki yok sayıyoruz.
İşte bu yüzdendir ki o genç doktorun sırtındaki tüp yalnızca bir tüp bir gaz tüpü değildi.
Diplomaya almaya gidilirken sırtlanılan o tüp, bir 22 yıllık bir ömrün bir emeğin ağırlığıydı.
Fedakarlığın, yokluğun yoksulluğun ağırlığıydı.
Belki de en önemlisi, koca bir vefanın ağırlığıydı.
Bizim toplumumuzda da milyonlarca baba aynı yükü taşıyor.
Bu yük pazarda hamallık yapanın tarlada güneşin altında çalışanın madende yerin yüzlerce metre altında ekmek arayanın direksiyon başında gecesini gündüzüne katanların bir fabrikanın ağır makineleri arasında ömrünü tüketenlerin ağırlığıydı.
Onların tek hayali çocuklarının kendi yaşadıkları hayatı yaşamamaları, kendilerinden daha iyi bir hayat yaşaması.
Ancak nereden geldiklerini ve hangi koşulları yaşadıklarını unutmadan…
Ancak ne acıdır ki bazen çocuklar o hedefe ulaştıklarında, geriye dönüp o nasırlı sırtı elleri ve sırtları unutuyor.
Aslında gerçek yücelik ve büyüklük, sen yükselirken seni yukarı taşıyan sırt ve omuzları unutmamak hafızalardan silmemektir.
Bir gün birileri vefa, nedir diye sorarsa…
“Ben buraya tek başıma gelmedim, arkamda elleri ve sırtı nasırlı emek var” diyebilmektir.
İşte genç doktor adayı da bunu yaptı. Sırtındaki yükle diplomasını aldı ama alkışın en alasını o nasırlı sırta o nasırlı ellerin sahibi babasına bıraktı.
Bugün geriye dönüp kendimize sormamız gereken soru şu: Bir başarı veya başardığımız ne varsa, acaba bunu kaç kişinin emeğiyle başardık?
Acaba hangi birimiz bu emek insanlarına ne zaman “İyi ki varsın iki ki babamsın” dedik.
Çünkü bazı babalar sırtlarında tüp taşıyarak, bazıları yerin yüzlerce metre altına girerek, bazıları sırtında hamal sepetiyle çocuklarını geleceğe ulaştırır.
Bunun farkında olan çocuklar o yükü bir günlük olsa dahi omuzlarken herkese dönüp “işte bunlar babam sayesinde” diyebiliyorsa büyür, büyük olur.
ÖLÜM ÖPÜCÜĞÜ…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.