a

3 Saatlik Uyku…

Bu fedakârlık ancak ‘’ insanına, milletine aşık’’ yüksek bir ‘’şahsiyetlilik’’ ile açıklanabilir.

Bizler gibi 50’li yaşları devirmiş olanlar 80’li 90’lı yılları iyi hatırlar.

İmar bankası mevduat yolsuzluğu ile milletin parasını hortumlayıp yurt dışına kaçan Cem Uzan’ları, Abidin Cevher Özden’in Banker Kastelli’sini, Yahya-Murat Demirel’leri hepiniz hatırlarsınız.

Kimin eli kimin cebinde olduğunun tam bilinmediği devlet sisteminin zafiyet yaşadığı, devleti idare edenlerin seçim sisteminin getirdiği koşullar nedeniyle tam bir otorite kuramadan iktidarını devrettiği, iktidarların sık sık el değiştirdiği, devlet otoritesinin toplum olarak hissedilemediği ‘’siyasi ve ekonomik krizli’’ seneler…

2000’li yıllara gelindiğinden yeni bir iktidarın, AK Parti’nin doğuşuna şahit olduk. Başlarda    e- muhtıra ve kapatma davaları ile askeri ve yargı vesayetinin hışmına uğradı. Geçmişte siyasal peyzaj çabaları ile siyasete yön veren iktidarı indirip istenildiğinde iktidar yapan ‘’ yasama-yürütme ve yargı’’ erkinden sonra dördüncü güç kabul edilen medya vesayetinin altında ezilmeye itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.

Ayrıca o yıllar mafyanın en azgın olduğu dönemlerdi ve mafya bitirildi. Bugüne gelindiğinde o karanlık yıllar geride kaldı.

İfade ettiğim gibi bugünlere kolay gelinmedi. Çeyrek asırdır elde edilen başarı ile R. Tayyip Erdoğan  tarafından bir ‘’siyasal miras’’ inşa edildi.

80 yılda yapılamayanı 25 yıla sığdıran hizmetlerle elde edilen bu siyasi miras ‘’ 3 saatlik uyku’’ ile yukarıda bahsettiğim vesayet odakları ile vuruşa vuruşa büyük bedeller ödenerek elde edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 Kasım 2002 yılında iktidara geldiği günden bugüne fiziki yüz ve beden haritasına bakarak dikkatli bir analiz yaptığınızda ne kadar yıpranmış ve çökmüş olduğunu, yıllarca başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış olan rahmetli Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel’i göz önüne getirip Erdoğan’la mukayese ettiğinizde ölümlerine kadar bu eski devlet adamlarının bu kadar kısa bir sürede bu kadar büyük bir değişime uğramadığını görürsünüz.

Millet için milleti için fedakârlık, kaybedilen onlarca yılı telafi etmek için uykudan, konfordan fedakârlık işte böyle bir şey…

Bu fedakârlık ancak ‘’ insanına, milletine aşık’’ yüksek bir ‘’şahsiyetlilik’’ ile açıklanabilir.

Buradan şuraya geleceğim. İki haftadır fon krizi yaşıyoruz.

Sermaye piyasasında olağandışı şekilde manipülasyonlarla yoğun yapılan alımlar neticesinde gerçekte olmayan değeri üzerinde yükselen hisselerin, krizin patlayacağının belirginleşmesi üzerine içeriden gelen tüyolarla bir kısım imtiyaz sahibi nüfuzlu yatırımcılar tarafından çekilmesi sonucu ortaya çıkan mağduriyet durumudur.

Gelinen noktada bugün 45 yaşında olmakla birlikte AK Parti çatısı altında daha 30’lu yaşlarda kendisine bakanlık tevdi edilmiş bir hanımefendinin kendi nefsi arzularının esiri olarak bu 25 yıllık davanın kazanımlarını bir akıl tutulması ve para hırsı ile heba etmeye çalıştığını görüyoruz.

Bu nasıl bir hırstır ki sıradan bir siyasetçi olarak gelebileceğin en iyi yerlere gelmişsiniz. Milletvekili, bakan olmuşsunuz, MYK ve MKYK’da yer alarak genel başkan yardımcısı olmuşsunuz ancak bir tek 25 yıldır dava peşinde koşan sıradan bir parti üyesi kadar dava insanı olmaktan uzaklaşmışsınız yada hiç dava adamı olamamışsınız.

Çeyrek asır boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘’3 bilemedin 4 saatten fazla uyursanız devleti gerektiği gibi yönetemezsiniz, 80 yılda yapılamayanları 25 yıla sığdıramazsınız, bulunduğunuz coğrafyada çara çakala yem olursunuz’’ ifadesine layık olamamışsınız.

Yazık…

AK Parti’nin en büyük özelliği ve muhalefet veya ana muhalefetten farkı, iktidarda olduğu çeyrek asır boyunca lider ve parti tabanınca yolsuzluklara sahip çıkılmaması en ufak bir şayiada parti anatomisine uymayanları doku reddi gereği sistem dışına atmasıdır.

Oysa ana muhalefet partisinin en büyük zafiyeti son iki yıldır şahit olduğumuz üzere bu tür iddia ve usulsüzlüklere kapı aralanması hatta sahiplenilmesidir. Kimisi İBB’yi hortumlama iddiasıyla yargılanırken, kimisi belediye parasıyla pavyonuna eleman temin etme ve metresiyle otelde basılmasına rağmen, kimisi metresiyle belediyeyi hortumlama iddiasına konu olurken, kimisi ise daha 16 yaşındaki kıza taciz ve ölümüne sebep olma iddiasıyla yargı önüne çıkarılmasına rağmen sahiplenilmiş geri adım atılmamıştır. Parti tabanının koşulsuz Erdoğan nefret ve karşıtlığı duygu durum durumu bir siyasi avantaj görülerek  partiye itiraz etmeyeceği,  siyaseti kirletmeleri pahasına sistem dışına atılma gereği duyulmamıştır.

Yukarıda ifade ettiğim gibi işin en enteresan tarafı bu iğrenç durumun sadece parti lider ve  yöneticileri değil büyük oranda taban tarafından da sahipleniliyor, savunuluyor olması bir kısım taban tarafından savunulmasa bile hiçbir şey olmamış gibi görmezden gelinmesi bu vakalar karşısında ölü taklidi yapılıyor olmasıdır.

Hırsızın iyisi kötüsü olmaz. Hırsız, hırsızdır. Kimisi vergi kaçırır hırsızdır kimisi belediyeyi hortumlar hırsızdır kimisi de bugün olduğu gibi fon hırsızlığı yapar o da hırsızdır. Sonuçta hepsi de sapak yollardan vatandaşın cebine göz dikmiş, vatandaşı mağdur etmiştir.

Gelinen noktada iktidar partisi,  lideri ve tabanıyla iyi sınav vermiş, yapılan rezilliği ana muhalefetin yaptığı gibi savunmak bir yana üzerine gitmiş sosyal medyada linçe tabi tutmuştur.

Bundan sonrasında vatandaş olarak hepimizin isteği bu hatalardan ders alınıp sisteminin açıklarının bulunarak buna yönelik tedbirler geliştirilmesi ayrıca düzenleyici ve denetleyici bir kurum olan SPK’nın başında görevli her kim bu mağduriyetin oluşmasına sebep olmuşsa hukuk önünde hesabın sorulmasıdır.

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Ezberci Kuşaktan Düşünen Kuşağa ve PISA…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.